Küresel ve yerel piyasalarda son günlerde yaşanan hareketleri tek bir başlık altında toplamak zor: belirsizlik. Haber akışının yoğunluğu, jeopolitik risklerin artışı ve ekonomik verilerin yön tayin etmekte zorlanması, yatırımcıların neyi fiyatladığını anlamayı güçleştiriyor. Bu ortamda volatilitenin yükselmesi şaşırtıcı değil; aksine, mevcut psikolojinin en doğal sonucu.
Yurtdışı temaslarda öne çıkan tablo oldukça net: çoğunluk daha kötü bir senaryoya hazırlanıyor. Ancak piyasanın doğası gereği, en karamsar dönemler aynı zamanda en büyük fırsatların filizlendiği zeminlerdir. İyimser tarafta yer alanlar, mevcut bozulmanın geçici olduğunu ve fiyatlamaların yavaş yavaş yeni dengeyi bulmaya başladığını düşünüyor. Bugün piyasalarda gördüğümüz dalgalı ama yer yer toparlanma sinyalleri veren hareketler de aslında bu iki zıt görüşün çarpışmasının bir yansıması.
Önümüzdeki 3-5 günlük kritik süreç, piyasanın yönü açısından belirleyici olabilir. Haber akışının tonu, risk iştahını doğrudan etkileyecek. Eğer beklentilerden daha az kötü gelişmeler yaşanırsa, piyasaların hızla daha iyimser bir patikaya girmesi mümkün. Çünkü şu an fiyatlamalar büyük ölçüde kötümser senaryolara dayanıyor.
Enerji tarafı ise bu dönemin en kritik değişkenlerinden biri. Petrol fiyatlarına ilişkin genel beklenti, kısa vadede sert yükselişler görülse bile bunun kalıcı olmayacağı yönünde. Arz tarafındaki sorunların çözülmesiyle fiyatların geri çekileceği düşünülüyor. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken önemli bir detay var: üretim altyapısında oluşan hasar. Bu durum, eski fiyat seviyelerine dönüşü zorlaştırabilir ve yeni denge seviyesinin daha yukarıda oluşmasına neden olabilir. Bu da orta vadede daha yüksek enerji maliyetleri ve dolayısıyla daha kalıcı enflasyon anlamına geliyor.
Türkiye özelinde bakıldığında tablo daha da hassas. Savaşın etkisiyle enflasyonun beklentilerin üzerine çıkması, zaten kırılgan olan dengeyi daha da zorlaştırıyor. Petrol fiyatlarında belirgin bir düşüş görülmediği sürece enflasyonun %25’in altına inmesi oldukça zor görünüyor. Bu, para politikası açısından manevra alanını daraltan önemli bir faktör.
Kur tarafında ise dikkat çekici bir denge politikası izleniyor. Rezervlerde savaş öncesine göre yaklaşık 20 milyar dolarlık düşüş, kurun stabil tutulmasının bir maliyeti olarak karşımıza çıkıyor. Bu tercih kısa vadede istikrar sağlasa da piyasanın buna uzun süre güven duymadığı açık. Çünkü kur belirli seviyeleri aştığında yatırımcı davranışı hızla değişiyor ve talep artışı kur üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Bu da ilerleyen dönemde daha hızlı bir değer kaybı ihtimalini güçlendiriyor.
Burada kritik bir denge söz konusu: Enflasyonun %12-13 olduğu bir ortamda kurun yalnızca %3-5 değer kaybetmesi, ciddi bir reel değerlenme anlamına geliyor. Bu, enflasyonu kontrol etmek açısından olumlu bir araç. Ancak bu makas açıldıkça sistem sürdürülemez hale geliyor. Merkez Bankası’nın bir noktada kura daha fazla esneklik tanıması kaçınılmaz olabilir. Aksi halde rezervlerdeki erime devam edecektir.
Faiz cephesinde ise piyasa anlatısının değiştiğini görüyoruz. Daha önce güçlü şekilde konuşulan faiz indirimi beklentisi artık fiyatlanmıyor. Bunun en somut göstergesi, yıl başından bu yana yabancı girişlerinin neredeyse sıfırlanmış olması. Aynı durum hisse senedi piyasası için de geçerli. Yabancı yatırımcının geri dönmesi için enflasyon görünümünün netleşmesi ve öngörülebilirliğin artması gerekiyor.
Borsa tarafında ise ayrışma belirginleşmiş durumda. Savunma sanayi şirketleri öne çıkmaya devam ediyor ve mevcut jeopolitik ortamda bu trendin sürmesi bekleniyor. Bunun yanında enerji üreten şirketler de güçlü kalmaya aday. Buna karşılık, enerjiyi yoğun kullanan sektörler maliyet baskısı nedeniyle negatif ayrışmayı sürdürebilir.
Tüm bu gelişmelerin ortak noktası şu: Artık eski varsayımlarla hareket edilen bir piyasa yok. Yeni bir denge aranıyor ve bu denge, geçmiş alışkanlıklarla değil, değişen gerçeklerle şekilleniyor. Bu nedenle yatırımcıların da bakış açısını güncellemesi gerekiyor. Ezberler bozulurken, esnek ve veri odaklı yaklaşım her zamankinden daha değerli hale geliyor.
Belki de en önemli çıkarım şu: Belirsizlik korkutucudur ama aynı zamanda fırsatın ta kendisidir. Önemli olan, bu dönemi doğru okuyabilmek ve risk ile fırsat arasındaki ince çizgide dengede kalabilmektir.











