Küresel piyasalarda dolar yeniden güç kazanırken, bunun arkasında yalnızca Amerikan ekonomisine ilişkin beklentiler değil, jeopolitik risklerin büyüttüğü belirsizlik ve yatırımcıların daha güvenli liman olarak nakde yönelme isteği de bulunuyor. Son dönemde enerji piyasasında yaşanan sert hareketler, yüksek kamu borçlarıyla mücadele eden gelişmiş ekonomiler ve yeniden yükselişe geçen enflasyon endişeleri, doların küresel piyasalardaki konumunu destekleyen bir ortam yaratıyor.
Dolar Endeksi’nin güne 99,3 seviyesinde başlaması, doların yeniden önemli bir direnç bölgesine yaklaştığını gösteriyor. DXY, son bir yıldır etkili olan 96,5-100,5 ana bandına yeniden dönmüş durumda. Bu nedenle önümüzdeki günlerde özellikle 100-100,5 bölgesinin nasıl aşılacağı ya da bu bölgeden yeniden satış gelip gelmeyeceği, doların küresel yönü açısından önemli olacak.
Doların güçlenmesinin temel nedenlerinden biri, FED’in para politikasına ilişkin beklentilerde yaşanan sert değişim. ABD’de açıklanan son TÜFE verisinin özellikle çekirdek enflasyon tarafında yukarı yönlü riskleri ortaya koyması, yatırımcıların FED’in daha şahin bir politika izleyebileceğine yönelik beklentilerini güçlendirdi. Piyasanın FED’den faiz artışı bekleme ihtimalini yüzde 87 seviyesine çıkarması, bu değişimin ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyuyor.
Burada asıl dikkat çekici nokta, birkaç ay önce piyasalarda faiz indirimlerinin daha fazla konuşulduğu bir ortamdan, bugün faiz artırımı ihtimalinin ana senaryoya dönüşmesidir. Bu değişimin arkasında büyük ölçüde jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatları bulunuyor. Körfez bölgesindeki gerilim, petrol arzına ilişkin endişeler ve enerji fiyatlarında yaşanan yükseliş, küresel ekonominin yeniden maliyet kaynaklı bir enflasyon sorunuyla karşı karşıya kalmasına neden oluyor.
Piyasaların üzerinde durduğu temel zemin, yüksek kamu borçlarıyla mücadele eden ülkelerin aynı zamanda enerji kaynaklı yeni bir enflasyon dalgasıyla karşılaşması. Kamu borçlarının yüksek olduğu bir ortamda faizlerin yükselmesi, devletlerin borçlanma maliyetini artırıyor. Buna enerji maliyetlerinin enflasyonu yukarı taşıması eklendiğinde, merkez bankalarının hareket alanı daha da daralıyor.
Ortaya çıkan tablo belirgin biçimde enflasyonist bir görünüm taşıyor. Enerji fiyatlarının yüksek kalması halinde merkez bankalarının ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla hızla gevşek para politikasına geçmesi oldukça zorlaşabilir. Tam tersine, enflasyon beklentilerinin bozulmasını engellemek için faizlerin daha uzun süre yüksek tutulması veya gerektiğinde yeniden artırılması gündeme gelebilir.
Geçtiğimiz hafta Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artırması, küresel para politikası açısından önemli bir sinyal oldu. Şimdi piyasa gözünü 16 Eylül’de FED’e ve 18 Eylül’de Japonya Merkez Bankası’na çevirmiş durumda. ECB’nin ardından diğer iki büyük merkez bankasının da faiz artırıp artırmayacağı, küresel piyasaların kısa vadeli yönü açısından belirleyici olacak.
Ancak bu toplantılarda yalnızca açıklanacak faiz kararlarına odaklanmak yeterli olmayacak. Merkez bankalarının sözlü yönlendirmeleri, faiz kararlarının kendisi kadar önemli hale gelmiş durumda. Çünkü yatırımcılar, enerji kaynaklı enflasyon riskinin geçici mi yoksa kalıcı mı olduğunu anlamaya çalışıyor. FED ve BOJ’un geleceğe ilişkin değerlendirmeleri, tahvil faizlerinden döviz piyasalarına kadar geniş bir fiyatlama alanını doğrudan etkileyebilir.
FED’in daha şahin bir tutum sergilemesi halinde doların küresel piyasalardaki gücünün devam etmesi mümkün. Özellikle ABD tahvil faizlerinin yüksek seviyelerde kalması, dolar varlıklarını diğer para birimlerine göre daha cazip hale getiriyor. Yatırımcıların artan belirsizlik dönemlerinde nakde geçme eğilimi göstermesi de DXY açısından ek bir destek oluşturuyor.
Ancak DXY’nin bulunduğu teknik bölge de dikkatle takip edilmeli. 96,5-100,5 bandı son bir yıldır doların ana hareket alanı olarak öne çıkıyor. Endeksin 100-100,5 bölgesini güçlü biçimde aşması, dolar lehine yeni bir fiyatlama dalgasını başlatabilir. Buna karşılık bu bölgeden yeniden satış gelmesi halinde doların mevcut bandın içerisinde kalmaya devam etmesi beklenebilir.
Türkiye tarafında ise küresel gelişmeler para politikasının önemini daha da artırıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın son gelişmeler karşısında şahin duruşunu koruması, özellikle küresel enerji ve enflasyon riskleri düşünüldüğünde daha anlaşılır hale geliyor. TCMB’nin karar metninde güncel gelişmelere yaptığı vurgu, küresel şartların Türkiye’nin dezenflasyon sürecini doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor.
Jeopolitik gerilim azalmadan ve enerji fiyatları belirgin şekilde gerilemeden küresel enflasyon endişelerinin tamamen ortadan kalkması zor görünüyor. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler açısından bu durum daha hassas bir tablo yaratıyor. Petrol ve doğalgaz maliyetlerindeki yükseliş, hem cari denge hem de enflasyon üzerinde baskı oluşturabiliyor.
Bu nedenle TCMB’nin yalnızca iç talep ve yurt içi fiyatlama davranışlarına değil, dışarıdan gelen maliyet baskılarına da dikkat etmesi gerekiyor. Küresel merkez bankalarının yeniden şahinleştiği bir dönemde Türkiye’nin para politikasında erken ve güçlü bir gevşeme adımı atması, kur ve enflasyon beklentileri açısından yeni riskler oluşturabilir.
USD/TL tarafında ise kurun ılımlı yukarı eğilimini koruduğu görülüyor. Dolar/TL’nin bu sabah 48,62 civarında işlem görmesi, kontrollü ancak yukarı yönlü hareketin devam ettiğine işaret ediyor. Kurun seyri açısından iç para politikasının yanında doların küresel gücü de önem taşıyor.
Türkiye’de kur dinamikleri artık yalnızca DXY üzerinden okunabilecek kadar basit değil. TCMB’nin fonlama politikası, TL’nin reel getirisi, enflasyon beklentileri, rezerv gelişmeleri, cari denge ve yabancı sermaye hareketleri USD/TL üzerinde birlikte etkili oluyor. Ancak DXY’nin güçlendiği ve küresel faizlerin yükseldiği dönemlerde gelişmekte olan ülke para birimleri üzerindeki baskının genel olarak arttığı da göz ardı edilmemeli.
Önümüzdeki günlerde USD/TL açısından iki farklı süreç aynı anda takip edilecek. Birincisi, FED ve BOJ kararlarının ardından doların küresel yönü. İkincisi ise TCMB’nin küresel enflasyon ve enerji şokları karşısında ne kadar süre şahin kalacağı. Bu iki başlık, kurun orta vadeli görünümünde belirleyici olacak.
Mevcut tabloda en önemli risk, enerji fiyatlarındaki yükselişin geçici olmaktan çıkarak daha kalıcı bir enflasyon sorununa dönüşmesi. Böyle bir durumda FED’in ve diğer büyük merkez bankalarının faiz indirimlerine başlaması gecikebilir, hatta yeni faiz artırımları gündeme gelebilir. Bu da küresel likiditenin sıkı kalması anlamına gelir.
Buna karşılık jeopolitik tansiyonun düşmesi ve enerji fiyatlarının yeniden normalleşmesi halinde enflasyon beklentilerinde hızlı bir rahatlama yaşanabilir. Böyle bir senaryoda doların güvenli liman talebinden aldığı destek zayıflayabilir ve küresel risk iştahı yeniden güçlenebilir.
Şimdilik piyasalardaki ana hikâye, enerji fiyatları ile enflasyon arasındaki ilişkinin yeniden güçlenmesi ve merkez bankalarının bu gelişmeye nasıl tepki vereceği üzerine kurulu. DXY’nin 99,3 seviyesine yükselmesi, ABD tahvil faizlerinin yüksek kalması ve FED’e ilişkin şahin beklentilerin güçlenmesi dolar açısından destekleyici bir tablo oluşturuyor.
USD/TL’de ise ılımlı ve kontrollü yukarı eğilim korunurken, küresel koşulların Türkiye’nin dezenflasyon programı üzerindeki etkisi daha yakından izlenecek. FED ve BOJ’dan gelecek kararlar, petrol fiyatlarının seyri ve TCMB’nin küresel gelişmelere vereceği tepki, önümüzdeki dönemde hem doların küresel gücünü hem de Türk lirasının görünümünü şekillendirecek.
Kısacası dolar piyasasında artık yalnızca faiz beklentileri değil, jeopolitik riskler, enerji arzı, kamu borçları ve yeniden yükselen enflasyon tehdidi birlikte fiyatlanıyor. Bu çok katmanlı tablo, USD/TL’deki kontrollü yukarı eğilimin yanı sıra küresel döviz piyasalarında da volatilitenin yüksek kalabileceğine işaret ediyor.








