Mart ayı enflasyon verileri ilk bakışta ılımlı bir tabloyu işaret ediyor gibi görünse de, detaylara inildiğinde ekonominin nabzının hâlâ yüksek attığı açıkça görülüyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı yüzde 1,94’lük aylık TÜFE artışı, önceki iki ayın ardından görece bir yavaşlamaya işaret etse de, yılın ilk üç ayında ulaşılan yüzde 10,04’lük kümülatif enflasyon, yıl sonu hedefinin büyük bölümünün daha ilk çeyrekte tüketildiğini ortaya koyuyor. Bu durum, yılın geri kalanı için enflasyonla mücadelede alanın daraldığını gösteriyor.
Yıllık enflasyonun yüzde 30,87’ye gerilemesi teknik olarak olumlu bir gelişme olarak yorumlanabilir. Ancak bu düşüşün temel nedeni, geçen yılın aynı dönemine göre baz etkisi. Yani fiyatlar düşmüyor, sadece artış hızı göreceli olarak yavaşlıyor. Bu da vatandaşın günlük hayatında hissedilen maliyet baskısının devam ettiği anlamına geliyor. Nitekim on iki aylık ortalamalara göre enflasyonun hâlâ yüzde 32,82 seviyesinde olması, özellikle kira gibi kalemlerde yüksek artışların süreceğini teyit ediyor.
Mart ayında enflasyonu yukarı çeken ana unsurun ulaştırma sektörü olması tesadüf değil. Küresel ölçekte artan petrol fiyatlarının etkisiyle ulaştırmada görülen yüzde 4,52’lik artış, sadece bu kalemde kalmayıp zincirleme şekilde tüm ekonomiye yayılma potansiyeli taşıyor. Akaryakıt maliyetleri, üretimden lojistiğe, gıdadan hizmet sektörüne kadar geniş bir alanda fiyatları yukarı iten temel faktörlerden biri olmaya devam ediyor. Gıda tarafında artış hızının yavaşlaması geçici bir rahatlama sağlasa da, bu kalemin hâlâ enflasyona yüksek katkı yapması temel tüketim baskısının sürdüğünü gösteriyor.
Özellikle dar ve sabit gelirli kesimler açısından tablo daha çarpıcı. Yıl başında yapılan maaş artışlarının henüz üç ayda büyük ölçüde erimesi, enflasyonun gelirler üzerindeki yıkıcı etkisini net biçimde ortaya koyuyor. SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin zammının yaklaşık yüzde 90’ının geri alınmış olması, alım gücündeki kaybın boyutunu gözler önüne seriyor. Memur ve memur emeklilerinde de benzer şekilde zammın yarıdan fazlası enflasyon karşısında eridi. Bu durum, ücret artışlarının enflasyon karşısında kalıcı bir refah artışı sağlamadığını, sadece geçici bir dengeleme işlevi gördüğünü ortaya koyuyor.
Önümüzdeki döneme dair en önemli risklerden biri ise enerji ve gıda fiyatlarında beklenen yeni dalga. Nisan ayında ekmek fiyatlarında yapılan düzenleme, elektrik ile doğal gaza gelen %25 ‘lik zamlar ve küresel petrol fiyatlarındaki yükselişin iç piyasaya yansımasıyla birlikte, enflasyonun yeniden yukarı yönlü baskı altına girmesi güçlü bir ihtimal. Bu da yılın ikinci çeyreğinde enflasyonla mücadelenin daha da zorlaşabileceğine işaret ediyor.
Üretici fiyatlarındaki artışın yüzde 28,08 seviyesinde olması da ayrı bir risk unsuru. Üretici maliyetleri ile tüketici fiyatları arasındaki fark, ilerleyen aylarda yeni zamların habercisi olabilir. Çünkü üretici tarafındaki maliyet baskısı genellikle gecikmeli olarak tüketiciye yansır. Bu da mevcut düşüş eğiliminin kalıcı olup olmayacağı konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Özetle, açıklanan veriler manşette bir iyileşme sinyali verse de, ekonomik gerçeklik daha karmaşık bir tablo sunuyor. Enflasyon düşmüyor, sadece yavaşlıyor; ancak bu yavaşlama henüz vatandaşın hayatına rahatlama olarak yansımıyor. Önümüzdeki süreçte belirleyici olacak unsur, enerji fiyatları, kur hareketleri ve maliyet baskılarının nasıl yönetileceği olacak. Aksi halde, bugün görülen sınırlı iyileşme, yerini yeniden hızlanan bir enflasyon sürecine bırakabilir.










