Borsada genele yayılan ve çok sayıda hissenin arka arkaya tavan yaptığı güçlü bir yükselişin yaşanması için sıradan olumlu haberler yeterli değil. Böyle bir hareketin ortaya çıkması için piyasanın beklentilerini kökten değiştirecek, ekonomik görünümü iyileştirecek ve yatırımcıların risk alma iştahını bir anda artıracak çok güçlü gelişmelere ihtiyaç var. Enflasyonda beklenmedik bir düşüş, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından agresif faiz indirimleri, büyük ölçekli yabancı sermaye girişi veya uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından gelecek güçlü bir not artışı bu tür gelişmelerin başında geliyor.
Ancak burada önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekiyor. Borsada herkesin kazandığı, hisselerin büyük bölümünün tavan yaptığı ve endeksin güçlü bir yükseliş dalgasına girdiği dönemler yalnızca olumlu haberlerle ortaya çıkmaz. Piyasanın içinde bulunduğu koşullar, yatırımcıların beklentileri, likidite durumu ve daha önce yaşanan fiyat hareketleri de en az haberin kendisi kadar önemlidir.
Borsa İstanbulda geniş tabanlı bir yükselişin yaşanabilmesi için öncelikle ekonomiye ilişkin belirsizliklerin azalması gerekiyor. Çünkü yatırımcı yalnızca bugünkü ekonomik veriye bakarak karar vermiyor. Önümüzdeki altı ayda, bir yılda ve daha uzun vadede şirketlerin nasıl bir ortamda faaliyet göstereceğini, finansman maliyetlerinin nereye gideceğini, tüketimin ve yatırımların nasıl şekilleneceğini anlamaya çalışıyor. Bu nedenle piyasada kalıcı bir iyimserlik oluşturacak haberlerin yalnızca kısa vadeli değil, ekonomik beklentileri değiştirecek nitelikte olması gerekiyor.
Böyle bir senaryoda enflasyonda beklenmedik ve belirgin bir düşüş ilk sırada yer alabilir. Türkiye ekonomisinde enflasyonun kalıcı biçimde gerilemesi, yalnızca tüketicilerin satın alma gücü açısından değil, borsadaki şirketlerin geleceği açısından da kritik öneme sahip. Enflasyonun düşmesiyle birlikte Merkez Bankasının faiz indirimleri için daha geniş bir hareket alanı oluşabilir. Finansman maliyetleri gerileyebilir, şirketlerin yatırım kararları kolaylaşabilir ve tüketim tarafında yeniden canlanma başlayabilir.
Özellikle enflasyonun piyasa beklentilerinin çok üzerinde bir hızla gerilemesi, borsada güçlü bir fiyatlama değişikliğine neden olabilir. Çünkü piyasalar gerçekleşen veriler kadar beklentileri de satın alır. Beklenenden düşük gelen bir enflasyon rakamı, gelecekteki faiz indirimlerinin daha erken ve daha güçlü gerçekleşebileceği düşüncesini beraberinde getirebilir. Böyle bir durumda özellikle faiz hassasiyeti yüksek sektörlerde ciddi bir hareket görülebilir.
İkinci önemli gelişme ise TCMBden gelebilecek agresif faiz indirimleri olur. Politika faizinin beklentilerin üzerinde düşürülmesi, ilk aşamada borsada önemli bir heyecan yaratabilir. Mevduat ve para piyasası fonlarının getirilerinin gerileyeceği beklentisi, yatırımcıların alternatif getiri arayışını artırabilir. Bu durum hisse senedi piyasasına yönelik talebi güçlendirebilir.
Ancak burada faiz indiriminin neden yapıldığına dikkat etmek gerekiyor. Enflasyon kontrol altına alınırken yapılan faiz indirimleri ile ekonomik dengeler bozulurken yapılan faiz indirimleri aynı sonucu doğurmaz. Eğer faiz indirimi enflasyondaki kalıcı düşüşün sonucuysa piyasalar bunu olumlu karşılayabilir. Buna karşılık enflasyon beklentileri bozulurken yapılan hızlı indirimler döviz kuru üzerinde baskı oluşturabilir, ülke risk primini yükseltebilir ve yabancı yatırımcıların piyasaya yaklaşımını olumsuz etkileyebilir.
Dolayısıyla borsanın genele yayılan bir yükseliş yaşayabilmesi için yalnızca faizlerin düşmesi değil, faiz indirimlerinin güven veren bir ekonomik programla desteklenmesi gerekiyor. Yatırımcılar düşük faiz kadar öngörülebilirlik ve ekonomik istikrar da istiyor.
Üçüncü ve belki de en güçlü katalizörlerden biri büyük yabancı sermaye girişi olabilir. Türkiye piyasalarına milyarlarca dolarlık yabancı yatırımın yönelmesi, Borsa İstanbul açısından önemli bir dönüm noktası yaratabilir. Özellikle uzun süredir hisse senedi piyasasında temkinli davranan yabancı fonların yeniden güçlü alımlara başlaması, endeks üzerinde ciddi bir yukarı yönlü baskı oluşturabilir.
Yabancı yatırımcıların piyasaya dönüşü yalnızca doğrudan hisse alımları anlamına gelmiyor. Öncelikle tahvil ve bono piyasasına gelen yabancı sermaye, ülkenin risk algısında iyileşme yaşandığının göstergesi olabilir. Ardından hisse senedi piyasasına yönelen kaynaklar, yükselişin daha geniş bir tabana yayılmasına katkı sağlayabilir.
Burada yabancı yatırımcının hangi sektörleri tercih ettiği de önemli. Büyük ölçekli ve yüksek işlem hacmine sahip şirketlere yönelik alımlar ilk aşamada endeksi yukarı taşıyabilir. Ancak yükselişin genele yayılması için zamanla orta ölçekli şirketlere, sanayi hisselerine, ulaştırma ve teknoloji şirketlerine de talep gelmesi gerekir. Aksi durumda endeks yükselirken çok sayıda yatırımcının portföyündeki hisseler yerinde sayabilir.
Dördüncü önemli gelişme ise uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından gelebilecek not artışlarıdır. Fitch, Moody’s ve Standard and Poor’s gibi kuruluşların Türkiye’nin kredi notunu yükseltmesi veya görünümünü pozitife çevirmesi, uluslararası yatırımcıların Türkiye algısını değiştirebilir. Özellikle yatırım yapılabilir seviyeye doğru ilerleyen bir kredi notu, bazı büyük fonların Türkiye piyasalarına yeniden girişini kolaylaştırabilir.
Ancak not artışının tek başına borsada büyük bir ralli başlatmasını beklemek doğru olmaz. Çünkü kredi derecelendirme kuruluşları çoğu zaman piyasaların önceden fiyatladığı gelişmeleri belirli bir gecikmeyle teyit eder. Bu nedenle not artışının etkisi, kararın ne kadar sürpriz olduğuna ve yabancı yatırımcıların bu gelişmeye nasıl tepki verdiğine bağlı olacaktır.
Bunların yanında Türkiye’nin ülke risk priminde, yani CDS göstergesinde belirgin bir düşüş yaşanması da önemli bir gelişme olur. CDS’in gerilemesi, Türkiye’nin dış finansman maliyetlerinin düşmesine ve uluslararası yatırımcıların ülkeye yönelik risk algısının iyileşmesine katkı sağlayabilir. Böyle bir gelişme hem bankacılık sektörünü hem de dış finansmana ihtiyaç duyan şirketleri olumlu etkileyebilir.
Peki bütün bu gelişmeler aynı anda yaşanırsa borsada ne olur?
Enflasyonun hızla gerilediğini, Merkez Bankasının faiz indirimlerine daha güçlü şekilde devam ettiğini, yabancı sermayenin Türkiye piyasalarına yeniden yöneldiğini ve kredi derecelendirme kuruluşlarının olumlu kararlar aldığını düşünelim. Böyle bir tabloda yalnızca Borsa İstanbulun yükselmesi değil, yükselişin çok sayıda sektöre yayılması da mümkün hale gelebilir.
Özellikle uzun süredir baskı altında kalan bankacılık, sanayi, holding, ulaştırma ve gayrimenkul hisseleri bu ortamdan olumlu etkilenebilir. Finansman maliyetlerinin gerilemesi bankaların kredi hacmini ve şirketlerin yatırım iştahını destekleyebilir. İç talepte toparlanma perakende ve tüketim şirketlerine katkı sağlayabilir. Yabancı yatırımcıların yeniden pozisyon alması ise büyük ölçekli ve likit hisselerde güçlü alımlar oluşturabilir.
Bununla birlikte borsada her hissenin aynı oranda yükselmesini beklemek de gerçekçi değil. Şirketlerin borçluluk oranları, nakit akışları, karlılıkları ve değerlemeleri birbirinden farklı. Faizlerin düşmesi her şirketin bilançosunu aynı ölçüde iyileştirmiyor. Yüksek borçlu bir şirket faiz indirimlerinden olumlu etkilenebilirken, güçlü nakit pozisyonuna sahip ve yüksek faiz geliri elde eden başka bir şirket için aynı gelişme farklı sonuçlar doğurabilir.
Borsada gerçek bir yükselişin en önemli göstergesi yalnızca endeksin yükselmesi değil, yükselişin şirketlerin temel finansal göstergeleriyle desteklenmesidir. Satışlarını artıran, faaliyetlerinden nakit üreten, borçluluğunu kontrol altında tutan ve sürdürülebilir karlılık sağlayan şirketlerin bu süreçte daha sağlıklı performans göstermesi beklenebilir.
Bir başka önemli konu da borsadaki mevcut fiyatlamadır. Çünkü piyasalar çoğu zaman olumlu haberleri gerçekleşmeden önce satın alır. Örneğin Merkez Bankasının faiz indireceği beklentisi zaten hisse fiyatlarına yansımışsa, beklenen faiz indiriminin gerçekleşmesi yeni bir yükseliş yaratmayabilir. Hatta beklentinin altında kalan bir karar satışları beraberinde getirebilir. Finans piyasalarında sıkça kullanılan beklentiyi al, gerçekleşeni sat yaklaşımı tam olarak bu durumu anlatıyor.
Bu nedenle yatırımcıların yalnızca hangi haberin geleceğine değil, o haberin ne kadarının fiyatlandığına da bakması gerekiyor. Beklenmedik bir olumlu gelişme, önceden fiyatlanmış olumlu bir gelişmeden çok daha güçlü tepki yaratabilir.
Öte yandan borsada genele yayılan tavan hareketleri için likidite koşulları da belirleyici. Piyasaya yeni para girişi olmadan yalnızca mevcut yatırımcıların el değiştirmesiyle geniş kapsamlı ve kalıcı bir yükseliş oluşturmak zor. Özellikle küçük ve orta ölçekli hisselerde işlem hacminin artması, alıcı sayısının genişlemesi ve kurumsal yatırımcıların piyasaya katılması gerekiyor.
Burada bireysel yatırımcıların davranışlarını da unutmamak lazım. Uzun süre düşen veya yatay seyreden bir piyasada yatırımcı güveni zayıflayabilir. Zarar eden yatırımcılar yükselişleri satış fırsatı olarak değerlendirebilir. Bu nedenle olumlu bir haberin ardından ilk günlerde güçlü alımlar görülse bile devamında kar satışlarıyla karşılaşılması şaşırtıcı olmaz. Kalıcı bir yükseliş için yatırımcıların yalnızca heyecan duyması değil, geleceğe ilişkin güven kazanması gerekiyor.
Ayrıca küresel piyasaların görünümü de göz ardı edilmemeli. ABD Merkez Bankasının faiz politikası, dolar endeksi, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımları, petrol fiyatları ve jeopolitik riskler Borsa İstanbulun performansını doğrudan etkileyebilir. Türkiye’de çok güçlü olumlu haberler gelse bile küresel ölçekte sert bir riskten kaçış yaşanması, bu iyimserliğin etkisini sınırlayabilir.
Sonuç olarak Borsa İstanbulda genele yayılan, çok sayıda hissenin tavan yaptığı ve endeksin güçlü bir yükseliş trendine girdiği bir dönemin yaşanması için tek bir olumlu haberden çok daha fazlasına ihtiyaç var. Enflasyonda hızlı ve kalıcı düşüş, güven veren faiz indirimleri, yabancı sermaye girişi, CDS gerilemesi ve kredi notunda iyileşme aynı ekonomik hikayenin parçaları olarak ortaya çıkarsa çok güçlü bir piyasa hareketinin zemini hazırlanabilir.
Ancak yatırımcıların unutmaması gereken temel gerçek şu: Borsada hiçbir haber kesin kazanç veya tavan garantisi vermez. En olumlu ekonomik gelişmeler bile beklentilerin altında kalabilir, önceden fiyatlanmış olabilir veya küresel gelişmeler nedeniyle etkisini kaybedebilir. Bu nedenle bütün portföyü tek bir haber beklentisine bağlamak yerine şirketlerin mali yapısını, işlem hacmini, değerlemesini ve piyasanın genel yönünü birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Borsada asıl büyük yükseliş, bir haberle başlayan değil, güvenin yeniden tesis edilmesiyle devam eden yükseliştir. Çünkü kalıcı ralliyi yaratan şey yalnızca alıcıların çoğalması değil, yatırımcıların yarın bugünden daha iyi olacak düşüncesine gerçekten inanmasıdır.











