Altın yeniden yatırımcıların gündeminin merkezine yerleşmiş durumda. Ons altındaki yükselişi yalnızca savaşlara, düğün sezonuna, merkez bankalarının alımlarına ya da üretim maliyetlerine bağlamak ise bana göre büyük resmi kaçırmak anlamına geliyor.
Çünkü altının son yıllardaki hikâyesi, tek tek gelişmelerden çok daha büyük bir ekonomik dönüşümün parçası.
Son 25 yılda küresel para arzının büyümesi ve özellikle Amerikan dolarının satın alma gücündeki aşınma, altının uzun vadeli yükseliş eğilimini anlamak açısından en önemli başlıklardan biri.
Elbette savaşların, jeopolitik risklerin, merkez bankası rezerv tercihlerinin, faizlerin, reel getirilerin ve yatırımcı talebinin altın üzerinde önemli etkileri var. Ancak bunlar çoğu zaman altının kısa ve orta vadeli hareketlerini açıklıyor. Uzun vadeli hikâyede ise karşımıza başka bir gerçek çıkıyor: Altın sadece değer kazanan bir varlık değil, aynı zamanda itibari paraların değer kaybına karşı bir ölçü aracı.
Altının fiyatını sadece savaşla açıklamak mümkün değil
Bugün altındaki yükselişi konuşurken ilk akla gelen başlıklardan biri savaş.
Savaş dönemlerinde yatırımcıların riskli varlıklardan uzaklaşarak güvenli limanlara yönelmesi son derece doğal. Jeopolitik belirsizlik arttığında altının cazibesi yükseliyor. Özellikle enerji arzı, ticaret yolları ve küresel ekonominin geleceği konusunda belirsizlik oluştuğunda altın daha fazla talep görüyor.
Ancak savaş sona erdiğinde altının hikâyesinin de sona ereceğini düşünmek doğru olmaz.
Çünkü savaş, altının fiyatındaki hareketin nedenlerinden yalnızca biri.
Bugün savaşın sona ermesiyle birlikte petrolün yeniden 70 dolar seviyelerine gerilemesi ihtimali, enflasyonist baskıların ve jeopolitik risk priminin azalması açısından önemli. Böyle bir senaryo altında altının kısa vadede bir miktar soluklanması şaşırtıcı olmayacaktır.
Fakat bu durum altının uzun vadeli hikâyesini ortadan kaldırmaz.
Çünkü altın açısından asıl soru şu:
Dünyadaki para miktarı artmaya devam ederken bu paranın satın alma gücü ne olacak?
Son 25 yılın en önemli hikâyesi: Paranın değer kaybı
Altının uzun vadeli performansını anlamak için yalnızca bugünkü fiyatına bakmak yerine geriye dönüp son 25 yılı değerlendirmek gerekiyor.
Küresel ekonomide son çeyrek yüzyılda olağanüstü miktarda para yaratıldı. Özellikle 2008 küresel finans krizinin ardından merkez bankalarının uyguladığı genişlemeci para politikaları, ardından pandemi döneminde devreye alınan devasa mali ve parasal teşvikler küresel likiditeyi önemli ölçüde artırdı.
Bu süreçte merkez bankalarının bilançoları büyüdü, faizler uzun dönemler boyunca düşük kaldı ve finansal sistemdeki para miktarı genişledi.
Bunun doğal sonucu ise paranın kıtlığının azalması, buna karşılık sınırlı arzı bulunan varlıkların daha değerli hâle gelmesi oldu.
Altın burada çok özel bir konuma sahip.
Çünkü altının arzı merkez bankalarının para politikasıyla bir gecede artırılamıyor. Yeni altın üretmek yıllar süren arama, yatırım ve madencilik faaliyetleri gerektiriyor.
Dolayısıyla dünyada para miktarı hızla artarken altının arzı aynı hızda artmıyor.
Bu nedenle altın fiyatındaki yükselişi yalnızca “altın pahalanıyor” şeklinde okumak yerine, “paranın satın alma gücü karşısında altının değeri artıyor” şeklinde değerlendirmek daha doğru olabilir.
Dolar güçlü görünürken bile altın neden yükselebiliyor?
Burada önemli bir ayrıntı daha var.
Altının fiyatı uluslararası piyasalarda dolar üzerinden belirleniyor. Bu nedenle teorik olarak dolar güçlendiğinde altının baskı altında kalması beklenebilir.
Ancak uzun vadede başka bir denklem devreye giriyor.
Bir doların satın alma gücü zaman içinde azalırken, arzı sınırlı olan altının dolar cinsinden fiyatı yükseliyor.
Bu nedenle altının uzun vadeli grafiğini yalnızca doların diğer para birimleri karşısındaki değerine bakarak değerlendirmek yeterli değil.
Altın aynı zamanda doların satın alma gücünü ölçen bir referans noktası olarak da görülebilir.
Bu açıdan bakıldığında son 25 yıldaki yükselişin arkasında yalnızca yatırımcıların altına olan ilgisi değil, küresel para sisteminin geçirdiği dönüşüm de bulunuyor.
Merkez bankaları neden önemli?
Merkez bankalarının altın alımları ise bu büyük hikâyenin önemli parçalarından biri.
Özellikle son yıllarda merkez bankalarının rezervlerinde altının payını artırması dikkat çekiyor.
Bunun arkasında yalnızca fiyat beklentisi yok. Jeopolitik riskler, rezerv çeşitlendirmesi, yaptırım riski ve dolar merkezli finansal sistemde oluşabilecek kırılganlıklar da ülkeleri rezervlerini çeşitlendirmeye yöneltebiliyor.
Ancak burada da önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Altının yükselişini sadece merkez bankalarının alımlarıyla açıklamak, para arzındaki büyümeyi ve doların satın alma gücündeki değişimi göz ardı etmek olur.
Merkez bankaları talebin önemli bir ayağıdır. Fakat altının 25 yıllık hikâyesini tek başına açıklayamaz.
Reel faizler altının önündeki en önemli engellerden biri
Altın açısından bugün belki de en kritik risklerden biri reel getiriler.
Çünkü altının yatırımcıya faiz veya temettü gibi düzenli bir nakit akışı sağlamadığını unutmamak gerekiyor.
Bu nedenle yatırımcı güvenli ve yüksek bir reel getiri elde edebiliyorsa altının fırsat maliyeti yükseliyor.
Reel getirilerin yüksek olduğu bir ortam, altının çok hızlı ve sınırsız biçimde yükselmesini zorlaştırır.
Tam da bu nedenle bugün altında yukarı yönlü potansiyel bulunduğunu düşünmekle birlikte, kısa vadede “çok büyük ve kesintisiz bir yükseliş” beklentisine sahip olmak bana göre doğru değil.
Özellikle reel faizlerin yüksek kalmaya devam ettiği bir ortamda altının yeni zirvelere ulaşması için yalnızca jeopolitik risklerin değil, para politikası beklentilerinin de destekleyici hâle gelmesi gerekiyor.
4.200 dolar kritik eşik
Teknik açıdan bakıldığında ise ons altında 4.200 dolar seviyesi önemli bir eşik olarak öne çıkıyor.
4.200 doların üzerinde gerçekleşen kapanışlar, fiyatın yukarı yönlü hareket potansiyelinin devam ettiğine işaret ediyor.
Buna karşılık bu seviyenin kalıcı şekilde kaybedilmesi, kısa vadeli yükseliş senaryosunun sorgulanmasına neden olabilir.
Dolayısıyla burada yalnızca “altın yükselir mi?” sorusunu sormak yerine, “hangi seviyenin üzerinde yükseliş senaryosu korunuyor?” sorusunu sormak daha anlamlı.
Mevcut senaryoda 4.200 doların üzerinde kalındığı sürece yukarı yönlü potansiyelin devam ettiğini düşünüyorum.
Ancak daha aşağıda 4.100 dolar ve özellikle 4.000 dolar seviyesi çok daha kritik bir savunma bölgesi hâline geliyor.
4.000 doların kalıcı biçimde kırılması durumunda yalnızca teknik görünüm değil, piyasanın kısa vadeli beklentileri de değişebilir.
Savaş biter, petrol 70 dolara dönerse ne olur?
İşin ilginç tarafı burada başlıyor.
Savaşın sona ermesi ilk bakışta altın için negatif bir gelişme gibi görülebilir. Çünkü güvenli liman talebi azalır, jeopolitik risk primi düşer ve yatırımcıların risk iştahı artabilir.
Ancak petrolün yeniden 70 dolar seviyelerine gerilemesi başka bir kanaldan altın için olumlu bir zemin oluşturabilir.
Enerji maliyetlerindeki düşüş küresel enflasyon baskısını azaltabilir. Bu da merkez bankalarının daha rahat hareket etmesini sağlayabilir.
Dolayısıyla savaşın sona ermesi ile petrolün gerilemesi altın açısından kısa vadede iki farklı etki yaratabilir: Jeopolitik risk primini azaltırken, ilerleyen dönemde daha düşük enflasyon ve daha gevşek para politikası beklentilerini güçlendirebilir.
Bu nedenle piyasaların ilk tepkisi ile orta vadeli etkisi birbirinden farklı olabilir.
Uzmanlara göre, böyle bir senaryoda ons altında 4.450-4.500 dolar bölgesine kadar yeni bir ivmelenmenin mümkün olduğu yönünde.
Yıl sonu için 4.600-4.800 dolar senaryosu
Daha uzun vadeli perspektifte ise uzmanların beklentileri daha yukarıda.
Yıl sonu veya yılın zirvesi açısından ons altında 4.600-4.800 dolar aralığı uzmanlara göre izlenmesi gereken önemli bir hedef bölgesi.
Bu elbette kesinleşmiş bir fiyat hedefi değil. Piyasalar doğrusal hareket etmez.
Savaş yeniden şiddetlenebilir, petrol yükselebilir, reel faizler daha uzun süre yüksek kalabilir veya dolar beklenenden daha güçlü bir performans gösterebilir.
Böyle bir ortamda altının 4.100 dolar seviyelerine geri çekilmesi dahi mümkün.
Ancak uzmanlara göre ons altında 4.000 dolar, gram altında ise 6.000 TL kırılmadığı sürece ana stratejinin masada kalabileceği düşünülüyor.
Buradaki en önemli kelime ise “strateji”.
Yatırımcı açısından önemli olan her gün yeni bir tahmin yapmak değil, belirli senaryolar ve seviyeler üzerinden hareket etmektir.
Gram altında yalnızca onsu izlemek yetmez
Türkiye açısından altının hikâyesi ise biraz daha farklı.
Çünkü gram altının fiyatını yalnızca ons altın belirlemiyor. Ons altın ile dolar/TL birlikte hareket ediyor.
Bu nedenle ons altında yükseliş yaşanırken Türk lirasının değer kazanması gram altındaki yükselişi sınırlayabilir. Tersi durumda ise ons altındaki yükselişe kur artışı da eşlik ederse gram altındaki hareket çok daha güçlü olabilir.
Bu nedenle ons altın için yapılan bir tahmini doğrudan gram altına çevirmek doğru değil.
Bununla birlikte uzmanlara göre mevcut beklenti çerçevesinde gram altında 7.250-7.500 TL bölgesinin, özellikle de 7.500 TL seviyesinin yıl sonu veya yılın zirvesi açısından önemli bir hedef olabileceği düşünülüyor.
Burada da aynı uyarı geçerli: Bu seviyeler bir garanti değil, mevcut varsayımlar altında oluşturulan senaryolardır.
Düğün sezonu fiyatı açıklamaya yetmez
Türkiye’de altın konuşulduğunda düğün sezonu hemen gündeme geliyor.
Elbette yaz aylarında fiziki altın talebinin artması piyasada belirli ölçüde etkili olabilir.
Ancak küresel altın fiyatını düğün sezonuyla açıklamak mümkün değil.
Türkiye’deki düğün sezonu yerel fiziki talebi etkiler. Oysa ons altının fiyatını belirleyen piyasa küreseldir.
Aynı şekilde üretim maliyetlerinin yükselmesi de altının fiyatını etkileyebilecek faktörlerden biridir ancak fiyatın tamamını açıklayamaz.
Altın fiyatının arkasında tek bir neden yoktur.
Para arzı, reel faizler, doların satın alma gücü, merkez bankası talebi, ETF ve yatırımcı akımları, jeopolitik riskler, madencilik arzı ve fiziki talep aynı anda fiyatlama mekanizmasının içinde yer alır.
Asıl soru: Altın pahalı mı, para mı ucuz?
Bence altın tartışmasının en önemli noktası burası.
Bir varlığın fiyatı yükseldiğinde sürekli olarak “Bu varlık neden pahalandı?” diye soruyoruz.
Oysa bazen daha doğru soru şudur:
“Bu varlık mı pahalandı, yoksa fiyatını ölçtüğümüz para mı değer kaybetti?”
Altın söz konusu olduğunda bu ayrım son derece önemli.
Çünkü altın binlerce yıldır satın alma gücünü koruma özelliğiyle öne çıkan bir varlık.
Bugün 4.000, 4.500 veya 5.000 dolar gibi rakamlar kulağa çok yüksek gelebilir. Fakat bu rakamları yalnızca nominal olarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir.
Doların zaman içindeki satın alma gücünü de hesaba kattığımızda tablo değişiyor.
Bu nedenle altının uzun vadeli yükselişini yalnızca “balon” ya da “savaş primi” olarak değerlendirmek eksik bir analiz olur.
Fakat altın da risksiz değil
Bütün bunlara rağmen altının risksiz bir yatırım aracı olduğunu düşünmek de doğru değil.
Altın sert düşüşler yaşayabilir.
Özellikle reel faizlerin yükselmesi, doların güçlenmesi, jeopolitik risklerin azalması ve yatırımcıların riskli varlıklara dönmesi altın üzerinde ciddi baskı yaratabilir.
Ayrıca yükseliş trendinin güçlü olması, her fiyattan altın alınabileceği anlamına gelmez.
İyi bir varlık bile yanlış fiyattan alındığında kötü bir yatırım hâline gelebilir.
Bu nedenle yatırımcı açısından önemli olan yalnızca hedef fiyatı değil, risk seviyelerini de belirlemektir.
4.200 doların üzerinde kalıcılık yukarı yönlü senaryoyu desteklerken, 4.100 ve özellikle 4.000 dolar bölgesi aşağı yönlü risk açısından yakından takip edilmeli.
Sonuç: Altının hikâyesi bitmedi ama yol düz değil
Altında yeni bir yükseliş dalgasının başlayıp başlamadığını kesin olarak söylemek mümkün değil.
Fakat mevcut tablo bize önemli bir şey söylüyor:
Altının uzun vadeli hikâyesi yalnızca savaşlardan ibaret değil.
Savaş biter, petrol düşer, jeopolitik risk azalır; altın kısa vadede gerileyebilir. Reel faizler yüksek kalırsa yükselişin hızı da sınırlanabilir.
Ancak küresel para arzının büyümeye devam ettiği, itibari paraların satın alma gücünün uzun vadede aşındığı ve merkez bankalarının rezervlerinde altına daha fazla yer verdiği bir dünyada altının uzun vadeli yatırım hikâyesinin tamamen ortadan kalktığını söylemek de kolay değil.
Uzmanlar açısından kritik nokta şu:
4.200 doların üzerinde kaldığı sürece ons altında yukarı yönlü potansiyel devam ediyor. 4.450-4.500 dolar bölgesi ara hedef, 4.600-4.800 dolar ise daha uzun vadeli senaryoda izlenebilecek bölge olarak öne çıkıyor.
Gram altında ise kurun etkisi nedeniyle 7.250-7.500 TL bandı dikkat çekiyor.
Ancak yatırımcıların unutmaması gereken en önemli şey, bu rakamların kesin sonuç değil, senaryo olduğudur.
Yarın savaş yeniden şiddetlenebilir. Petrol tekrar yükselebilir. Reel faizler beklentilerin üzerinde kalabilir. Dolar güçlenebilir.
Ya da tam tersi olabilir.
Piyasada kesinlik yoktur.
Bu nedenle altın konusunda benim için en önemli yaklaşım fiyat tahmini yapmak değil, senaryoları ve kırılma seviyelerini takip etmek.
Uzun vadede asıl hikâyeyi de unutmamak gerekiyor:
Belki de altın yükselmiyor. Belki de dünyanın kullandığı para birimleri karşısında satın alma gücünü koruyor.
İşte altının son 25 yıllık hikâyesini anlamanın anahtarı tam olarak burada yatıyor.










