Küresel piyasalarda yön arayışı sürerken gözler yeniden ABD Merkez Bankası’nın para politikası patikasına çevrildi. Reuters tarafından gerçekleştirilen iki ayrı anket, piyasalarda agresif bir gevşeme beklentisinden ziyade sınırlı ve kontrollü bir faiz indirimi sürecinin fiyatlandığını ortaya koyuyor. Ekonomistlerin medyan beklentisi, FED’in 2026 yılı içerisinde toplam iki faiz indirimi yapacağı yönünde şekilleniyor.
Ankete göre ilk faiz indiriminin Haziran ayında gelmesi bekleniyor. Bu tarihin, FED başkanlığını devralması öngörülen Kevin Warsh’un görev sürecine denk gelmesi dikkat çekiyor. Piyasa katılımcıları, olası yeni başkan döneminde para politikasında daha esnek bir yaklaşım benimsenebileceği ihtimalini kademeli olarak fiyatlamaya başladı. Ancak medyan beklenti, yıl genelinde yalnızca iki indirimle sınırlı kalınacağı yönünde. Bu tablo, agresif bir faiz indirim döngüsünden ziyade veri odaklı ve temkinli bir politika yaklaşımına işaret ediyor.
Faiz beklentilerindeki değişim, tahvil piyasasına da yansımış durumda. Faize duyarlı iki yıllık ABD Hazine tahvili getirisi için Nisan sonunda yüzde 3,50’den yüzde 3,45’e gerileme, Temmuz sonunda ise yüzde 3,38 seviyesine düşüş öngörülüyor. Bu beklenti, kısa vadeli faizlerde aşağı yönlü hareketin sınırlı ancak istikrarlı olabileceğini gösteriyor. Piyasa, indirimi fiyatlıyor ancak hızlı bir gevşeme senaryosunu masaya koymuyor.
Buna karşılık uzun vadeli tahvil piyasasında daha farklı bir görünüm hakim. Ankete göre 10 yıllık gösterge tahvil getirisi bir yıl içinde yüzde 4,29 seviyesine yükselebilir. Bu oran, geçen ayki yüzde 4,20’lik medyan beklentinin üzerinde. Uzun vadeli faizlerde yukarı yönlü risklerin korunması, piyasaların enflasyon konusunda tam anlamıyla ikna olmadığını ve maliye politikasına dair belirsizliklerin sürdüğünü gösteriyor. Özellikle kamu borçlanmasının artabileceği beklentisi, uzun vadeli getiriler üzerinde baskı oluşturuyor.
Ankete katılan 37 tahvil stratejistinin 21’i, önümüzdeki yıllarda artması beklenen Hazine tahvili ihracının FED bilançosunda anlamlı bir küçülmeyi zorlaştırabileceğini düşünüyor. Olası vergi indirimleri ve kamu harcamalarının finansmanı için yüksek miktarda borçlanma ihtiyacı doğabileceği belirtiliyor. Bu durum, para politikası ile maliye politikası arasındaki dengeyi daha karmaşık hale getiriyor. FED’in yaklaşık 6,6 trilyon dolarlık bilançosu, niceliksel sıkılaşma sürecinin ne kadar sürdürülebilir olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor.
Önümüzdeki dönemde faiz patikasını belirleyecek temel unsurlar arasında enflasyonun kalıcılığı, iş gücü piyasasının gücü ve büyüme verileri yer almaya devam edecek. Ancak artık tablo yalnızca makroekonomik göstergelerle sınırlı değil. Kamu borcu dinamikleri, tahvil arzı ve FED’in bağımsızlığına ilişkin algı da uzun vadeli faizleri şekillendiren önemli faktörler arasında.
Sonuç olarak piyasa, 2026 için sınırlı bir gevşeme senaryosunu fiyatlarken, uzun vadeli faizlerde temkinli duruşunu koruyor. Kısa vadede faiz indirimi beklentisi, uzun vadede ise enflasyon ve borçlanma riskleri ön planda. Bu ikili yapı, hem doların yönü hem de küresel risk iştahı açısından belirleyici olmaya devam edecek.










