İşsizlikte Sınırlı Gerileme, Atıl İşgücünde Yüksek Seyir

İşsizlik yüzde 8,2’ye indi ancak atıl işgücü yüzde 29’da. Kadın ve genç kadın işsizliği yapısal risk olmaya devam ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 yılının dördüncü çeyreğine ilişkin işgücü verilerini açıkladı. Açıklanan rakamlar ilk bakışta olumlu bir tabloya işaret ediyor: İşsiz sayısı bir önceki çeyreğe göre 58 bin kişi azalarak 2 milyon 913 bine geriledi, işsizlik oranı ise 0,2 puan düşüşle yüzde 8,2 seviyesine indi. Ancak verilerin detayına inildiğinde, manzaranın sadece işsizlik oranından ibaret olmadığı açıkça görülüyor.

Öncelikle işsizlik oranındaki düşüşün arka planına bakmak gerekiyor. Aynı dönemde istihdam edilenlerin sayısı 136 bin kişi artarak 32 milyon 686 bine yükseldi. İstihdam oranı yüzde 49,1’e çıkarken, işgücü de 78 bin kişilik artışla 35 milyon 599 bine ulaştı. İşgücüne katılım oranının yüzde 53,5 seviyesine yükselmesi, iş arayanların piyasadan tamamen çekilmediğini; aksine ekonomiye katılım eğiliminin sürdüğünü gösteriyor. Bu, işsizlik oranındaki gerilemenin yalnızca iş aramaktan vazgeçenlerden kaynaklanmadığını ortaya koyması açısından önemli.

Bununla birlikte cinsiyet kırılımı hâlâ dikkat çekici bir eşitsizliğe işaret ediyor. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,7 iken kadınlarda yüzde 11,1 olarak tahmin edildi. İstihdam oranında da benzer bir tablo var: Erkeklerde yüzde 66,7, kadınlarda ise sadece yüzde 31,9. İşgücüne katılım oranı erkeklerde yüzde 71,5, kadınlarda yüzde 35,9 seviyesinde. Bu veriler, Türkiye’de kadınların işgücü piyasasına katılımının yapısal engellerle sınırlı kaldığını bir kez daha ortaya koyuyor. Kreş imkanları, kayıt dışı istihdam, esnek çalışma modellerinin yetersizliği ve toplumsal roller bu farkın temel nedenleri arasında sayılabilir.

Genç işsizlik tarafında ise görece bir iyileşme söz konusu. 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı 0,3 puan düşerek yüzde 14,9 oldu. Ancak genç kadınlarda işsizlik oranının yüzde 20,7 seviyesinde olması, eğitimden istihdama geçişte kadınların daha kırılgan bir konumda bulunduğunu gösteriyor. Erkek gençlerde oran yüzde 11,8 ile daha düşük. Bu fark, uzun vadede gelir dağılımı ve sosyal refah üzerinde kalıcı etkiler yaratabilecek bir risk barındırıyor.

Sektörel dağılım ise ekonominin yönüne dair önemli ipuçları veriyor. Toplam istihdamın yüzde 59,3’ü hizmet sektöründe yer alıyor. Sanayi ve inşaatta sınırlı artış görülürken, tarımda 33 bin kişilik azalış dikkat çekiyor. Bu tablo, Türkiye ekonomisinin hizmet ağırlıklı yapısını koruduğunu, üretim ve yüksek katma değerli sanayi tarafında ise istenen ivmenin henüz güçlü şekilde sağlanamadığını düşündürüyor. Sürdürülebilir büyüme için sanayi ve teknoloji yoğun alanlarda daha güçlü bir istihdam artışı kritik önem taşıyor.

Bir diğer önemli veri ise atıl işgücü oranı. İşsizler, zamana bağlı eksik istihdam ve potansiyel işgücünü kapsayan bu oran, 0,3 puan düşerek yüzde 29,0 seviyesine inse de hâlâ oldukça yüksek. Bu, her üç kişiden birine yakınının ya işsiz ya da mevcut kapasitesinin altında çalıştığını gösteriyor. Resmî işsizlik oranı yüzde 8,2 olsa da, geniş tanımlı işsizlik olarak değerlendirilebilecek bu oran işgücü piyasasındaki gerçek baskının daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Zamana bağlı eksik istihdam ile işsizlerin bütünleşik oranının yüzde 18,9, potansiyel işgücü ile işsizlerin bütünleşik oranının ise yüzde 19,7 olması, işgücü piyasasında gizli bir atıl kapasite bulunduğunu teyit ediyor.

Haftalık ortalama fiili çalışma süresinin 42,6 saat ile değişmemesi ise üretim temposunda istikrar sinyali verse de, verimlilik artışı olmadan yalnızca çalışma süresine dayalı büyümenin sınırlı kalacağı unutulmamalı. Türkiye’nin önündeki temel mesele sadece daha fazla istihdam yaratmak değil, aynı zamanda daha nitelikli, daha verimli ve daha yüksek ücretli işler oluşturmak.

Sonuç olarak, 2025’in son çeyrek verileri işsizlik oranında sınırlı bir iyileşmeye işaret etse de, kadın istihdamındaki zayıflık, genç kadın işsizliğinin yüksekliği ve atıl işgücünün yüzde 29 gibi güçlü bir seviyede seyretmesi, işgücü piyasasında yapısal sorunların devam ettiğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadele sürecinin büyüme üzerindeki etkisi, kredi koşulları ve küresel talep görünümü istihdam dinamiklerini belirleyecek temel unsurlar olacak. Kalıcı ve kapsayıcı bir iyileşme için eğitim-istihdam uyumunun güçlendirilmesi, kadınların işgücüne katılımını artıracak sosyal politikaların devreye alınması ve sanayide yüksek katma değerli üretimin teşvik edilmesi kritik önem taşıyor.