Yeni yıla girilirken küresel piyasaların en önemli gündem maddesi yine merkez bankaları oldu. Özellikle ABD Merkez Bankası (Fed) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından alınacak faiz kararları, yalnızca yatırımcıları değil, doğrudan hanehalkını ve reel sektörü de yakından ilgilendiriyor. Enflasyon verilerinin yönü, büyüme endişeleri ve küresel risk algısı, 2026’nın ilk aylarında para politikasının seyrini belirleyecek temel unsurlar olarak öne çıkıyor.
Türkiye cephesinde gündem biraz karmaşık. 5 Ocak’ta açıklanacak enflasyon verileri, TCMB’nin ocak ayı faiz kararının en önemli belirleyicisıi olacak. TCMB, yeni yılın ilk Para Politikası Kurulu toplantısını 22 Ocak 2026 Perşembe günü yapacak ve karar saat 14.00’te duyurulacak. Merkez Bankası’nın daha önce peş peşe dört faiz indirimi gerçekleştirmiş olması, piyasada “indirim süreci devam edecek mi?” sorusunu güçlendiriyor. Mevcut beklentiler, ocak ayındaki toplantıda 100 ya da 200 baz puanlık bir faiz indirimi olabileceği yönünde.
ABD tarafında da dikkatler Fed’in ocak ayı toplantısına çevrilmiş durumda. Fed faiz kararı 26 Ocak’ta saat 22.00’de açıklanacak, kararın ardından Fed Başkanı Jerome Powell saat 22.30’da piyasaların merakla beklediği değerlendirmesini yapacak. Son dönemde Amerikan ekonomisinden gelen veriler, özellikle enflasyonun beklentilerin altında seyretmesi, “faiz indirimi” tartışmalarını yeniden güçlendirdi. Ancak piyasa fiyatlamalarına bakıldığında, bir sonraki toplantıda faiz indirimi bekleyenlerin oranı yüzde 18,6 seviyesinde. Bu da Fed’in temkinli duruşunu koruduğunu, aceleci bir gevşeme adımından kaçınabileceğini gösteriyor. Fed, her ne kadar son dönemde üst üste üç faiz indirimi yapmış olsa da, enflasyonla mücadelede kazanımların kalıcı olduğundan emin olmak istiyor. Powell’ın mesajları bu noktada kritik olacak; çünkü piyasalar, sadece mevcut kararı değil, yılın geri kalanına dair ipuçlarını da bu konuşmadan çıkarmaya çalışacak.
Ancak burada kritik nokta, TCMB’nin enflasyonla mücadele ve finansal istikrar arasında kurmaya çalıştığı denge. Bir yandan büyümeyi destekleme ihtiyacı, diğer yandan fiyat istikrarı hedefi, alınacak kararın tonunu belirleyecek. Küresel ölçekte Fed’in atacağı adımlar da TCMB’nin manevra alanını doğrudan etkiliyor. Eğer Fed, beklenenden daha uzun süre sıkı duruşunu korursa, gelişmekte olan ülkelerin faiz indirimlerinde daha temkinli olması gerekebilir. Buna karşın küresel likidite koşullarının gevşemesi, TCMB’ye daha rahat bir hareket alanı sağlayabilir.
Sonuç olarak, 2026’nın ilk ayları para politikası açısından kritik eşiklerden biri olacak. Fed’in mesajları küresel piyasalar için yön belirleyici olurken, TCMB’nin kararları Türkiye’de kredi koşullarından döviz kurlarına kadar geniş bir alanı etkileyecek. Yatırımcılar ve vatandaşlar için bu süreçte sadece faiz kararlarının kendisi değil, merkez bankalarının verdiği sinyaller ve ileriye dönük beklentiler de en az kararlar kadar önemli olacak.











