Piyasalarda Yoğun Hafta: Enflasyon, PMI ve Rezerv Verileri Ekonominin Nabzını Tutacak
Şubat ayının ilk haftasında açıklanacak veriler, Türkiye ekonomisinde büyüme, enflasyon, kur dengesi ve mali disiplin başlıklarında kritik sinyaller sunacak. Özellikle ocak ayı enflasyonu, İSO Türkiye İmalat PMI, reel efektif döviz kuru ve TCMB rezerv verileri, piyasa beklentilerinin şekillenmesinde belirleyici olacak. Genel görünüm, ekonomide kademeli toparlanma sinyalleri ile birlikte dezenflasyon sürecinin yavaş ve kırılgan ilerlediğine işaret ediyor.
Sanayi Cephesinde Kademeli Toparlanma
2 Şubat Pazartesi günü açıklanacak İSO Türkiye Ocak İmalat PMI, sanayi sektörünün yılın başındaki momentumuna ışık tutacak. Aralık ayında endeksin 48’den 48,9’a yükselmesi, son bir yılın en yüksek seviyesi olarak dikkat çekmişti. Ancak endeksin hâlâ 50 eşik değerinin altında kalması, imalat sektöründe daralmanın sürdüğünü gösteriyor.
Bununla birlikte üretim, yeni siparişler, istihdam ve satın alma faaliyetlerindeki düşüşlerin hız kesmesi, talep koşullarında iyileşme sinyali veriyor. Ekonominin genelinde 2025 için %3,8, 2026 için ise %4 büyüme beklentisi korunuyor. Sanayi üretimindeki artışların ağırlıklı olarak inşaat bağlantılı kalemler ve savunma sanayi gibi belirli sektörlerde yoğunlaşması, büyümenin sektörel olarak dengeli dağılmadığını ortaya koyuyor.
Enflasyonda Ocak Ayı Zorlu Geçebilir
3 Şubat Salı günü açıklanacak Ocak ayı enflasyon verileri, haftanın en kritik gündem maddesi olacak. Gıda fiyatlarındaki artışın öncülüğünde aylık enflasyonun %4,13 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Gıda grubunda ise %6 civarında artış öngörülüyor.
Bu gerçekleşme, yıllık TÜFE’yi %30,9’dan %29,8’e indirebilir. Piyasa medyan beklentisi de aylık %4,2, yıllık %29,9 seviyesinde. Ancak çiğ süt fiyatlarındaki artış sonrası gözlenen fiyat geçişkenliği, şubat ayında da gıda enflasyonunun yüksek kalabileceğine işaret ediyor.
Yılın ilk yarısında dezenflasyonun yavaş seyretmesi, ikinci yarıda ise daha belirgin bir düşüş görülmesi bekleniyor. 2026 yıl sonu için yıllık TÜFE tahmini %23 seviyesinde bulunuyor. Bu tablo, enflasyonun %30’lardan %20’lere geçiş sürecinin zamana yayılan bir patika izleyeceğini gösteriyor.
TL’de Reel Değerlenme Beklentisi
4 Şubat Çarşamba günü açıklanacak Ocak ayı Reel Efektif Döviz Kuru, TL’nin dış değerine ilişkin önemli bir gösterge sunacak. Hesaplamalara göre endeksin 71,11’den 73,03’e yükselmesi, TL’de yaklaşık %2,7 oranında reel değer kazancı anlamına geliyor.
Aynı gün yayımlanacak TCMB Aylık Fiyat Gelişmeleri Raporu, politika mesajı içermese de Merkez Bankası’nın temel enflasyon eğilimine ilişkin değerlendirmeleri açısından yakından izlenecek.
Yabancı Girişi ve Güçlenen Rezervler
5 Şubat Perşembe günü açıklanacak haftalık TCMB verileri, finansal piyasaların yönü açısından önem taşıyor. Son haftada yabancı yatırımcıların 490,6 milyon dolar hisse, 1,26 milyar dolar tahvil alımı yapması dikkat çekti. Yabancıların bono stokundaki payı %8,6’ya yükselerek son bir yılın zirvesine çıktı.
Aynı dönemde TCMB net döviz rezervi 97,2 milyar dolara, brüt rezervler ise 215,7 milyar dolara çıkarak rekor kırdı. Bu gelişmeler, Türkiye’nin dış kırılganlıklarının azaldığına işaret eden olumlu sinyaller olarak öne çıkıyor.
Bütçe ve Mali Duruş Yakından İzlenecek
6 Şubat Cuma günü açıklanacak Ocak ayı Hazine Nakit Dengesi, mali disiplinin seyri açısından öncü gösterge niteliğinde. Aralık ayında 333,1 milyar TL açık veren Hazine, 2025 genelinde 2,1 trilyon TL açık kaydetti. Bu rakam, OVP’de öngörülen seviyenin altında gerçekleşti.
2026 için bütçe açığı tahmini 2,8 trilyon TL (GSYİH’nin %3,4’ü) seviyesinde. Risklerin aşağı yönlü olması olumlu görülse de, cari harcamalar ve sermaye harcamalarının seyri, mali disiplinin kalıcılığı açısından temel risk alanları olmaya devam ediyor.
Genel Değerlendirme
Şubat ayının ilk haftasında açıklanacak veriler, Türkiye ekonomisinde ılımlı toparlanma ile yüksek enflasyon gerçeğinin birlikte var olduğu bir tabloyu teyit edebilir. Sanayi tarafında kademeli iyileşme, yabancı yatırımcı ilgisi ve güçlü rezervler olumlu başlıklar olarak öne çıkarken; gıda öncülüğündeki fiyat baskıları ve bütçe tarafındaki yapısal sorunlar, kırılganlık yaratmaya devam ediyor.
Önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadelede kararlılık, sektörel çeşitliliği artıran büyüme politikaları ve mali disiplinin güçlendirilmesi, ekonomik istikrarın ana belirleyicileri olacak.











