Kur Artış Hızı, TL’nin Reel Değerlenmesi ve Döviz Piyasası

Dolar/TL'de yıllık bileşik artış yaklaşık %22 seviyesinde kalırken, TL üç yıldır enflasyona göre reel değer kazanıyor.

Dolar/TL kurundaki hareketler uzun süredir kamuoyunda en çok tartışılan ekonomik göstergelerden biri olmaya devam ediyor. Ancak kuru değerlendirirken sadece günlük veya haftalık yükselişlere odaklanmak çoğu zaman yanıltıcı sonuçlar doğuruyor. Asıl önemli olan, kurun artış hızının enflasyon, faiz ve sermaye hareketleriyle birlikte değerlendirilmesidir. Bugünkü verilere bakıldığında dikkat çeken nokta, Dolar/TL’deki yükseliş hızının yaklaşık son üç aydır yıllık bileşik bazda %22 seviyesinde seyretmesi ve bu hızın halen enflasyon oranının altında kalmasıdır.

ABD ile İran arasında yaşanan savaş sürecinde jeopolitik risklerin artması nedeniyle kurdaki yükseliş hızında geçici bir ivmelenme görüldü. Bu durum oldukça normaldi. Çünkü küresel belirsizlik dönemlerinde yatırımcıların güvenli liman arayışı dolar talebini artırabilir. Ancak dikkat çekici olan, jeopolitik risklere rağmen kurdaki artışın kalıcı şekilde hızlanmamış olmasıdır. Bu da piyasanın panik fiyatlamasından ziyade kontrollü bir denge içinde hareket ettiğini gösteriyor.

Daha önemli bir gösterge ise reel efektif görünüm tarafında ortaya çıkıyor. TÜFE bazında değerlendirildiğinde, Türk lirası yaklaşık üç yıldır dolar karşısında reel anlamda değer kazanıyor. Başka bir ifadeyle, dolar nominal olarak yükselmeye devam etse bile, enflasyonun daha yüksek gerçekleşmesi nedeniyle kurdaki artış fiyat seviyelerinin gerisinde kalıyor. Bu durum, kurun geçmiş yıllardaki hızlı yükselişlerinin ardından daha kontrollü bir patikaya girdiğini gösteren önemli bir veri olarak öne çıkıyor.

Bu tablo aynı zamanda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının uyguladığı para politikası açısından da önemli sinyaller veriyor. Kur artış hızının görece düşük seyretmesi, Merkez Bankasına rezervlerini güçlendirmek amacıyla döviz alımı yapabilecek bir alan oluşturuyor. Kur üzerinde aşırı yukarı yönlü baskı oluşmadığı sürece rezerv biriktirme süreci daha sağlıklı ilerleyebilir. Özellikle sermaye girişlerinin devam ettiği dönemlerde yapılan döviz alımları, hem rezervleri artırabilir hem de kurdaki aşırı oynaklığı sınırlayabilir.

Bunun yanında jeopolitik gelişmeler de belirleyici olmaya devam ediyor. ABD ile İran arasında kalıcı bir barış veya kapsamlı bir uzlaşının sağlanması, küresel risk algısını azaltarak gelişmekte olan ülke piyasalarına yönelik iştahı artırabilir. Böyle bir senaryoda enerji fiyatlarının daha istikrarlı seyretmesi ve küresel dolar talebinin azalması, Türkiye gibi ülkeler açısından da olumlu bir zemin oluşturabilir.

İçeride ise gözler yılın ikinci yarısındaki enflasyon görünümüne çevrilmiş durumda. Baz etkisi, iç talepteki yavaşlama ve sıkı para politikasının gecikmeli etkileri nedeniyle TÜFE artış hızının yılın ikinci yarısında yavaşlaması bekleniyor. Eğer bu beklenti gerçekleşirse, enflasyon ile kur arasındaki fark daha yakından izlenecek. Ancak mevcut görünüm, kur tarafında ani ve yüksek oranlı bir ivmelenmeye işaret etmiyor.

Elbette döviz piyasaları tek bir değişkenle açıklanamaz. Küresel dolar endeksi (DXY), ABD Merkez Bankasının faiz politikası, Türkiye’ye yönelik sermaye girişleri, cari denge, enerji fiyatları ve jeopolitik gelişmeler kur üzerinde etkili olmaya devam edecektir. Bu nedenle tek başına enflasyona veya faizlere bakarak kesin sonuçlara ulaşmak doğru olmaz. Ancak mevcut veriler birlikte değerlendirildiğinde, kurun kontrollü bir şekilde yönetildiği ve yükseliş hızının enflasyonun altında tutulduğu bir görünüm öne çıkıyor.

Sonuç olarak, mevcut makroekonomik konjonktürde Dolar/TL’de yıllık bileşik yaklaşık %22 seviyesindeki artış hızının korunması, Merkez Bankasının rezerv biriktirme stratejisiyle uyumlu bir tablo oluşturuyor. Eğer jeopolitik risklerde belirgin bir azalma yaşanır ve özellikle ABD-İran arasında kalıcı bir barış ortamı oluşursa, döviz piyasalarındaki risk primi daha da gerileyebilir. Bu şartlar altında, ikinci yarıda enflasyondaki yavaşlamanın da desteğiyle kur artış hızının keskin şekilde yükselmesi, mevcut veriler ışığında en azından şimdilik düşük olasılıklı bir senaryo olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, küresel finansal koşullar veya beklenmedik jeopolitik gelişmelerin bu görünümü değiştirebileceği de göz ardı edilmemelidir.