Türkiye’nin Uluslararası Yatırım Pozisyonu: Sessiz Bir İyileşme mi, Derinleşen Kırılganlık mı?

Türkiye’nin Kasım 2025 UYP verileri, yükümlülüklerde gerilemeye rağmen dış finansman ve rezervler açısından temkinli olunması gerektiğini gösteriyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Kasım 2025 Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verileri, ilk bakışta teknik gibi görünen ancak Türkiye ekonomisinin dış dünyayla olan gerçek fotoğrafını sunan kritik sinyaller içeriyor. Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu’nun -313,9 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşmesi, Türkiye’nin dış varlıklarından çok daha fazla dış yükümlülüğe sahip olmaya devam ettiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu rakam, yalnızca bir bilanço kalemi değil; aynı zamanda ülkenin dış finansmana olan yapısal bağımlılığının da özetidir.

Kasım ayı itibarıyla Türkiye’nin yurt dışı varlıkları 399,2 milyar dolar, yükümlülükleri ise %1,6 azalışla 713,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Yükümlülüklerdeki bu gerileme ilk etapta olumlu gibi okunabilir. Ancak bu düşüşün büyük ölçüde kur hareketleri ve BIST 100 endeksindeki gerilemenin doğrudan yatırımlar üzerindeki değer düşürücü etkisinden kaynaklandığını görmek gerekiyor. Yani burada aktif bir borç azaltma sürecinden ziyade, piyasa koşullarının bilanço üzerindeki teknik etkisi söz konusu.

Verilerin en dikkat çekici başlıklarından biri rezerv varlıklardaki 357 milyon dolarlık düşüş. Rezervlerin 183,2 milyar dolar seviyesine gerilemesi, TCMB’nin son dönemde uyguladığı dengeleme politikalarına rağmen dış kırılganlığın tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor. Özellikle küresel finansal koşulların sıkı seyrini koruduğu bir ortamda rezervlerin yönü, piyasa güveni açısından hayati önem taşıyor.

Varlık tarafına bakıldığında daha sakin bir tablo var. Doğrudan yatırımların %0,9 artışla 74,1 milyar dolara yükselmesi, uzun vadeli sermayenin tamamen geri çekilmediğini gösteren olumlu bir detay. Bankaların yabancı para efektif ve mevduat varlıklarının 41 milyar dolara çıkması ise finansal sistemin döviz likiditesini koruma refleksinin sürdüğüne işaret ediyor. Buna karşın diğer yatırımlar kaleminin yatay seyretmesi, reel sektör ve finansal kuruluşların yurt dışı pozisyonlarında belirgin bir genişleme olmadığını düşündürüyor.

Yükümlülükler tarafında ise daha karmaşık bir resim var. Genel Hükümet’in DİBS yükümlülüklerinin %10,6 artarak 17,2 milyar dolara çıkması, yabancı yatırımcının yeniden sınırlı da olsa TL cinsi borçlanma araçlarına ilgi gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu gelişme, para politikasındaki sıkı duruşun ve ortodoks politikalara dönüşün bir getirisi olarak okunabilir. Ancak portföy yatırımlarının doğası gereği hızlı giriş-çıkışlara açık olması, bu kaynağın kalıcı bir güven göstergesi olarak değerlendirilmesini zorlaştırıyor.

Öte yandan doğrudan yatırımlar yükümlülük kaleminin %5,6 azalarak 197,8 milyar dolara gerilemesi, Türkiye’ye yapılan yabancı sermaye yatırımlarının değer bazında eridiğini gösteriyor. Bu durum, yeni yatırım girişlerinden çok mevcut yatırımların piyasa değerlerindeki düşüşle açıklanıyor ve yapısal reform ihtiyacını bir kez daha gündeme taşıyor.

Genel tabloya bakıldığında, Kasım 2025 UYP verileri kısa vadede bir rahatlamadan ziyade temkinli bir denge arayışını yansıtıyor. Yükümlülüklerin azalması olumlu, ancak bunun sürdürülebilir olması için rezerv birikiminin güçlenmesi, doğrudan yabancı yatırımların yeniden ivme kazanması ve portföy yatırımlarına aşırı bağımlılığın azaltılması gerekiyor. Aksi halde net UYP’deki yüksek negatif seviye, küresel dalgalanmalara karşı Türkiye ekonomisini kırılgan kılmaya devam edecektir.

Özetle, -313,9 milyar dolarlık net yatırım pozisyonu, yalnızca bugünün değil, önümüzdeki dönemde izlenecek ekonomi politikalarının da ne kadar kararlı ve tutarlı olması gerektiğini hatırlatan güçlü bir uyarı niteliği taşıyor.