İşsizlik Mart Ayında Geriledi: Atıl İşgücü Oranı Yükseldi

İşsizlik oranı düşse de atıl işgücündeki artış, işgücü piyasasında görünmeyen sorunların sürdüğünü gösteriyor; asıl mesele iş bulmak değil, nitelikli ve sürdürülebilir iş yaratmak.

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 2026 yılı Mart ayı işgücü verileri, ilk bakışta olumlu bir tablo sunuyor. İşsizlik oranı yüzde 8,1’e gerileyerek son dönemlerin en düşük seviyelerinden birine inerken, istihdamda 226 bin kişilik artış dikkat çekiyor. Ancak bu verilerin arka planına bakıldığında, işgücü piyasasında kırılganlığın devam ettiğini gösteren daha derin bir hikâye ortaya çıkıyor. Çünkü manşet işsizlik oranı düşerken, geniş tanımlı işsizliği ifade eden atıl işgücü oranının yüzde 31,5’e yükselmesi, ekonomideki yapısal sorunların hâlâ çözülemediğine işaret ediyor.

Mart ayında işsiz sayısının 96 bin kişi azalarak 2 milyon 873 bine gerilemesi ve işsizlik oranının 0,3 puan düşmesi, yüzeyde olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak bu düşüşün kalıcı ve sağlıklı olup olmadığı tartışmalı. Çünkü aynı dönemde işgücüne katılım oranı sadece 0,1 puan artarak yüzde 52,8 seviyesine ulaşmış durumda. Bu sınırlı artış, iş bulma umudunu kaybeden ve iş aramaktan vazgeçen kesimin hâlâ önemli bir büyüklüğe sahip olabileceğini düşündürüyor. Başka bir ifadeyle, işsizlikteki düşüşün bir kısmı, insanların iş bulduğu için değil, iş aramaktan vazgeçtiği için gerçekleşiyor olabilir.

İstihdam tarafında ise 32 milyon 425 bine ulaşan toplam çalışan sayısı ve yüzde 48,5’e çıkan istihdam oranı önemli bir kazanım gibi görünüyor. Ancak bu artışın niteliği de en az miktarı kadar önemli. Türkiye’de istihdam artışının önemli bir bölümü düşük verimlilikli, kayıt dışı veya güvencesiz işlerden oluştuğunda, bu durum ekonomik refaha aynı ölçüde katkı sağlamıyor. Ayrıca haftalık ortalama çalışma süresinin 41,7 saate gerilemesi, işlerin daha parçalı ve düzensiz hale geldiğine dair bir sinyal olabilir.

Verilerde öne çıkan bir diğer önemli başlık ise genç işsizliği. 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı yüzde 15,3’e gerilemiş olsa da hâlâ çift haneli seviyelerde seyrediyor. Özellikle genç kadınlarda işsizlik oranının yüzde 20,4 gibi yüksek bir düzeyde kalması, eğitim-istihdam uyumsuzluğu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin işgücü piyasasında belirgin şekilde sürdüğünü gösteriyor. Bu durum uzun vadede ekonomik büyüme potansiyelini de sınırlayan bir risk unsuru olarak karşımıza çıkıyor.

Tüm bu veriler içinde en dikkat çekici olan ise atıl işgücü oranındaki 1,6 puanlık artış. Yüzde 31,5’e ulaşan bu oran; işsizlerin yanı sıra eksik istihdam edilenleri ve çalışmaya hazır olup iş aramayanları da kapsıyor. Bu geniş tanım, ekonomideki gerçek işsizlik baskısını daha net ortaya koyuyor. Nitekim zamana bağlı eksik istihdam ile işsizlerin birleşik oranı yüzde 21, işsizler ile potansiyel işgücünün birleşik oranı ise yüzde 20,4 seviyesinde. Bu da gösteriyor ki, resmi işsizlik oranı tek başına işgücü piyasasının sağlığını ölçmek için yeterli değil.

Buradan çıkarılması gereken en önemli sonuç şu: Türkiye’de işgücü piyasası niceliksel olarak büyürken niteliksel sorunlarını çözebilmiş değil. İşsizlik oranındaki düşüş sevindirici olsa da, bu düşüşün kalıcı refah artışına dönüşebilmesi için istihdamın kalitesinin artırılması gerekiyor. Eğitim sisteminin işgücü piyasasıyla daha uyumlu hale getirilmesi, kadınların işgücüne katılımının artırılması ve gençler için sürdürülebilir kariyer fırsatlarının yaratılması bu sürecin temel yapı taşları arasında yer alıyor.

Önümüzdeki dönemde özellikle küresel ekonomik koşullar, sıkı para politikaları ve iç talepteki yavaşlama gibi faktörler, işgücü piyasası üzerinde baskı oluşturmaya devam edebilir. Bu nedenle sadece istihdam artışına odaklanan değil, aynı zamanda verimli, güvenceli ve kapsayıcı istihdamı hedefleyen politikalar kritik önem taşıyor. Aksi takdirde, manşet veriler iyileşirken toplumun geniş kesimleri için hissedilen ekonomik gerçeklik aynı hızda düzelmeyebilir.