Sıkışmış Kur Rejiminden Çıkışın Anahtarı

Sıkışmış kur rejiminden çıkış; kontrollü yavaşlama, güçlü mali disiplin, verimlilik artışı ve yapısal reformlarla mümkün olabilir.

Kontrollü Yavaşlama mı, Yapısal Reformlar mı?

Türkiye ekonomisinde son yılların en çok tartışılan konularından biri, döviz kurunun belirli bir denge içerisinde tutulmaya çalışıldığı mevcut kur politikası oldu. Bir yandan enflasyonla mücadele edilirken diğer yandan finansal istikrarın korunması hedefleniyor. Ancak bu politika zaman içinde beraberinde önemli maliyetler de oluşturdu. Döviz piyasasına yönelik düzenlemeler, kredi büyümesini sınırlandıran uygulamalar ve sıkı para politikası kısa vadede istikrar sağlasa da, ekonomide yeni bir denge arayışını da kaçınılmaz hale getiriyor.

Ekonomistler, mevcut sıkışmış kur rejiminden çıkışın kolay olmayacağı konusunda büyük ölçüde hemfikir. Çünkü uzun süre baskılanan kurun serbestleşmesi, gerekli hazırlıklar yapılmadan gerçekleşirse enflasyonda yeni bir dalga oluşturabilir. Bu nedenle çıkış sürecinin yalnızca döviz kurunu serbest bırakmaktan ibaret olmadığı, aynı anda para politikası, maliye politikası ve yapısal reformların birlikte uygulanmasını gerektiren kapsamlı bir dönüşüm olduğu ifade ediliyor.

Bu süreçte ilk adımlardan biri, döviz ve kredi piyasalarındaki kısıtlamaların kademeli olarak gevşetilmesi olabilir. Ancak bunun tek başına uygulanması, dövize olan talebi hızla artırarak kur üzerinde sert baskılar oluşturabilir. Bu nedenle gevşeme sürecinin, aynı anda ekonomide talebi belirgin şekilde yavaşlatacak güçlü bir sıkılaşma politikasıyla desteklenmesi gerekiyor.

Buradaki temel amaç, ekonomiyi kontrollü bir durgunluk, başka bir ifadeyle sınırlı bir resesyon sürecine taşımak. Her ne kadar resesyon kavramı olumsuz çağrışımlar yapsa da, bazı ekonomistler bunu ekonomik dengelerin yeniden kurulabilmesi açısından geçici ve yönetilebilir bir maliyet olarak değerlendiriyor. Talebin zayıfladığı bir ortamda döviz kurunda yaşanabilecek zorunlu yükselişlerin fiyatlara yansıması daha sınırlı kalabilir. Böylece kur artışı yaşansa bile enflasyona geçiş etkisi geçmiş dönemlere göre daha düşük olabilir.

Ancak sadece para politikasıyla kalıcı başarı sağlamak mümkün görünmüyor. Maliye politikasının desteği olmadan enflasyonla mücadelede kalıcı sonuç almak oldukça güç. Kamu harcamalarının daha verimli hale getirilmesi, bütçe disiplininin güçlendirilmesi ve mümkün olduğunca bütçe fazlası verilmesi, hem enflasyon beklentilerinin düşmesine hem de para politikasının etkinliğinin artmasına katkı sağlayabilir. Özellikle verimsiz kamu harcamalarının azaltılması, kaynakların daha üretken alanlara yönlendirilmesi açısından da kritik önem taşıyor.

Bunun yanında verimlilik artışı, kur rejiminden çıkışın en önemli unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Eğer ekonomi aynı kaynaklarla daha fazla üretim yapabiliyor, yüksek katma değerli ihracat gerçekleştirebiliyor ve teknolojik dönüşümünü hızlandırabiliyorsa, kur üzerindeki baskılar zaman içinde doğal olarak azalabilir. Aksi halde yalnızca faiz veya kur politikalarıyla sürdürülebilir istikrar sağlamak oldukça zor olacaktır.

Türkiye açısından ihracatın niteliğinin artırılması, sanayide dijitalleşmenin hızlandırılması, enerji ithalatına bağımlılığın azaltılması ve doğrudan yabancı yatırımların artırılması da uzun vadede kur istikrarını destekleyecek temel başlıklar arasında yer alıyor. Kalıcı fiyat istikrarı yalnızca para politikasıyla değil, üretim kapasitesini artıran yapısal reformlarla mümkün olabilir.

Öte yandan ekonomik politikaların uygulanabilirliği sadece teknik gerekliliklerle değil, siyasi ve sosyal koşullarla da yakından ilişkili. Seçim dönemlerine yaklaşılırken ekonomiyi yavaşlatacak, kredi kullanımını sınırlandıracak ve iç talebi baskılayacak sert politikaların uygulanması siyasi açıdan oldukça zorlaşıyor. Bu nedenle teorik olarak gerekli görülen birçok politika pratiğe aynı hızda yansımayabiliyor.

Bu tablo, mevcut kur politikasının kısa vadede tamamen terk edilmesinden ziyade, kademeli şekilde sürdürülmeye devam edebileceğine işaret ediyor. Karar alıcılar açısından temel öncelik, finansal piyasalarda ani kırılmalar oluşturmadan geçiş sürecini yönetebilmek olacak. Çünkü hızlı ve hazırlıksız bir normalleşme süreci hem döviz kurunda sert hareketlere hem de enflasyonda yeniden çift yönlü risklerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Sonuç olarak mevcut sıkışmış kur rejiminden çıkış, tek bir faiz kararıyla veya kurun serbest bırakılmasıyla çözülebilecek bir mesele değil. Bunun için para politikası, maliye politikası, bütçe disiplini, verimlilik artışı ve yapısal reformların aynı anda uygulanması gerekiyor. Aksi halde geçici çözümler yalnızca sorunların ertelenmesini sağlayabilir. Türkiye ekonomisinin önündeki en büyük sınav ise, büyümeden tamamen vazgeçmeden enflasyonu kalıcı biçimde düşürebilecek ve yatırımcı güvenini güçlendirecek dengeli bir politika setini hayata geçirebilmek olacak.