Powell Gider mi, Kalır mı? Asıl Soru Fed’in Bağımsızlığı

Powell görevde kalabilir. Asıl mesele kişi değil, Fed’in siyasi baskılara karşı bağımsız kalıp kalamayacağı.

Amerikan Merkez Bankası’nın başındaki isim Jerome Powell, uzun süredir yalnızca faiz kararlarıyla değil, siyasi baskılarla da sınanıyor. Bugüne kadar birçok kişi, Powell’ın başkanlık süresi Mayıs ayında sona erdiğinde görevden tamamen ayrılacağını varsayıyordu. Ancak son haftalarda Washington’da esen rüzgârlar, bu kesinlik algısını sarsmış durumda. Bir zamanlar uçuk görülen bir ihtimal artık ciddi şekilde tartışılıyor: Jerome Powell, başkanlık süresi bitse bile Federal Reserve’de kalabilir. Hatta Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) başkanlığını sürdürebilir.

Bu ihtimali güçlendiren temel unsur, Başkan Donald Trump’ın Fed üzerindeki açık ve agresif baskısı. Trump, faiz oranlarının düşürülmesi gerektiğini defalarca dile getirirken, Powell’ı doğrudan hedef alan sert açıklamalar yaptı. Ancak tarihin ironisi şu olabilir: Baskı arttıkça Powell’ın koltuğu daha da sağlamlaşabilir.

Teknik olarak bakıldığında, Powell’ın Fed Yönetim Kurulu üyeliği başkanlık süresiyle sınırlı değil. Başkanlık görevi sona erse bile, yönetim kurulunda kalması ve böylece para politikasının kalbinin attığı FOMC içinde yer almaya devam etmesi mümkün. Hatta mevcut hukuk çerçevesi, Powell’ın FOMC başkanlığını sürdürmesine bile engel oluşturmuyor.

Bu tablo, sadece bir kişisel kariyer meselesi değil. Asıl mesele, Amerikan Merkez Bankası’nın bağımsızlığı.

Federal Reserve’in küresel finans sistemindeki ağırlığı, büyük ölçüde siyasi otoritelerden görece bağımsız olmasına dayanıyor. Eğer Powell, Trump’ın yoğun baskılarına rağmen görevde kalırsa, bu durum güçlü bir mesaj anlamına gelir: Fed, Beyaz Saray’dan talimat alan bir kurum değildir.

Ancak bu senaryonun bedeli de var. Powell’ın kalması, Fed ile Beyaz Saray arasındaki gerilimi sona erdirmeyecek; aksine kurumsallaştırabilir. Sürekli tartışılan, sürekli hedef alınan bir merkez bankası başkanı, piyasalar açısından da kalıcı bir belirsizlik unsuru yaratır.

Öte yandan Trump’ın aktif şekilde bir sonraki Fed başkanını araması, Powell’ın konumunu daha da politik bir simge haline getiriyor. Powell artık sadece bir merkez bankacısı değil; kurumsal bağımsızlığın sembolü konumuna sürüklenmiş durumda.

Burada ince bir denge söz konusu. Eğer Powell görevde kalırsa, bu Fed’in siyasi baskılara direnebildiğini gösterir. Eğer ayrılırsa, bu da piyasalar tarafından Trump’ın baskılarının sonuç verdiği şeklinde yorumlanabilir. Her iki durumda da tartışma büyüyecek.

Bu noktada şu gerçeği görmek gerekiyor: Küresel finans sistemi açısından önemli olan, Powell’ın adı değil; kuralların işlemesidir. Merkez bankası başkanlarının, siyasi liderler tarafından beğenilmediği için değiştirildiği bir düzen, doların güvenilirliğini de, Amerikan tahvillerinin cazibesini de zedeler.

Dolayısıyla Powell’ın görevde kalması ihtimali, kişisel bir uzatma değil; sistemsel bir savunma refleksi olarak okunmalı.

Bir başka açıdan bakıldığında ise Trump’ın stratejisinin ters teptiği görülüyor. Sert çıkışlar, Powell’ı zayıflatmak yerine, onu Washington bürokrasisi ve piyasa aktörleri nezdinde daha merkezi bir figüre dönüştürüyor. Baskı arttıkça, Powell “gönderilecek adam” olmaktan çıkıp “kalması gereken adam” haline geliyor.

Önümüzdeki hafta yapılacak FOMC toplantısı ve sonrasındaki basın toplantısı, bu tartışmaların daha açık şekilde gündeme gelmesine yol açabilir. Powell’ın vereceği mesajlar kadar, vereceği mesajların tonu da önemli olacak.

İlginizi Çekebilir

Sonuç olarak mesele şudur: Powell kalırsa da giderse de, dünya şu soruya cevap arıyor: ABD’de para politikası siyasi iradenin uzantısı mı, yoksa bağımsız bir kamu gücü mü?

Bu sorunun cevabı yalnızca Amerika’yı değil, küresel piyasaların tamamını ilgilendiriyor.