Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz anketi ve ekonomist değerlendirmeleri, para politikasında kademeli ama kararlı bir gevşeme sürecinin devam edeceğine işaret ediyor. Son veriler, hem enflasyon cephesinde hem de beklentiler tarafında TCMB’ye “hareket alanı” açıldığını gösteriyor. Ancak bu alanın ne kadar kalıcı ve ne kadar güvenli olduğu sorusu, tartışmanın merkezinde duruyor.
Kasım ve Aralık 2025 döneminde beklentilerin altında kalan TÜFE verileri, aylık enflasyon trendinin ikinci ayda da yüzde 2’nin altında kalmasıyla daha anlamlı bir çerçeveye oturdu. TCMB’nin özellikle vurgu yaptığı dağılım göstergeleri açısından bakıldığında, medyan enflasyonun aralık ayında yüzde 2’nin altına gerilemesi, dezenflasyon sürecinin yalnızca birkaç kalemde değil, daha geniş bir fiyat setine yayıldığına işaret ediyor. Bu tabloyla birlikte 2025 yılı yüzde 30,89’luk yıllık TÜFE ile kapatıldı.
Yeni yıla girerken devreye alınan zamlar, ücret ayarlamaları ve gıda fiyatlarının mevsimsel etkileri yakından izleniyor. Buna rağmen ekonomistlerin sahadan topladığı ilk fiyatlar ve öncü hesaplamalar, Ocak ayı TÜFE’sinin aylık bazda yüzde 4’e yakın, hatta biraz altında kalabileceğini gösteriyor. Böyle bir gerçekleşme, yıllık enflasyonun yüzde 30’un altına gerilemesi anlamına gelecek ki bu, TCMB açısından sadece istatistiksel değil, aynı zamanda iletişimsel olarak da güçlü bir eşik.
Ancak tablo tamamen risksiz değil. Uzmanların özellikle altını çizdiği nokta, TÜFE metodolojisinde yapılabilecek değişiklikler ve ağırlık güncellemelerinin yarattığı belirsizlik. Sepet yapısındaki olası revizyonlar, aylık ve yıllık enflasyon görünümünü teknik olarak aşağı ya da yukarı çekebilir. Bu nedenle, manşet veriler kadar, TCMB’nin hangi göstergelere ne ölçüde itibar edeceği de kritik hale geliyor.
Bu noktada geçmiş PPK kararları önemli bir referans sunuyor. Ekim ve Aralık 2025 toplantılarında, TCMB’nin enflasyon eğilimi ile rezerv gelişmelerini birlikte değerlendirerek oluşan alanı kullanmaktan çekinmediği görülmüştü. Bugünkü görünüm de benzer bir çerçeveye işaret ediyor: Enflasyonda ivme kaybı, rezervlerde görece toparlanma ve beklentilerdeki yumuşama, faiz indirimi için teknik ve psikolojik zemini güçlendiriyor.
Bu nedenle ekonomistlerin büyük bölümü, 22 Ocak 2026 tarihli PPK toplantısında 150 baz puanlık bir faiz indirimi ihtimalini yüksek görüyor. Buradaki kritik vurgu ise “kademeli ve temkinli” yaklaşımın korunması. Yani TCMB’nin agresif bir gevşeme döngüsüne girmekten ziyade, veri odaklı ve kontrollü adımlarla ilerlemeyi tercih edeceği beklentisi öne çıkıyor.
İleriye dönük projeksiyonlar da bu çerçeveyi destekliyor. Ankete yansıyan beklentilere göre, politika faizinin 2026 sonu itibarıyla yüzde 29 seviyesine, TÜFE’nin ise 2026 sonunda yüzde 23’e, 2027 sonunda yüzde 19’a gerilemesi öngörülüyor. Bu patika, TCMB’nin “yüksek faizi uzun süre koruma” söyleminden, “yüksek faizi kontrollü şekilde indirme” aşamasına geçtiğini gösteriyor.
Sonuç olarak, TCMB faiz anketi bize şunu söylüyor: Enflasyon cephesinde kazanılan alan gerçek, ancak kırılgan. Merkez Bankası bu alanı kullanmak istiyor, piyasa da bunu satın alıyor. Fakat metodoloji belirsizlikleri, küresel koşullar ve iç talep dinamikleri, bu sürecin her adımda yeniden test edileceğini hatırlatıyor. Ocak PPK toplantısı, sadece 150 baz puanlık bir indirim kararı değil, aynı zamanda 2026 para politikasının tonunu belirleyecek ilk güçlü sinyal olacak.











