Piyasalarda Korkunun Yeni Adı: Yapay Zeka Balonu mu, Küresel Güven Krizi mi?

Küresel piyasalarda teknoloji ve gümüşte sert satışlar, yatırımcıyı ABD tahvillerine yöneltti. Belirsizlik derinleşiyor.

Küresel piyasalar son günlerde yalnızca dalgalanmıyor; adeta yönünü kaybetmiş bir gemi gibi savruluyor. Uzun süredir yatırımcıların gözbebeği olan teknoloji hisseleri, yapay zeka temalı şirketler ve değerli metallerdeki sert satışlar, risk iştahının hızla buharlaştığını gösteriyor. Bir dönem “kaçırılmaması gereken fırsat” olarak görülen varlıklar, bugün “ilk çıkış kapısına koşulan” enstrümanlara dönüşmüş durumda. Bu tablo, piyasalarda yaşananların basit bir düzeltmeden çok daha fazlası olabileceğini düşündürüyor.

Wall Street cephesinde yaşananlar bu ruh halini net biçimde yansıtıyor. S&P 500 endeksinin yüzde 1,2 düşerek üçüncü gün üst üste gerilemesi, Nasdaq 100’ün ise Nisan ayından bu yana en sert kaybını yaşaması, satışların tabana yayıldığını gösteriyor. Üstelik S&P 500’de yer alan 11 sektörün dokuzunun günü ekside kapatması, sorunun birkaç hisseyle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Bir süredir “piyasanın lokomotifi” olarak görülen yazılım ve yarı iletken hisseleri, bu kez düşüşün öncüsü konumunda.

Özellikle yapay zeka alanındaki gelişmelerin artık piyasaları olumlu değil, tam tersine tedirgin edici biçimde etkilemesi dikkat çekici. Anthropic’in finansal araştırmalara yönelik yeni model tanıtımı sonrası yazılım hisselerinde hızlanan satışlar, yatırımcıların şu soruyu sormaya başladığını gösteriyor: Yapay zeka gerçekten sınırsız bir büyüme hikâyesi mi, yoksa şişmiş beklentilerin yarattığı yeni bir balon mu? Bu sorgulama, sadece birkaç şirketin değil, tüm teknoloji ekosisteminin değerlemelerini baskılıyor.

Değerli metaller cephesinde yaşananlar da alışılmışın dışında. Altınla birlikte rekor seviyelere tırmanan gümüşün bir günde yüzde 20 değer kaybetmesi, piyasalarda likidite ihtiyacının ne kadar arttığını ortaya koyuyor. Gümüşteki sert düşüş, yatırımcıların kârda oldukları pozisyonları hızla kapattığını ve nakde yöneldiğini düşündürüyor. Buna karşın altının yüzde 0,93 yükselerek 4.822 dolardan alıcı bulması, klasik “güvenli liman” refleksinin hâlâ çalıştığını gösteriyor.

Riskten kaçışın bir diğer adresi ise ABD tahvilleri. 10 yıllık ABD tahvil getirisinin dokuz baz puan düşerek yüzde 4,18’e gerilemesi, yatırımcıların hisse senetlerinden çıkıp daha güvenli varlıklara sığındığını teyit ediyor. Amerikan vadelilerinin kayıpların süreceğine işaret etmesi ve Nasdaq vadeli işlemlerinde yüzde 1’e yakın düşüş yaşanması, bu eğilimin kısa vadede sona ermeyebileceğine işaret ediyor.

Bu tedirginlik yalnızca ABD ile sınırlı değil. Asya piyasalarına da hızla yayılan satış dalgası, küresel bir zincirleme etkiyi akla getiriyor. Güney Kore’de hisselerin bir ara yüzde 5’in üzerinde değer kaybetmesi, özellikle Samsung Electronics ve SK Hynix gibi çip devlerinin öncülük ettiği düşüşlerle birleşince, yarı iletken sektörüne yönelik küresel endişeler daha görünür hale geliyor. MSCI Asya Pasifik Endeksi’nin gün içinde yüzde 2’ye kadar gerileyip ardından toparlanması ise piyasaların ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.

Döviz tarafında doların güçlü seyrini koruması, riskten kaçış dönemlerinin klasik bir yansıması olarak okunabilir. Bloomberg Dolar Endeksi’nin 1.194 puanda yatay seyretmesi ve gelişen ülke para birimlerinde sınırlı baskı oluşması, yatırımcıların temkinli bir şekilde pozisyon aldığını düşündürüyor. Dolar/TL’nin sabah saatlerinde 43,6150 seviyesinde işlem görmesi ise küresel rüzgârların yerel piyasalara da yansıdığını ortaya koyuyor.

Peki bu satış dalgasının tek bir nedeni var mı? Görünen o ki yok. Nisan ayında yaşanan benzer çapta bir dalga doğrudan ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı tarifelerle ilişkilendirilmişti. Bugün ise tablo daha karmaşık. Yapay zekanın şirket bilançolarına beklenen katkıyı sağlayıp sağlamadığına dair şüpheler, Fed’de olası liderlik değişimi ve Jerome Powell’ın yerine adı geçen Kevin Warsh’ın nasıl bir para politikası izleyeceğine dair belirsizlik, yüksek değerlemeler ve ABD’de açıklanan 2009’dan bu yana en yüksek ocak ayı işten çıkarma verisi, yatırımcı psikolojisini aynı anda zorluyor.

Aslında yaşananlar, küresel piyasalarda uzun süredir biriken gerilimin dışa vurumu gibi. Yıllardır bol likiditeyle beslenen varlık fiyatları, en ufak belirsizlikte sert tepki veriyor. Bu da bize şunu söylüyor: Sorun yalnızca yapay zeka hisseleri ya da gümüş fiyatları değil; sorun, yatırımcıların geleceğe olan güveninde yaşanan aşınma.

Bugün piyasaların verdiği mesaj net: Yatırımcı artık büyüme hikâyesinden çok korunmayı önceliyor. Bu zihniyet değişimi kalıcı hale gelirse, önümüzdeki dönemde daha düşük riskli, daha temkinli ve seçici bir piyasa yapısı görebiliriz. Aksi halde, her olumlu haberle şişen, her olumsuz başlıkla çöken bir piyasa döngüsüyle yaşamaya devam edeceğiz. Bu da küresel finans sisteminin ne kadar kırılgan bir zeminde ilerlediğini bir kez daha hatırlatıyor.