Euro/TL’de Tarihi Zirve: Küresel Kriz ve İç Dinamikler TL Üzerindeki Baskıyı Artırıyor

Euro/TL 53,14 ile rekor kırdı; enerji krizi, savaş ve enflasyon baskısı TL’de değer kaybını hızlandırdı.

Avrupa’nın ortak para birimi euro, Türk lirası karşısında 53,14 TL seviyesine kadar yükselerek tüm zamanların en yüksek değerine ulaştı. Kurda yaşanan bu sert yükseliş, yalnızca iç ekonomik gelişmelerle değil, aynı zamanda küresel ölçekte yaşanan jeopolitik ve makroekonomik şoklarla da doğrudan bağlantılı olarak değerlendiriliyor. Özellikle Orta Doğu’da tırmanan gerilim ve enerji piyasalarında yaşanan dalgalanma, Türk lirası üzerindeki baskıyı belirgin şekilde artırdı.

Nisan 2026 itibarıyla piyasalarda etkili olan en önemli gelişmelerden biri, ABD ve İsrail’in “Operation Epic Fury” adı verilen askeri operasyonu sonrası derinleşen İran merkezli çatışma süreci oldu. Bu gelişmelerin ardından küresel enerji arzının kilit noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nın kapanması, petrol fiyatlarında sert bir sıçramaya neden oldu. Brent petrolün varil fiyatı kısa sürede 72 dolardan 119 dolara kadar yükseldi. Enerjide dışa bağımlı olan Türkiye için bu durum ciddi bir maliyet şoku anlamına gelirken, ekonomik dengeler üzerinde ek baskı yarattı.

Avrupa cephesinde yaşanan gelişmeler de euroyu destekleyen unsurlar arasında yer aldı. Almanya’da mart ayında enflasyonun yüzde 2,8’e yükselmesi, euroya olan talebi artırırken; European Central Bank Başkanı Christine Lagarde’ın enerji maliyetlerindeki artışa ilişkin uyarıları, piyasalarda euro lehine fiyatlamaları güçlendirdi. Aynı dönemde Recep Tayyip Erdoğan’ın barış vurgusu yapan açıklamalarına rağmen bölgedeki jeopolitik risklerin devam etmesi, yatırımcıların güvenli liman olarak dövize yönelmesine neden oldu.

Kurda yaşanan yükseliş, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası rezervleri üzerinde de ciddi bir baskı oluşturdu. Şubat sonundan mart sonuna kadar geçen süreçte yaklaşık 55 milyar dolarlık müdahale yapılırken, brüt döviz rezervleri 55,3 milyar dolara geriledi. Altın dahil toplam rezervlerin 155,3 milyar dolar seviyesine düşmesi ve swap hariç net rezervlerin 20 milyar dolara kadar gerilemesi, son yılların en dikkat çekici rezerv kayıplarından biri olarak kaydedildi. Ayrıca yalnızca bir haftada 56 ton altın satılması, piyasadaki baskının boyutunu gözler önüne serdi.

Makroekonomik göstergelerdeki bozulma, enflasyon tarafında da etkisini gösteriyor. Şubat ayında yüzde 31,53, mart ayında ise yüzde 30,87 olarak gerçekleşen yıllık enflasyon, enerji maliyetlerindeki artışla birlikte yukarı yönlü risklerini koruyor. Piyasa katılımcılarının yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 27,53’e yükselmesi ve hanehalkı beklentisinin yüzde 49,89 seviyesine ulaşması, fiyat istikrarına ilişkin endişeleri artırıyor. Bu tablo, politika faizinin mevcut seviyesinin yeterliliğine dair tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Kur şokunun reel sektör üzerindeki etkileri de dikkat çekici boyutlara ulaşmış durumda. Şirketlerin net döviz açığı 197,6 milyar dolara çıkarak son 7,5 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Bu durum, kurdaki her artışta firmaların finansal yükünü daha da ağırlaştırıyor. Aynı zamanda enerji sübvansiyonlarının 300 milyar liradan 950 milyar liraya yükselmesi ve cari açık beklentisinin 45 milyar dolara çıkması, ülke risk priminin 234 baz puana yükselmesine neden oldu.

Bireysel tüketici tarafında ise etkiler doğrudan hissediliyor. İthal ürün fiyatlarındaki hızlı artış, özellikle elektronik, otomotiv ve akaryakıt gibi kalemlerde maliyetleri yukarı çekiyor. Tarımda kullanılan ithal girdilerin pahalanması ise gıda fiyatları üzerinde ek baskı yaratıyor. Bu gelişmeler, vatandaşın alım gücünde belirgin bir erimeye yol açarken, tüketim davranışlarında da değişime neden oluyor.

Finansal piyasalarda ise dalgalı bir görünüm hâkim. Borsa İstanbul’da BİST 100 endeksi zaman zaman dövizden kaçışın etkisiyle talep görse de, bankacılık endeksinde yüzde 5’i aşan düşüşler, ekonomik büyümeye yönelik beklentilerin zayıfladığına işaret ediyor. Büyüme tahminlerinin yüzde 3,2–3,4 bandına çekilmesi, piyasalardaki temkinli duruşu destekliyor.

Teknik açıdan bakıldığında, 53,00 seviyesinin aşılması psikolojik bir eşik olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, kısa vadede 52,80–53,10 bandının destek bölgesi haline gelebileceğini belirtirken, yukarı yönlü hareketlerde 53,50 seviyesinin kritik bir direnç noktası olarak izleneceğini ifade ediyor. Kurda son dönemde gözlenen hızlı yükselişin ardından volatilitenin artabileceği ve kâr realizasyonlarının görülebileceği de vurgulanıyor.

Uluslararası finans kuruluşlarının projeksiyonları, mevcut koşulların devam etmesi halinde yukarı yönlü risklerin sürdüğüne işaret ediyor. 2026 yıl sonu için euro/TL kurunun 54,00–57,00 bandında dengelenebileceği, bazı senaryolarda ise daha yüksek seviyelerin test edilebileceği öngörülüyor. Önümüzdeki süreçte enerji fiyatlarının seyri, jeopolitik gelişmeler, Merkez Bankası politikaları ve açıklanacak enflasyon verileri, kurun yönü üzerinde belirleyici olmaya devam edecek.