Fed, Petrol, Faiz ve Borsa İstanbul Aynı Denklemin İçinde

Jeopolitik riskler, petrol ve faiz beklentileri piyasaların yönünü belirliyor. Borsa İstanbul'da ise güçlü hikâye arayışı sürüyor.

Küresel piyasalar son dönemde birbirine zıt gelişmelerin etkisi altında yön arıyor. Bir tarafta beklentilerin altında gelen ABD enflasyonu, diğer tarafta Fed üyelerinden gelen şahin mesajlar, jeopolitik gerilimler ve enerji fiyatlarındaki oynaklık yatırımcıların karar almasını zorlaştırıyor. Bu nedenle piyasalar tek bir veriye odaklanmak yerine, ekonomik göstergeler ile siyasi ve jeopolitik gelişmeleri birlikte fiyatlıyor. Mevcut tabloda en dikkat çeken unsur ise belirsizliğin ortadan kalkmaması ve fiyatlamaların haber akışına göre sık sık yön değiştirmesi.

ABD’de açıklanan enflasyon verisinin beklentilerin altında kalması, faiz artırımı beklentilerinin bir miktar geri çekilmesini sağladı. Ancak piyasa fiyatlamaları hâlâ yaklaşık %60-65 olasılıkla en az bir faiz artırımını gündemde tutuyor. Bunun temel nedeni yalnızca enflasyon verileri değil. Şirket bilançoları, ekonomik aktivitenin geleceğine ilişkin soru işaretleri ve Fed üyelerinin enflasyonla mücadelede erken gevşemenin risklerine dikkat çeken açıklamaları, para politikasına ilişkin temkinli yaklaşımın korunmasına neden oluyor.

Bununla birlikte, ABD ekonomisinin kısa vadeli yönünü belirleyecek en önemli başlık artık sadece makroekonomik veriler değil, jeopolitik gelişmeler haline gelmiş durumda. Orta Doğu’da zaman zaman gündeme gelen ateşkes haberleri piyasalarda kısa süreli iyimserlik yaratsa da, bu anlaşmaların kalıcılığı konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor. Ateşkes ilan edilse bile taraflar arasındaki güven sorunu ve bölgedeki kırılgan yapı nedeniyle enerji piyasalarındaki risk priminin tamamen ortadan kalkması kolay görünmüyor.

Petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi ise enflasyon beklentileri açısından kritik önem taşıyor. Enerji maliyetleri yalnızca üretim ve lojistik giderlerini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda tüketici ve yatırımcı beklentilerini de etkiliyor. Bu nedenle Fed, enerji kaynaklı enflasyon risklerini yakından izlemeyi sürdürüyor. Faiz artırımlarının devam edip etmeyeceği konusunda belirsizlik sürse de, Merkez Bankası’nın uzun süre temkinli bir duruş sergilemesi en olası senaryo olarak öne çıkıyor.

Piyasalarda zaman zaman algı değişimleri yaşanması da bu belirsizliği artırıyor. Ateşkes haberlerinin öne çıktığı dönemlerde yatırımcılar faiz artırım sürecinin sınırlı kalabileceğini düşünerek daha iyimser fiyatlamalara yöneliyor. Ancak jeopolitik tansiyon yeniden yükseldiğinde aynı piyasa bu kez daha şahin bir Fed senaryosunu fiyatlamaya başlıyor. Bu durum, finansal piyasalarda haber akışına bağlı sert yön değişimlerinin bir süre daha devam edebileceğine işaret ediyor.

Buna rağmen ABD tahvil faizlerinde çok sert yükselişler beklemek için güçlü gerekçeler bulunmuyor. Çünkü enerji fiyatlarındaki yükseliş bir yandan enflasyon baskısı oluştururken, diğer yandan ekonomik büyümeyi yavaşlatıcı etki yaratıyor. Tarihsel deneyimler de maliyet kaynaklı şokların tek başına uzun vadeli ve kalıcı enflasyon oluşturmakta zorlandığını gösteriyor. Bu nedenle orta vadede Fed’in daha dengeli ve normalleşmeye yakın bir para politikasına geçmesi mümkün olsa da, bunun gerçekleşmesi için enflasyon görünümünün kalıcı biçimde iyileşmesi gerekiyor.

Petrol piyasasında da son dönemde yaşanan fiyat hareketleri dikkat çekiyor. Ateşkes beklentileriyle birlikte petrol fiyatlarının 70 dolar seviyelerine kadar gerilemesi, arz tarafında henüz tam anlamıyla bir normalleşme yaşanmamış olması nedeniyle sürdürülebilir görünmüyordu. Nitekim jeopolitik risklerin yeniden yükselmesiyle birlikte enerji piyasasında risk primi tekrar ön plana çıktı. Petrol fiyatlarında yaşanabilecek yeni yükselişler, enflasyon beklentilerini canlı tutarak hem merkez bankalarının hem de tahvil piyasalarının temkinli kalmasına neden olabilir.

Türkiye tarafında ise gözler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın para politikasına çevrilmiş durumda. Son dönemde oluşan iyimser beklentiler, fonlama faizinin yeniden %37 seviyesine çekilebileceği ve yıl sonunda politika faizinin %34-35 bandına kadar gerileyebileceği yönündeydi. Ancak petrol fiyatlarındaki yükseliş ve küresel belirsizliklerin artması bu beklentileri önemli ölçüde zayıflattı. Mevcut görünüm, yıl sonunda fonlama faizinin yeniden %37 seviyelerinde kalmasının daha olası olduğuna işaret ediyor. Bu nedenle kısa vadede agresif faiz indirimleri beklemek gerçekçi görünmüyor.

Açıklanan kredi paketleri de ekonomi yönetiminin önceliklerini ortaya koyuyor. Yatırım ve ihracat odaklı sektörlere finansman desteği sağlanırken, genel kredi büyümesinin kontrollü tutulması hedefleniyor. Böylece hem üretim ve ihracat desteklenmek isteniyor hem de Türk lirasının cazibesi korunarak dolarizasyon riskinin sınırlandırılması amaçlanıyor. Bu yaklaşım, Merkez Bankası’nın sıkı para politikası duruşunun bir süre daha devam edeceğini gösteriyor.

Borsa İstanbul açısından ise önümüzdeki bilanço dönemi kolay geçmeyecek gibi görünüyor. Avrupa ekonomisindeki yavaşlama ihracatçı şirketlerin satışlarını baskılarken, iç piyasada yüksek faiz ortamı tüketim ve şirket kârlılıklarını sınırlıyor. Bankacılık sektörü açısından da yılın başında oluşan güçlü beklentilerin önemli bir bölümü, faizlerin beklenenden daha uzun süre yüksek kalacak olması nedeniyle ertelenmiş durumda.

Yüksek faiz ortamı yatırımcılar açısından mevduatı hâlâ cazip bir alternatif olarak öne çıkarıyor. Buna karşın birçok şirketin değerlemesi tarihsel ortalamalara göre cazip seviyelere gerilese bile, bu fiyatlamaları yukarı taşıyacak güçlü bir hikâye henüz oluşmuş değil. Yabancı yatırımcı girişinin hızlanması, enflasyonda kalıcı düşüşün sağlanması ve faiz görünümünde yeni bir sayfa açılması, Borsa İstanbul’un yeniden güçlü bir yükseliş trendine girebilmesi açısından kritik önem taşıyor.

Sonuç olarak hem küresel hem de yurt içi piyasalarda temel belirleyici unsur belirsizlik olmaya devam ediyor. Fed’in izleyeceği yol, enerji fiyatlarının seyri, jeopolitik gelişmeler ve merkez bankalarının vereceği mesajlar önümüzdeki dönemde varlık fiyatlarının yönünü belirleyecek. Yatırımcılar için bu süreçte kısa vadeli haber akışından çok, uzun vadeli ekonomik dengeleri ve risk yönetimini ön planda tutmak her zamankinden daha önemli görünüyor.