İran ve ABD/İsrail Çatışmasının Görülmeyen İktisadi Etkisi

Hürmüz krizi; enerji, gübre, sigorta ve navlun kanallarıyla küresel enflasyonu derinleştirdi; yapısal enerji güvenliği sorunu gündeme taşındı.

Hürmüz’den Küresel Ekonomiye Yayılan Şok Dalgaları

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak hava harekâtı başlatmasıyla birlikte küresel ekonomi, son yarım yüzyılın en ağır enerji arz şoklarından biriyle yüzleşmek zorunda kaldı. Harekât; İran liderliğinin tasfiyesini, nükleer altyapının imhasını ve bölgesel askeri hedeflerin vurulmasını kapsıyordu. İran’ın misilleme olarak Körfez’deki ABD üslerini ve bölge ülkelerini hedef alması ve Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatması, küresel enerji akışlarını anında kilitleyerek piyasalar, ticaret zincirleri ve enflasyon dinamikleri üzerinde derin ve çok katmanlı bir baskı yarattı. Bu makalede söz konusu çatışmanın yalnızca başlık haberlerine yansıyan enerji fiyatı yükselişinin ötesinde kalan, görece az tartışılan iktisadi boyutları sistematik biçimde irdelenecektir.

Hürmüz Boğazı: Küresel Ekonominin En Kırılgan Damarı

Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin anatomisinde aorta işlevi gören bir deniz koridorudur. Boğaz’dan geçen akışlar küresel petrol hacminin yüzde 20’sini oluşturmakta; bu oran onu dünyanın en kritik enerji darboğazı konumuna taşımaktadır. 2024 yılında Boğaz’dan geçen ham petrol ve kondensatın yüzde 84’ü Asya piyasalarına gidiyordu; Çin petrolünün üçte birini bu güzergâhtan temin etmekteydi. Avrupa ise LNG ihtiyacının yüzde 12-14’ünü Katar üzerinden bu boğazdan sağlıyordu.

Çatışmanın başlamasıyla birlikte tanker trafiği ilk hafta içinde yüzde 90 düşerken Uluslararası Enerji Ajansı tarihinin en büyük acil rezerv salımını başlattı. 12 Mart 2026 itibarıyla Brent ham petrol fiyatları, çatışmadan önceki son işlem gününe kıyasla yüzde 39 artarak 110 doların üzerine çıktı. LNG fiyatları ise petrolden de sert bir artış kaydederek çatışmanın başından bu yana yaklaşık yüzde 60 yükseldi.

Ancak asıl kritik mesele, boğazın yasal anlamda kapatılıp kapatılmadığından çok ticari olarak işlevsiz hale gelip gelmediğidir. Gemi sahipleri; yoğun trafik, kimlik doğrulama talepleri, elektronik müdahale, insansız hava aracı ve füze riskleri ile sigorta belirsizliğiyle karşı karşıya kaldığında, resmi bir kapatma ilan edilmeksizin rotalarını değiştirmeye başlıyorlar. Bu dinamik, modern çatışma ekonomisinin yeni bir gerçeğine işaret etmektedir: Fiili kapatma kararlarından daha önce sigorta piyasası kendi kararını veriyor.

Görünmeyen Aktarım Kanalı: Denizcilik Sigortası ve Navlun Ekonomisi

Çatışmanın en az görülen ama en hızlı yayılan etkisi, küresel denizcilik sigorta piyasasında yaşandı. Savaş riski primleri, çatışmanın ilk günlerinde dramatik bir sıçrama kaydetti. Tanker trafiği yalnızca teknik geçiş olanaklarına değil; savaş riski sigortasının temin edilip edilemeyeceğine, sigorta primlerinin kargo sahipleri tarafından karşılanıp karşılanamayacağına ve mürettebatın aktif çatışma bölgesine girmeye razı olup olmayacağına bağlıdır.

Bu mekanizma, jeopolitik korkunun piyasa uygulama aracına dönüştüğü noktayı temsil etmektedir. Sigorta edilemeyen bir güzergâh, fiilen kapatılmış bir güzergâh demektir. Nitekim Boğaz’ın en dar noktasının 34 kilometre genişliğinde olduğu göz önünde bulundurulduğunda, İran’ın deniz mayınları döşemesi ve 21 onaylanmış ticari gemiye saldırı gerçekleştirmesi, büyük denizcilik şirketlerini operasyonlarını askıya almaya yöneltti.

Hava sahası kapanmaları da deniz koridoru tıkanıklığının ötesinde ek bir maliyet katmanı oluşturdu. Füze alışverişlerinin Körfez hava koridorlarını sekteye uğratması, hava kargo, turizm, iş seyahati ve ticaret zamanlaması üzerinde zincirleme olumsuz etkiler yarattı. Bu bağlamda navlun maliyetlerindeki artış, küresel tedarik zincirlerinin tamamına ihracat maliyeti olarak yansıyarak meta enflasyonunu daha da körükledi.

Gübre, Gıda ve Sessiz İnsani Kriz

Çatışmanın en az konuşulan boyutlarından biri, küresel tarımsal üretimi tehdit eden gübre arz krizidir. Persian Körfezi, 2020’li yıllarda küresel üre ihracatının yaklaşık yüzde 30-35’ini ve amonyak ihracatının yüzde 20-30’unu karşılamaktaydı. Uluslararası alanda ticareti yapılan gübrelerin yüzde 30’a kadarı Hürmüz Boğazı’ndan transit geçiyordu.

Katar, İran’ın drone saldırısının ardından en büyük üre üretim tesisinin üretimini durdurdu. Küresel LNG arzının yüzde 20’sini karşılayan Katar’ın bu kararı uluslararası gübre piyasasını derinden sarstı. Hindistan, Katar’dan gelen LNG çıktısındaki düşüşün ardından üç üre fabrikasındaki üretimini azalttı. Küresel pirinç ihracatının yaklaşık yüzde 25’ini karşılayan Hindistan için bu bağımlılık, bölgesel istikrarsızlık dönemlerinde küresel gıda arzını tehdit eden bir kırılganlığa işaret etmektedir.

Gıda fiyatlarındaki artışın enflasyona etkisi, doğrudan enerji fiyatı geçişkenliğinden çok daha uzun süre devam etmektedir. Tarımsal girdi maliyetleri yükseldiğinde ürün fiyatları aylarca gecikmeli olarak tepki verir; bu gecikme, merkez bankalarının enflasyonu kontrol altına alma çabalarını daha da zorlaştırır.

İran Ekonomisinin Çöküşü: Hiperenflasyon ve Toplumsal Kırılma

Çatışma öncesinde bile İran ekonomisi ağır bir yük altındaydı: Yaptırımlar, protestolar ve değer kaybeden riyal, enflasyonu 2025’te yüzde 40’ın üzerine taşımıştı. Harekâtın ardından bu tablo dramatik biçimde ağırlaştı. Gıda enflasyonu yüzde 105’e fırladı. Mart 2025’ten Mart 2026’ya kadar geçen dönemde ekmek ve tahıl fiyatları yüzde 140, kırmızı et ve kümes hayvanı fiyatları yüzde 135, yağ ve katı yağ fiyatları yüzde 219 artarken meyve ve kuruyemiş yüzde 104, süt ürünleri ise yüzde 116 prim yaptı.

Bu ekonomik çöküşün sembolik göstergesi, İran merkez bankasının tarihinin en büyük banknotu olan 10 milyon riyal değerindeki kağıt parayı tedavüle sürmek zorunda kalmasıydı. Enflasyonun bu denli derin bir toplumsal tahribat yaratması, İran’daki başlayan iç çalkantıların ekonomik temelini anlamlandırmak açısından kritiktir.

Küresel Piyasalara Yayılan Şok: Hisse Senetleri, Tahvil Getirileri ve Döviz

Küresel hisse senetleri, savaşın başlamasından bu yana yüzde 5,5 geriledi; Asya borsaları en sert düşüşü yaşayan taraf oldu. Tahvil piyasasında ise 27 Mart itibarıyla 10 yıllık ABD Hazine tahvili getirisi, Temmuz 2025’ten bu yana en yüksek seviye olan yüzde 4,46’ya tırmandı.

Piyasalarda dikkat çeken bir anomali de öne çıktı: 23 Mart 2026’da Trump’ın İran’a yönelik saldırıları erteleyerek müzakereye açık olduğuna ilişkin açıklamasından yalnızca 15 dakika önce, 580 milyon dolarlık petrol fiyatı düşüşü üzerine vadeli işlem pozisyonu alındı; bu durum olası iç bilgi ticaretine ilişkin ciddi sorular doğurdu. Bu tür yapısal bütünlük sorunları, kriz dönemlerinde finansal piyasaların güvenilirliğini zedeleyerek sistemik bir şeffaflık krizine dönüşme potansiyeli taşımaktadır.

J.P. Morgan’ın tahminlerine göre, Brent fiyatlarının yıl ortasına kadar 80 dolar seviyesinde kalması durumunda bile küresel GSYİH büyümesi 2026’nın ilk yarısında yıllık bazda yüzde 0,6 oranında baskılanabilir.

Türkiye Ekonomisine Özgün Etkiler: Fırsat mı, Tehdit mi?

Türkiye, enerji ithalatına büyük ölçüde bağımlı bir ekonomi olarak bu çatışmadan doğrudan etkilendi. Her 10 dolarlık petrol fiyatı artışı, Türkiye’nin cari açığına yaklaşık 2,5 milyar dolar ekliyor ve enflasyonu yaklaşık 1 puan yukarı çekiyor. Borsa İstanbul (BIST 100), çatışmanın başladığı günün açılışında yüzde 7 değer yitirdi.

Öte yandan Türkiye için bazı stratejik açılımlar da söz konusu. Irak’ın Hürmüz’e alternatif ihracat güzergâhı olan Kerkük-Ceyhan boru hattı, Türkiye’nin Akdeniz kıyısına ulaşmaktadır. Bu durum Türkiye’yi, Körfez petrolünün alternatif transit ülkesi olarak kritik bir konuma taşımaktadır. Yeni kara ulaşım koridorlarının açılmasıyla birlikte Rusya, Suriye ve Türkiye’nin hayati malzemeler üzerinde stratejik kontrol kurabileceği öngörülmektedir.

Capital Economics’e göre, çatışmanın uzaması halinde kırılgan bilançolara sahip gelişmekte olan piyasalarda faiz artışına gidilmesi beklenmekte; Türkiye ve Pakistan bu ülkelerin başında sayılmaktadır. Türkiye’nin bu çelişkili konumu —hem kırılganlık hem de fırsat taşıyan bir yapı— Ankara’nın çatışmaya ilişkin temkinli denge politikasının ekonomik altyapısını oluşturmaktadır.

Gelişmekte Olan Piyasalar ve Gıda İthalatçısı Ülkelerin Maruz Kaldığı Asimetrik Yük

Pek çok gelişmekte olan ülke, yüksek borç servis yükü, sınırlı mali alan ve kısıtlı finansman erişimi gibi yapısal güçlüklerle boğuşmaktadır. Enerji ve gübre fiyatlarındaki artış bu ülkelerin ticaret dengelerini, döviz kurlarını ve kamu maliyelerini aynı anda baskı altına almaktadır.

Enerji fiyatları yükseldiğinde, ülkelerin ticaret hadleri —ihracat fiyatlarının ithalat fiyatlarına oranı— değişmektedir. Bu şokun ekonomik sonuçları; ülkenin enerji ithalatçısı mı yoksa ihracatçısı mı olduğuna, fiyat artışının ne kadar büyük ve kalıcı olduğuna ve hükümetlerin, hanelerin ve işletmelerin bu gelir kaymasına nasıl tepki verdiğine bağlıdır.

Sübvansiyon yükü yüksek olan ülkelerde enerji şoku, bütçe dengesini bozarak tahvil piyasalarında satış baskısı yaratmakta; bu da döviz kurunu zayıflatarak ithalat enflasyonunu derinleştiren bir kısır döngüye zemin hazırlamaktadır.

Geoekonomik Yeniden Yapılanma: Alternatif Koridorlar ve Uzun Vadeli Mimari Değişim

Çatışmanın yarattığı arz boşluğu, küresel ticaret mimarisini kalıcı biçimde dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. İran’ın boğazı fiilen kapatmasıyla Körfez ülkeleri, ABD öncülüğündeki Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomi Koridoru (IMEC) planlarını yeniden gündeme taşıdı. Suudi Arabistan, 1980’lerde inşa ettiği 1.200 kilometre uzunluğundaki Doğu-Batı boru hattını genişletmeyi değerlendirmeye başladı.

Ceasefire sürecinde İran-İsrail ateşkesi petrol fiyatları üzerinde düşürücü bir etki yaratırken, kısa vadeli yükseliş ABD’nin kaya petrolü üreticilerinin operasyonel minimum fiyat seviyelerini güvence altına almasına yetti. Bu, fiyatlar yıl içinde sert düşse bile ABD üretiminin halihazırda güvence altına alındığı anlamına gelmektedir.

Uzun vadede bu çatışmanın en kalıcı mirası, enerji güvenliği anlayışının yeniden tanımlanması olacaktır. Oxford Economics’e göre, çatışma enerji güvenliği sonrası süreçte yenilenebilir enerjinin daha güvenli bir seçenek olduğunu gözler önüne sermektedir. Güneş, rüzgar ve nükleer enerjiye yapılacak yatırımların hızlanması, geçiş döneminde kısa vadeli maliyet artışı yaratsa da Hürmüz gibi darboğazlara olan yapısal bağımlılığı azaltacaktır.

Sonuç: Görünen Şokun Altındaki Derin Yapısal Kırılma

İran-ABD/İsrail çatışmasının iktisadi etkisi, petrol varil fiyatının bir rakam olarak zikredilmesinin çok ötesine uzanmaktadır. Denizcilik sigortasının piyasa uygulama mekanizmasına dönüşmesi, gübre kıtlığının gıda güvenliğini tehdit etmesi, navlun maliyetlerindeki artışın küresel meta enflasyonuna yansıması ve kırılgan gelişmekte olan ekonomilerdeki döviz baskısı; bu çatışmanın görünmez ama derinlemesine hissedilen iktisadi boyutlarını oluşturmaktadır.

Çatışmanın ateşkesle sonuçlanması, yapısal sorunları ortadan kaldırmamaktadır. Hürmüz’ün kapanabileceğinin görülmesi, küresel enerji mimarisinin bu tek darboğaza olan bağımlılığını sorgulatmaktadır. Bu sorgulama, önümüzdeki on yılın en büyük altyapı ve enerji güvenliği yatırım kararlarını şekillendirecek olan gerçek kalıcı mirastır.


İleri Okuma Tavsiyeleri

  1. Kilian, L., Plante, M. & Richter, A. (2026). The Impact of the 2026 Iran War on U.S. Economy: A Scenario Analysis. Federal Reserve Bank of Dallas Research.
  2. Council on Foreign Relations (2026). How the Iran War Ignited a Geoeconomic Firestorm. CFR Geoeconomics Series, March 2026.
  3. UNCTAD (2026). Strait of Hormuz Disruptions: Implications for Global Trade and Development. UNCTAD/OSG/TT/INF/2026/1.