Merkez Bankalarının Zarar Dönemi: Parasal Sıkılaşmanın Görünmeyen Bedeli

TCMB 2025’te 1 trilyon TL zarar açıkladı; Fed ve ECB de zarar yazdı, parasal sıkılaşmanın maliyeti küresel ölçekte arttı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nin 2025 yılına ilişkin bilançosu, yalnızca Türkiye ekonomisinin değil, küresel para politikalarının da nasıl bir dönüşüm sürecinden geçtiğini gözler önüne seriyor. Resmi verilere göre Banka’nın toplam aktif büyüklüğü 12,4 trilyon lirayı aşarken, bilanço kalemlerindeki değişim ve ortaya çıkan sonuçlar, alışılmış merkez bankacılığı dinamiklerinin dışında bir tabloya işaret ediyor.

2025 yıl sonu itibarıyla TCMB’nin aktif toplamının 12 trilyon 403 milyar lira seviyesine ulaşması, bilanço genişliğinin devam ettiğini gösteriyor. Bu büyüklük, son yıllarda uygulanan politikaların bir yansıması olarak okunabilir. Özellikle döviz rezervleri, altın varlıkları ve çeşitli finansal araçların bilanço içindeki ağırlığı, merkez bankasının ekonomideki rolünü daha da belirgin hale getiriyor. Nitekim Banka’nın altın mevcudunun 4,8 trilyon lirayı aşması, rezerv çeşitlendirme stratejisinin önemli bir ayağını oluşturuyor.

Ancak bilanço büyüklüğünün tek başına olumlu bir gösterge olmadığı da açık. Asıl dikkat çeken unsur, 2025 yılı itibarıyla ortaya çıkan 1 trilyon 64 milyar liralık zarar. Bu rakam, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarihinin en yüksek zarar kalemlerinden biri olarak öne çıkıyor. Üstelik ihtiyat akçesinin yalnızca 334 milyon lira seviyesinde kalması, zarar karşısında tampon mekanizmalarının sınırlı olduğunu da ortaya koyuyor.

Bu tabloyu yalnızca Türkiye’ye özgü bir durum olarak değerlendirmek eksik olur. Küresel ölçekte merkez bankalarının benzer bir süreçten geçtiği görülüyor. Federal Reserve, 2025 yılında 18,7 milyar dolar zarar açıklayarak üst üste üçüncü yıl negatif sonuç bildirdi. Daha çarpıcı olan ise önceki yıllardaki zararların büyüklüğü; 2023’te 114,3 milyar dolar, 2024’te ise 77,6 milyar dolar zarar açıklanmıştı. Aynı şekilde European Central Bank da 2025 yılını 1,25 milyar euro zararla kapattı. Bu veriler, merkez bankalarının kâr eden kurumlar olmaktan ziyade, ekonomik istikrarı sağlamak adına maliyet üstlenen yapılar haline geldiğini açıkça gösteriyor.

Peki bu zararların temel nedeni ne? Cevap büyük ölçüde son yıllarda uygulanan agresif para politikalarında yatıyor. Pandemi sonrası dönemde genişleyici politikalarla büyüyen bilançolar, ardından gelen yüksek enflasyonla birlikte yerini hızlı faiz artışlarına bıraktı. Bu süreçte merkez bankaları, düşük faizli varlıkları bilançosunda taşırken, piyasaya daha yüksek faiz ödemek zorunda kaldı. Bu durum, teknik olarak zarar yazılmasına neden oldu.

Türkiye özelinde bakıldığında ise tabloya eklenen farklı dinamikler de bulunuyor. Kur korumalı mevduat (KKM) gibi uygulamalar, döviz müdahaleleri ve rezerv yönetimi stratejileri, TCMB bilançosu üzerinde önemli etkiler yarattı. Özellikle kur oynaklığını sınırlamak adına yapılan müdahaleler ve maliyetli finansal araçlar, bilanço dengesini zorlayan unsurlar arasında yer aldı.

Bununla birlikte merkez bankalarının zarar etmesi, klasik şirket mantığıyla değerlendirildiğinde yanıltıcı olabilir. Çünkü bu kurumların temel amacı kâr elde etmek değil, fiyat istikrarını sağlamak ve finansal sistemi korumaktır. Bu nedenle ortaya çıkan zararlar, çoğu zaman uygulanan politikaların yan etkisi olarak görülür. Nitekim birçok ekonomist, bu zararların uzun vadede ekonomik istikrar sağlandığı sürece tolere edilebilir olduğunu savunuyor.

Ancak yine de bu durumun tamamen önemsiz olduğu söylenemez. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde merkez bankası bilançolarındaki bozulma, para politikasının güvenilirliği açısından risk oluşturabilir. Yüksek zararlar, ilerleyen dönemlerde sermaye ihtiyacını gündeme getirebilir ve bu da dolaylı olarak kamu maliyesine yük bindirebilir.

Önümüzdeki süreçte hem Türkiye’de hem de dünyada merkez bankalarının en büyük sınavı, enflasyonla mücadele ederken bilanço sağlığını da koruyabilmek olacak. Faizlerin yüksek seyretmeye devam etmesi durumunda, zarar yazma eğiliminin bir süre daha sürebileceği öngörülüyor. Buna karşılık enflasyonun kontrol altına alınması ve faizlerin kademeli olarak düşürülmesi, merkez bankalarının yeniden dengeye oturmasını sağlayabilir.

Sonuç olarak TCMB’nin açıkladığı bilanço, yalnızca bir mali tablo değil; aynı zamanda küresel ekonomik düzenin geçirdiği dönüşümün de bir yansıması. 1 trilyon lirayı aşan zarar, ilk bakışta olumsuz bir gelişme gibi görünse de, arka planında ekonomiyi dengelemeye yönelik güçlü politika adımlarının izlerini taşıyor. Asıl önemli olan ise bu politikaların uzun vadede sürdürülebilir büyüme ve fiyat istikrarı sağlayıp sağlayamayacağıdır.