Altında Yeni Alım Dönemi mi Başlıyor?

Altında geri çekilme sınırlı kalabilir. Jeopolitik riskler, merkez bankaları ve küresel dönüşüm yükseliş beklentisini destekliyor.

Küresel Dönüşüm, Jeopolitik Riskler ve Piyasaların Yeni Dengesi

Altın piyasasında son dönemde yaşanan dalgalanmalar yatırımcıların aklındaki en önemli sorulardan birini gündeme taşıyor: Geri çekilme ne kadar sürecek ve yeni yükseliş dalgası başlayacak mı? Bu soruya kesin bir yanıt vermek mümkün olmasa da mevcut teknik görünüm ile temel dinamikler birlikte değerlendirildiğinde, altının uzun vadeli hikâyesinin sona ermediği görülüyor.

Teknik açıdan değerlendirildiğinde 3.650-3.850 dolar bandının altında kalıcı bir fiyatlama ihtimali düşük görülüyor. Bu bölgenin güçlü bir destek alanı oluşturduğu düşünülürken, yaşanabilecek geri çekilmelerin uzun vadeli yatırımcılar açısından yeni alım fırsatları yaratabileceği ifade ediliyor. Önümüzdeki dönemde yükseliş trendinin devam etmesi beklenirken, önceki yıllardaki kadar sert ve hızlı hareketler yerine daha dengeli ve zamana yayılan bir yükseliş sürecinin yaşanması daha olası görünüyor.

Altını destekleyen en önemli unsur ise temel dinamiklerin büyük ölçüde değişmemiş olması. Son üç yılda altın fiyatlarını yukarı taşıyan nedenlerin neredeyse tamamı bugün de geçerliliğini koruyor. Merkez bankalarının altın alımları önceki yıllardaki kadar güçlü olmasa bile devam ediyor. Küresel ekonomide belirsizliklerin sürmesi, yüksek kamu borçları, enflasyon endişeleri ve merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme politikaları altına olan ilgiyi canlı tutuyor.

Son dönemde sıkça dile getirilen “dolar rezerv para statüsünü kaybedecek” görüşü ise herkes tarafından aynı ölçüde desteklenmiyor. Doların küresel finans sistemindeki ağırlığını kısa vadede kaybetmesi beklenmese de, ülkelerin rezervlerini çeşitlendirme eğilimi altının önemini artırmaya devam ediyor. Bu nedenle altının yükselişini yalnızca doların geleceği üzerinden okumak eksik bir değerlendirme olabilir.

Piyasaların dikkatle izlediği en önemli başlıklardan biri de jeopolitik riskler. Son yıllarda yaşanan savaşlar, enerji krizleri, ticaret savaşları ve küresel bloklaşma eğilimleri, yatırımcıların risk algısını kalıcı biçimde değiştirmiş durumda. Geçmişte normal kabul edilen risk seviyeleri artık çok daha yüksek değerlendiriliyor. Başka bir ifadeyle, yıllar önce 100 kabul edilen jeopolitik risk primi bugün 120-130 seviyelerinde yeni denge oluşturabilir. Bu durum güvenli liman talebini artırırken altın fiyatlarına da uzun vadeli destek sağlıyor.

Özellikle ABD’nin küresel ekonomi ve dış politika stratejisinde yaşadığı dönüşüm, dünya ekonomisinin yeni bir denge arayışına girmesine neden oluyor. Ticaret politikalarından sanayi yatırımlarına kadar birçok alanda yaşanan değişim, yatırımcıların uzun vadeli risk hesaplamalarını yeniden şekillendiriyor. Bu nedenle geçmişteki düşük risk ortamına kısa sürede dönülmesi beklenmiyor.

Enerji piyasasında ise farklı bir tablo öne çıkıyor. Brent petrol fiyatlarının mevcut seviyeleri büyük ölçüde barış beklentisini fiyatlıyor. Özellikle Orta Doğu kaynaklı risklerin önemli kısmının fiyatlara yansıdığı düşünülüyor. Bundan sonraki süreçte ise piyasalarda daha çok tarafların birbirine karşı psikolojik üstünlük kurmaya çalıştığı, uluslararası literatürde “chicken game” olarak adlandırılan stratejik bir mücadele yaşanabileceği değerlendiriliyor.

İran’ın zaman içerisinde yeniden küresel ekonomiye daha fazla entegre olması ihtimali de enerji piyasaları açısından önemli bir değişim yaratabilir. İran petrolünün uluslararası piyasalara daha güçlü şekilde dönmesi, enerji arzını artırarak fiyat dengelerini yeniden şekillendirebilir. Böyle bir senaryo hem enerji maliyetlerini hem de küresel enflasyon görünümünü etkileyebilecek önemli gelişmeler arasında yer alıyor.

Teknoloji tarafında ise yapay zekâ yatırımlarının geçmişteki dot-com balonuyla aynı kategoride değerlendirilmesi doğru bulunmuyor. İnternet balonu döneminde büyük ölçüde fikir aşamasındaki şirketlere yönelik spekülatif yatırımlar ön plandayken, bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketleri yüz milyarlarca dolarlık sermaye harcamaları (CAPEX) gerçekleştiriyor. Veri merkezleri, çip üretimi ve enerji altyapısına yapılan dev yatırımlar, yapay zekâ dönüşümünün reel ekonomiyle çok daha güçlü bağlara sahip olduğunu gösteriyor. Değerlemeler yüksek görünse de piyasanın yeni normalinin geçmiş dönemlerden farklı olabileceği değerlendiriliyor.

Küresel piyasalarda dikkat edilmesi gereken en önemli risklerden biri ise Japon yeni ve carry trade işlemleri. Japon yeninin dolar karşısında 161 seviyelerine yaklaşması ve Japonya’nın 30 yıllık tahvil faizlerinin %3,49 seviyesine yükselmesi, uluslararası sermaye hareketleri açısından kritik sinyaller veriyor. Uzun yıllardır düşük faiz avantajıyla kurulan carry trade pozisyonlarının çözülmeye başlaması durumunda küresel piyasalarda ciddi dalgalanmalar yaşanabilir.

Özellikle 165 seviyesi, Japon yeni açısından tarihî öneme sahip bir eşik olarak görülüyor. Bu seviyelere yaklaşılması hâlinde yatırımcıların pozisyonlarını hızla değiştirmesi yalnızca döviz piyasalarını değil, hisse senetlerinden emtialara kadar birçok varlık sınıfını etkileyebilir.

Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, küresel ekonomi artık eski düşük risk ve düşük faiz döneminden oldukça farklı bir yapıya doğru ilerliyor. Bu yeni düzende yatırımcıların güvenli liman arayışı sürebilir. Altın ise hem merkez bankalarının rezerv tercihlerinden hem de artan jeopolitik belirsizliklerden destek almaya devam ediyor. Kısa vadede dalgalanmalar yaşansa bile, uzun vadeli görünümde altının portföylerde stratejik önemini korumaya devam edeceği ve küresel dönüşüm sürecinin en güçlü yatırım araçlarından biri olmayı sürdüreceği değerlendiriliyor.