Son dönemde Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) halka arzlara yaklaşımında dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Önceki dönemde haftada bir veya en fazla iki şirketin halka arzına izin verilirken, yeni dönemde bu sayı bazı haftalarda dört veya beş şirkete kadar çıkabiliyor. İlk bakışta bu durum piyasaya daha fazla hisse girmesi nedeniyle olumsuz gibi yorumlansa da, aslında sermaye piyasalarının sağlıklı işleyişi açısından önemli avantajlar taşıyor.
Geçmiş dönemde halka arz sayısının sınırlı tutulması, yatırımcı psikolojisini doğal olmayan bir noktaya taşımıştı. Arzın düşük, talebin ise çok yüksek olduğu bu ortamda birçok halka arz adeta “bulunmaz Hint kumaşı” gibi görülmeye başlanmıştı. Şirketlerin faaliyet alanı, finansal performansı, büyüme planları veya değerlemesi yeterince incelenmeden milyonlarca yatırımcı sadece halka arz olduğu için talepte bulunuyordu. Böylece yatırım kararları şirket analizine değil, kısa vadeli prim beklentisine dayanıyordu.
Bu yapı zaman içerisinde halka arzların yatırım olmaktan çıkıp spekülasyon aracına dönüşmesine neden oldu. Birçok yatırımcı şirketin ne ürettiğini dahi bilmeden sadece ilk günlerde oluşabilecek tavan serilerine odaklandı. Böyle bir ortam ise hem fiyat keşfini bozdu hem de gerçek değerlemenin önüne geçti. Sağlıklı çalışan sermaye piyasalarında fiyatların şirketlerin finansal gücü, büyüme potansiyeli ve gelecekte yaratacağı nakit akışına göre oluşması gerekirken, psikolojik talep her şeyin önüne geçmişti.
Yeni uygulamayla birlikte aynı dönemde daha fazla şirket yatırımcıların karşısına çıkıyor. Bunun en önemli sonucu ise rekabetin halka arz şirketleri arasına taşınmasıdır. Artık yatırımcıların önünde tek bir seçenek bulunmuyor. Aynı hafta içinde farklı sektörlerden birden fazla şirket yatırımcıların ilgisini çekmeye çalışıyor. Bu durum şirketleri daha ayrıntılı tanıtım yapmaya, finansal tablolarını daha şeffaf paylaşmaya ve yatırımcıyı ikna etmeye zorluyor.
Aslında bu değişim serbest piyasa ekonomisinin en temel mekanizmasını çalıştırıyor. İyi şirketler yatırımcının ilgisini daha fazla çekerken, zayıf şirketler aynı ilgiyi göremiyor. Böylece doğal seleksiyon oluşuyor. Güçlü bilançosu bulunan, sürdürülebilir büyüme potansiyeli sunan ve makul değerlemeyle halka açılan şirketler daha başarılı olurken, sadece piyasa coşkusuna güvenen şirketlerin işi eskisi kadar kolay olmuyor.
Bu durum aynı zamanda halka arz fiyatlamalarının da daha gerçekçi hale gelmesini sağlayabilir. Eskiden yoğun talep nedeniyle yüksek değerlemelerle halka açılabilen bazı şirketler, artık yatırımcıların alternatifleri bulunduğu için fiyat konusunda daha dikkatli davranmak zorunda kalacaktır. Rekabet arttıkça yatırımcı seçici hale gelir, seçicilik arttıkça ise fiyatlama kalitesi yükselir.
Elbette halka arz sayısının artmasının kısa vadede bazı yan etkileri de olabilir. Özellikle piyasaya aynı anda yüksek miktarda yeni hisse gelmesi, mevcut likiditenin daha fazla şirkete bölünmesine neden olabilir. Bu durum bazı hisselerde ilk gün performanslarının geçmiş yıllara göre daha sınırlı kalmasına yol açabilir. Ancak bu gelişme olumsuz değil, aksine piyasanın normalleştiğinin göstergesidir. Çünkü gelişmiş sermaye piyasalarında her halka arzın yüksek prim yapması beklenmez. Başarılı olan şirketler ödüllendirilir, zayıf olanlar ise yatırımcıdan yeterli ilgiyi göremez.
Uzun vadede bundan en fazla fayda sağlayacak taraf ise bireysel yatırımcı olacaktır. Çünkü yatırımcılar artık “nasıl olsa her halka arz kazandırır” anlayışından uzaklaşıp şirket analizine daha fazla önem vermek zorunda kalacaktır. Bu da finansal okuryazarlığın gelişmesini destekleyecek, şirketlerin de yatırımcı ilişkilerine daha fazla önem vermesine katkı sağlayacaktır.
Bunun yanında SPK’nın yalnızca halka arz sayısını artırması tek başına yeterli değildir. Halka arz fiyatlamalarının makul seviyelerde belirlenmesi, şirketlerin gelir projeksiyonlarının gerçekçi hazırlanması, bağımsız analiz kültürünün güçlenmesi ve yatırımcıların daha şeffaf bilgilendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Böylece sermaye piyasalarına duyulan güven daha da artacaktır.
Sonuç olarak yeni dönemde artan halka arz sayısını yalnızca “daha fazla hisse geliyor” şeklinde değerlendirmek eksik olur. Asıl önemli değişim, rekabetin artık yatırımcılar arasında değil, halka arz edilen şirketler arasında yaşanmaya başlamasıdır. Bu değişim spekülasyonun azalmasına, şirket kalitesinin ön plana çıkmasına ve daha sağlıklı fiyat oluşumuna katkı sağlayabilir. Kısa vadede kolay kazanç dönemi geride kalıyor olabilir; ancak uzun vadede hem yatırımcı hem de Borsa İstanbul için çok daha sağlam temeller üzerine inşa edilen bir sermaye piyasasının oluşması açısından bu dönüşüm önemli bir fırsat niteliği taşıyor.











