Perakendede Alarm Zilleri
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) Kasım 2025 Perakende Güven Endeksi verileri, ekonominin vitrini sayılan perakende sektöründe güven kaybının hızlandığını, buna karşılık zam beklentilerinin adeta tavan yaptığını net biçimde ortaya koyuyor. Rakamlar, yalnızca sektörel bir dalgalanmaya değil, hane halkının alım gücü ile fiyatlar arasındaki makasın giderek açıldığı daha derin bir yapısal soruna işaret ediyor.
Kasım ayında TEPAV Perakende Güven Endeksi (TEPE) aylık bazda 5,8 puan gerileyerek -7,2 puana düştü. Bu sert düşüş, perakendecilerin son üç ayda işlerinin belirgin biçimde kötüleştiğini düşünmesi ve önümüzdeki döneme dair temkinli hatta karamsar beklentiler taşımasıyla doğrudan ilişkili. Her ne kadar endeks yıllık bazda sınırlı da olsa 0,8 puanlık artış göstermiş olsa da, aylık eğilim sektördeki bozulmanın hız kazandığını ortaya koyuyor.
Anket sonuçlarına bakıldığında tablo daha da netleşiyor. Geçtiğimiz üç ayda işlerin kötüleştiğini söyleyen perakendecilerin oranı yüzde 24,9’dan yüzde 42,2’ye sıçramış durumda. Bu, neredeyse her iki perakendeciden birinin yakın geçmişi olumsuz değerlendirdiğini gösteriyor. Önümüzdeki üç aya dair beklentilerde ise çoğunluk “değişim yok” dese de, işlerinin kötüleşeceğini düşünenlerin oranının yüzde 5,1’e ulaşması, belirsizlik algısının canlı kaldığını ortaya koyuyor.
Ancak verilerde asıl dikkat çeken ve tüketici açısından en kritik sinyal, satış fiyatı artışı beklentilerindeki sert yükseliş. Kasım ayında önümüzdeki üç ayda zam yapmayı düşünen perakendecilerin oranı yüzde 94,9’a çıktı. Bir ay önce bu oran yüzde 78,7 seviyesindeydi. Yani sadece bir ayda 16 puanlık artış, yıllık bazda ise 39,2 puanlık sıçrama söz konusu. Bu tablo, perakendecilerin fiyat artışını artık bir tercih değil, zorunluluk olarak gördüğünü açıkça ortaya koyuyor.
Bu noktada şu gerçeği görmek gerekiyor: Perakende sektörü, ekonomideki maliyet baskılarının en hızlı yansıdığı alanlardan biri. Döviz kurundaki oynaklık, yüksek finansman maliyetleri, kira ve enerji giderleri ile tedarik zincirindeki fiyat artışları, perakendecinin manevra alanını ciddi biçimde daraltıyor. Talep zayıf olsa bile maliyetler artmaya devam ediyorsa, zam kaçınılmaz hale geliyor. TEPE verileri de tam olarak bunu söylüyor.
Önümüzdeki üç aya ilişkin satış beklentilerinin denge değerinin 6,6 puana gerilemesi, perakendecinin satış hacmi açısından umutlu olmadığını, buna rağmen fiyat artışına yöneldiğini gösteriyor. Bu da tüketici açısından kısır bir döngüye işaret ediyor: Alım gücü zayıflıyor, satışlar düşüyor; ancak maliyetler nedeniyle fiyatlar yükseliyor. Sonuçta hem esnaf hem de tüketici kaybediyor.
İşlerin durumuna dair yıllık karşılaştırma ise tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Geçen yılın aynı dönemine göre işlerin durumunu ölçen gösterge -70,8 puana geriledi. Katılımcıların yüzde 80,6’sı işlerinde düşüş yaşadığını belirtirken, artış bildirenlerin oranı yalnızca yüzde 9,8. Bu, perakendede yaygın ve derin bir daralmaya işaret ediyor.
Alt sektörler ve bölgeler arasındaki farklılaşma da dikkat çekici. Elektrikli ev aletleri gibi bazı dayanıklı tüketim alanlarında görece toparlanma görülürken, tekstil, hazır giyim ve ayakkabı sektöründeki zayıflık, alım gücündeki düşüşün en net yansıdığı alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Bölgesel bazda Ege Bölgesi’nin görece daha olumlu ayrışması ise yerel ekonomik dinamiklerin önemini bir kez daha hatırlatıyor.
Avrupa Birliği ile kıyaslandığında Türkiye’de perakende güvenindeki yıllık değişimin daha iyi görünmesi, tek başına rahatlatıcı bir gösterge değil. Çünkü Türkiye’de yüksek enflasyon ortamı, fiyat beklentilerini ve davranışlarını AB ülkelerinden çok daha sert biçimde şekillendiriyor. Güvenin düşük, zam beklentisinin ise bu denli yüksek olduğu bir ortamda, enflasyonun kendini besleyen bir yapıya dönüşme riski artıyor.
Özetle, TEPAV’ın Kasım 2025 verileri bize şunu söylüyor: Perakendede güven hızla eriyor, zam beklentisi ise neredeyse genelleşmiş durumda. Bu tablo, yalnızca sektörün değil, hane halkının ve genel ekonomik dengelerin de kırılganlaştığını gösteriyor. Kalıcı bir iyileşme için yalnızca talebi canlandıracak adımlar değil, maliyetleri düşürecek ve öngörülebilirliği artıracak politikalar da artık ertelenemez hale gelmiş görünüyor.









