Goldman Sachs’ın Türk bankacılık sektörüne ilişkin son değerlendirmesi, yüzeyde oldukça güçlü görünen bir tabloya rağmen altı dikkatle okunması gereken önemli sinyaller barındırıyor. Mevduat ve kredi hacmindeki yüksek artışlar, ilk bakışta sektörün canlılığını ve finansal sistemin çalışmaya devam ettiğini gösteriyor. Ancak aynı rapor, bankaların temel kazanç alanı olan faiz marjlarının kademeli biçimde daraldığını net şekilde ortaya koyuyor.
BDDK verilerine dayanan analiz, toplam mevduat hacminin yıllık bazda yaklaşık yüzde 44 arttığını gösteriyor. TL mevduatlardaki artış yüzde 35 seviyesinde kalırken, döviz mevduatlarındaki yıllık artışın yüzde 62 gibi oldukça yüksek bir orana ulaşması dikkat çekiyor. Kur etkisinden arındırıldığında dahi döviz mevduatlarındaki büyümenin yüzde 32 civarında olması, tasarruf sahiplerinin dövize olan ilgisinin sürdüğünü ve TL’ye geçişin sınırlı kaldığını düşündürüyor.
Kredi tarafında da benzer şekilde güçlü bir genişleme söz konusu. Toplam kredi hacmi yıllık bazda yaklaşık yüzde 44 büyürken, TL kredilerde yüzde 43, yabancı para kredilerde ise yüzde 46 oranında artış kaydedilmiş durumda. Bu rakamlar, hem iç talebin hem de işletmelerin finansman ihtiyacının canlı kaldığını gösteriyor. Ancak bu büyümenin bankaların kârlılığına aynı ölçüde yansımadığı açık.
En kritik gösterge olan kredi-mevduat oranları, sektördeki dengelerin değiştiğine işaret ediyor. TL kredi/mevduat oranının yüzde 83 seviyesine yükselmesi, TL tarafında kaynak kullanımının arttığını gösterirken; yabancı para kredi/mevduat oranının yüzde 77’ye gerilemesi, döviz mevduat artışının kredi büyümesinin önüne geçtiğini ortaya koyuyor. Toplam kredi/mevduat oranının yüzde 81’e düşmesi ise sektör genelinde likidite açısından temkinli bir yapının sürdüğüne işaret ediyor.
Asıl dikkat çekici nokta ise faiz cephesinde ortaya çıkıyor. Merkez Bankası verilerine göre ticari TL kredi faizleri yüzde 50,30, tüketici TL kredi faizleri ise yüzde 54,98 seviyesinde bulunuyor. Buna karşılık TL mevduatların ağırlıklı ortalama maliyeti yüzde 45,34. Kağıt üzerinde bakıldığında hâlâ yüksek bir fark var gibi görünse de Goldman Sachs’ın hesaplamaları, TL kredi-mevduat faiz farkının Aralık 2025’te ortalama yüzde 10,2’ye kadar gerilediğini gösteriyor. Bu oran, yaz aylarında yüzde 12’nin üzerinde seyrediyordu.
Bu eğilim, bankacılık sektörü açısından kritik bir uyarı niteliğinde. Çünkü kredi ve mevduat hacmi büyürken, birim kârlılık düşüyor. Yani bankalar daha fazla iş yapıyor ancak her bir liralık kredi üzerinden elde ettikleri kazanç azalıyor. Artan operasyonel maliyetler, regülasyon baskısı ve mevduat faizlerindeki yukarı yönlü katılık, bu marj daralmasını daha da belirgin hale getiriyor.
Goldman Sachs’ın takip ettiği bankalar için tahmin ve hedef fiyatlarda güncelleme yapmaması, mevcut tablonun piyasa tarafından zaten büyük ölçüde fiyatlandığını düşündürüyor. Ancak bu durum, risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, yüksek hacim – düşük marj denklemine sıkışan bir bankacılık sektörü, önümüzdeki dönemde ya kredi büyümesini yavaşlatmak ya da ücret ve komisyon gelirlerine daha fazla yüklenmek zorunda kalabilir.
Sonuç olarak ortaya çıkan tablo şu: Türkiye’de bankacılık sektörü hâlâ güçlü bir büyüme sergiliyor, sistem çalışıyor ve kredi akışı sürüyor. Ancak bu büyüme, kârlılık açısından giderek daha kırılgan bir zemine oturuyor. Faiz marjlarındaki daralma kalıcı hale gelirse, önümüzdeki dönemde bankaların performansı rakamsal büyümeden çok, bu büyümeyi ne kadar verimli yönettiklerine bağlı olacak. Rakamlar büyümeyi anlatıyor; marjlar ise bu büyümenin bedelini.










