BIST 100 Enflasyonun Gölgesinde Gerçek Değerini Arıyor

BIST 100 nominal olarak yatay görünse de enflasyon nedeniyle reel kayıp yaşadı. Yeni yükselişin anahtarı faiz indirimi ve beklentiler olacak.

Türkiye’de yatırımcıların en sık yaptığı hatalardan biri, borsayı yalnızca endeks puanına bakarak değerlendirmektir. Oysa yüksek enflasyon dönemlerinde rakamların aynı kalması, değerin de aynı kaldığı anlamına gelmez. BIST 100 endeksi Şubat ayının ortasında yaklaşık 14.000 puan seviyesindeydi. Bugün de yine 14.000 puan civarında bulunuyor. İlk bakışta altı ay boyunca hiçbir şey değişmemiş gibi görünse de, gerçekte değişen çok önemli bir unsur var: paranın satın alma gücü. Yaklaşık altı ay boyunca yüksek enflasyonun yaşandığı bir ekonomide aynı seviyede kalan bir endeks, yatırımcısına reel anlamda kayıp yazdırmış demektir.

Türkiye’de yıllık enflasyonun yaklaşık %30 seviyelerinde seyrettiği bir ortamda altı aylık enflasyon etkisi kabaca %15 civarında bir satın alma gücü kaybına işaret ediyor. Başka bir ifadeyle, bugün 14.000 puan görünen endeksin reel değeri, altı ay önceki 14.000 puanın oldukça altında bulunuyor. Bu nedenle endeksin yatay hareket ettiği düşüncesi teknik olarak doğru olsa da ekonomik açıdan eksiktir. Reel getiriyi hesaba katmadan yapılan değerlendirmeler yatırımcıyı yanıltabilir.

Aslında finansal piyasalar geleceği fiyatlar. Bugün Borsa İstanbul’da görülen durgunluğun temel nedenleri de yatırımcıların aylardır tartıştığı unsurların büyük ölçüde fiyatlara yansımış olmasıdır. Yüksek faiz ortamı, kredi maliyetlerinin artması, şirketlerin finansman giderlerinin yükselmesi, yabancı yatırımcı girişinin beklenenden yavaş gerçekleşmesi ve para politikasındaki sıkı duruş, borsa üzerinde uzun süredir baskı oluşturan temel faktörlerdir. Bunlar yeni gelişmeler değil, piyasaların aylardır fiyatladığı risklerdir.

Bu nedenle bugün “faizler henüz düşmüyor, o halde borsa daha da geriler” görüşü eskisi kadar güçlü bir etki yaratmayabilir. Çünkü piyasalarda en büyük hareketler herkesin bildiği haberlerle değil, beklentilerin değişmesiyle oluşur. Eğer mevcut olumsuzluklar zaten fiyatların içine girmişse, bundan sonraki yönü belirleyecek unsur yeni haber akışı olacaktır.

Teknik açıdan bakıldığında 13.800-13.900 puan bandı, son aylarda defalarca test edilmesine rağmen güçlü alımların geldiği önemli bir destek bölgesi olarak öne çıkıyor. Her geri çekilmede yatırımcıların bu seviyelerde yeniden devreye girmesi, piyasanın bu bölgeyi yılın en önemli denge noktalarından biri olarak gördüğünü gösteriyor. Destek seviyeleri hiçbir zaman garanti oluşturmasa da, piyasa psikolojisini anlamak açısından önemli sinyaller verir. Defalarca çalışmış desteklerin yatırımcı güveni açısından ayrı bir önemi vardır.

Öte yandan borsanın geleceğini belirleyecek en önemli başlıklardan biri Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın faiz politikası olmaya devam ediyor. Enflasyonda kalıcı bir yavaşlama görülmesi halinde başlayabilecek olası faiz indirimleri, hisse senetleri açısından yeni bir hikâye oluşturabilir. Çünkü faizlerin düşmesi yalnızca şirketlerin finansman maliyetlerini azaltmaz; aynı zamanda mevduatın cazibesini azaltarak yatırımcıların yeniden sermaye piyasalarına yönelmesini sağlayabilir. Tarihsel olarak da Borsa İstanbul’da güçlü yükselişlerin önemli bir kısmı faiz indirim döngülerine eşlik etmiştir.

Bunun yanında jeopolitik gelişmeler de önemini koruyor. Bölgesel çatışmalarda kalıcı bir ateşkes ihtimali, küresel risk iştahının artması, gelişmekte olan ülkelere fon akışının hızlanması ve Türkiye’nin risk priminin gerilemesi, yabancı yatırımcı ilgisini artırabilecek gelişmeler arasında yer alıyor. Böyle bir senaryoda yalnızca bankacılık hisseleri değil, sanayi ve ihracat şirketleri de olumlu etkilenebilir.

Ancak yatırımcıların gözden kaçırmaması gereken önemli bir nokta daha bulunuyor. Borsa her zaman ekonomiyi değil, geleceğe ilişkin beklentileri satın alır. Ekonomik veriler henüz tam anlamıyla düzelmeden bile endeks yükselişe başlayabilir. Aynı şekilde ekonomik göstergeler güçlü görünürken beklentiler bozulursa borsa düşebilir. Bu nedenle yalnızca bugünkü verilere bakarak yatırım kararı vermek çoğu zaman sağlıklı sonuç vermez.

Uzun vadeli yatırımcı açısından bakıldığında ise enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde en büyük risklerden biri nakitte uzun süre beklemektir. Enflasyon, satın alma gücünü sessizce aşındırırken üretim yapan, ihracat gerçekleştiren ve kârını artırabilen şirketler uzun vadede bu kaybı telafi etme potansiyeline sahiptir. Elbette her şirket aynı değildir; güçlü bilanço, sürdürülebilir kârlılık, düşük borçluluk ve kurumsal yönetim kalitesi her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır.

Bugün gelinen noktada piyasanın önemli bir bölümü kötümser senaryoları büyük ölçüde fiyatlamış görünüyor. 14.000 puan seviyesinde görülen yatay görüntü, gerçekte enflasyon nedeniyle önemli bir reel değer kaybını ifade ediyor. Bununla birlikte aynı durum, olumsuz beklentilerin büyük ölçüde fiyatlara yansıdığı anlamına da gelebilir. Eğer önümüzdeki dönemde enflasyonda kalıcı düşüş, faiz indirim sürecine ilişkin güçlü sinyaller ve jeopolitik risklerde azalma birlikte gerçekleşirse, Borsa İstanbul için yeni bir yükseliş hikâyesi başlayabilir. Yatırımcıların bu süreçte günlük dalgalanmalardan çok reel getiriye, şirketlerin temel değerlerine ve değişen beklentilere odaklanması, uzun vadede daha sağlıklı kararlar almalarını sağlayacaktır.