Global piyasalarda risk başlıklarının yoğunlaştığı, jeopolitik tansiyonun fiyatlamaları baskıladığı bir haftayı geride bırakırken, Türk varlıklarının sergilediği görece güçlü performans dikkat çekici bir ayrışmaya işaret etti. ABD Başkanı Trump’ın Grönland çıkışıyla yeniden alevlenen jeopolitik belirsizlikler, gelişmiş piyasalarda dalgalanmayı artırırken, Borsa İstanbul bu tabloya karşı direnç göstererek yeni zirveleri test etmeyi başardı.
BIST 100 endeksi, hafta içinde psikolojik eşik olarak görülen 13.000 seviyesini test ederek yatırımcı algısında yeni bir denge arayışını tetikledi. Endeks, günü %1,10 artışla 12.992 puandan kapatırken, haftalık bazda %2,56’lık getiriyle yükseliş eğilimini teyit etti. Bu hareket yalnızca teknik bir ivmeye değil, aynı zamanda makro zeminde biriken destekleyici unsurlara dayanıyor.
Öne çıkan en önemli başlıklardan biri, Türkiye’nin kredi notu görünümünde sağlanan iyileşme oldu. Not artışı gelmese bile görünüm tarafındaki pozitif revizyon, yabancı yatırımcı açısından risk algısının yeniden tanımlandığını gösteriyor. Buna ek olarak TCMB’nin temkinli ve öngörülebilir para politikası duruşu, piyasaların en çok ihtiyaç duyduğu istikrar mesajını üretmeye devam ediyor. Rezervlerdeki toparlanma ve rezerv kompozisyonunun güçlenmesi, bu güven çerçevesinin en somut dayanaklarından biri haline gelmiş durumda.
Hafta genelinde endekse yayılan alım iştahı, yükselişin dar bir hisse grubuyla sınırlı kalmadığını ortaya koydu. Mali ve Sınai endekslerin %1’in üzerinde performans sergilemesi, yükselişin tabana yayılma eğilimini desteklerken, Aselsan ve bankacılık hisselerinde gözlenen hacim yoğunluğu dikkat çekti. Bu durum, savunma sanayii ve finans sektörünün hem yerli hem yabancı yatırımcı nezdinde yeniden radar altına girdiğini gösteriyor.
Küresel cephede ise tablo daha karmaşık. Gelişen piyasalara yönelen güçlü sermaye akımları, dolar endeksindeki zayıflama ile birleşerek riskli varlıklara alan açıyor. Ancak bu eğilim, tamamen risksiz bir zemine işaret etmiyor. Jeopolitik başlıklar ve ABD kaynaklı siyasi söylemler, volatilitenin canlı kalmasına neden oluyor. Bu nedenle piyasalarda yükseliş kadar koruma reflekslerinin de güçlü olduğu bir dönemden geçiliyor.
Kıymetli metallerde süregelen hareketlilik de bu risk algısının bir yansıması. Güvenli liman talebi canlılığını korurken, döviz tarafında Euro/TL parite etkisiyle %1,26 primlenerek 50,90 seviyesini test etti. Dolar/TL ise 43,35 seviyesinde daha yatay bir görünüm sergileyerek kur cephesinde kısa vadeli denge arayışının sürdüğünü gösterdi.
Borsa İstanbul açısından bakıldığında, mevcut momentumun arkasında yalnızca iç dinamikler değil, küresel sermayenin alternatif arayışı da bulunuyor. Ancak bu noktada kritik soru şu: Bu pozitif ayrışma ne kadar sürdürülebilir? Cevap, büyük ölçüde para politikasında tutarlılığın korunmasına, enflasyon beklentilerinin yönetilmesine ve jeopolitik risklerin Türkiye özelinde sınırlı kalmasına bağlı olacak.
Sonuç olarak Borsa İstanbul, küresel fırtınanın ortasında güçlü bir sınav veriyor. Momentum korunuyor ancak fiyatlamalar artık daha seçici, daha hassas ve daha veri odaklı. Önümüzdeki dönemde yükselişin devamı, beklentiyle değil gerçekleşmeyle beslenecek.











