Jeopolitik Baskı Altında Altın ve Tahvil Piyasaları: Riskten Kaçış Dengeleri Değiştiriyor

Jeopolitik riskler artarken altın baskı altında, tahvil faizlerinde yükseliş riski güçleniyor. Piyasalarda yönü enflasyon ve faiz belirliyor.

Küresel piyasalarda artan jeopolitik gerilim, yatırımcı davranışlarını yeniden şekillendirirken, özellikle değerli metaller ve tahvil piyasalarında yön arayışı dikkat çekiyor. ABD ile İran arasında beklenen barışın sağlanamaması ve Hürmüz Boğazı çevresinde artan askeri baskı, küresel risk iştahını zayıflatırken piyasalarda dalgalı ve temkinli bir görünüm oluşturuyor. Bu gelişmelerin ilk etkisi ise güvenli liman olarak bilinen varlıklarda dahi sınırlı satış baskısı şeklinde kendini gösteriyor.

Altın tarafında, klasik riskten kaçış dinamiklerinin aksine daha karmaşık bir fiyatlama süreci öne çıkıyor. Jeopolitik risklerin artması normal şartlarda altını destekleyici bir unsur olsa da, enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyonu yukarı çekmesi ve buna bağlı olarak faiz artırımı beklentilerini güçlendirmesi, altın üzerinde baskı yaratıyor. Cuma günü açıklanan ABD TÜFE verisinin beklentilerin altında kalması piyasa açısından olumlu bir sinyal üretmiş olsa da, aylık bazda önceki döneme göre yaklaşık %1’lik artış göstermesi, enflasyonist baskıların sürdüğünü ortaya koydu. Bu durum, özellikle reel faiz beklentilerinin yeniden yükselmesine neden olarak altının yukarı yönlü hareketini sınırlayan temel faktörlerden biri haline geliyor.

Altın fiyatlamasında bu noktada en kritik unsur, reel faiz dinamikleri olmaya devam ediyor. Eğer enflasyondaki artışa paralel olarak merkez bankaları, başta Federal Reserve olmak üzere daha şahin bir politika izlerse, reel faizlerin pozitif bölgeye geçmesi altın üzerinde baskıyı artırabilir. Bu sabah ons altının 4.715 dolar seviyelerinde işlem gördüğü ortamda, 4.760 ve 4.800 dolar seviyeleri direnç, 4.700 ve 4.660 dolar seviyeleri ise destek olarak öne çıkıyor. Kısa vadede fiyatların sınırlı negatif bir bantta dalgalanması olası görünüyor.

Tahvil ve bono piyasalarında ise hem küresel hem de yerel gelişmelerin etkisiyle faizlerde yeniden yukarı yönlü bir risk oluşmaya başladı. Türkiye özelinde Fitch Ratings’in kredi not görünümünü pozitiften nötre çekmesi, dış finansman koşullarına ilişkin endişeleri artırırken, jeopolitik risklerin ekonomik göstergeler üzerindeki baskısını da gözler önüne serdi. Özellikle İran kaynaklı gelişmelerin enerji maliyetleri ve dış denge üzerindeki olası etkileri, tahvil faizlerinin yeniden yükselişe geçebileceği beklentisini güçlendiriyor.

Nitekim mart ayının son haftasında zirve yaptıktan sonra kısa süreli geri çekilme yaşayan tahvil faizlerinin, son gelişmeler ışığında yeniden yukarı yönlü hareket etmesi bekleniyor. 2 yıllık ve 10 yıllık TL gösterge tahvillerin sırasıyla %39,68 ve %31,87 seviyelerinde günü tamamlaması, yüksek faiz ortamının devam ettiğini ve risk priminin halen önemli bir unsur olduğunu gösteriyor.

Eurobond piyasasında da benzer bir tablo dikkat çekiyor. Küresel ölçekte artan enflasyon beklentileri ve ABD tahvil faizlerindeki yükseliş, gelişmekte olan ülke eurobondları üzerinde baskı yaratıyor. ABD 10 yıllık tahvil faizinin %4,29 seviyesinde güne başlaması, küresel faiz ortamının sıkı kalmaya devam ettiğine işaret ederken, riskli varlıklara olan talebi sınırlıyor. Türkiye cephesinde ise 5 yıllık kredi risk primi (CDS) 239 baz puan seviyesinde bulunurken, bu durum ülke risk algısının halen yüksek seyrettiğini ortaya koyuyor.

Her ne kadar eurobondlar son işlem gününde sınırlı pozitif bir performans sergilemiş olsa da, yeni haftaya başlarken fiyatlarda -6 ile -24 cent aralığında düşüşler gözlenmesi, satış baskısının yeniden devreye girdiğini gösteriyor. Bu tablo, yatırımcıların temkinli duruşunu koruduğunu ve küresel gelişmelere karşı hassasiyetin sürdüğünü ortaya koyuyor.

Genel çerçevede bakıldığında, piyasalarda klasik “riskten kaçış = altın yükselişi” denkleminden sapıldığı bir dönem yaşanıyor. Bunun temel nedeni ise enflasyon ve faiz beklentilerinin ön plana çıkması. Enerji fiyatlarındaki artışın kalıcı hale gelmesi durumunda, merkez bankalarının daha uzun süre sıkı para politikası uygulaması gerekecek. Bu da hem değerli metaller hem de tahvil piyasaları üzerinde baskı oluşturabilecek bir ortam yaratıyor.

Sonuç olarak, yatırımcıların bu süreçte yalnızca jeopolitik gelişmelere değil, aynı zamanda enflasyon-faiz dengesine ve reel getiri dinamiklerine odaklanması gerekiyor. Altın, tahvil ve eurobond piyasalarında yönü belirleyecek ana unsur, jeopolitik risklerin enflasyon ve faiz beklentlerine nasıl yansıyacağı olacak.

Analiz Uyarı

Eğitim amaçlı hazırlanan ve örnek verilerle desteklenen bu analiz (temel analiz, teknik analiz ve bilanço analizi), ilgili şirketin, endeksin, finansal aracın, emtianın, dövizin veya kripto paranın performansı hakkında genel bir bakış sunmaktadır. Bilançolarda güncel, doğru ve düzeltilmiş veriler için KAP bildirimleri ve şirket açıklamalarını takip etmenizi öneririz. Bu çalışmanın hazırlanmasında yapay zeka ve analiz yazılımları kullanılmıştır. Bilgilerde yanlışlık olabileceği unutulmamalı. Burada yazılan bilgilere istinaden işlem yapmayınız.