2025 yılında gelişmekte olan piyasalara yönelik küresel risk iştahı belirgin şekilde arttı. ABD’de faiz artırım döngüsünün sonuna gelinmesi ve küresel fonların getiri arayışına yeniden hız vermesiyle birlikte birçok gelişen ülkeye ciddi portföy akışı gerçekleşti. Ancak bu süreçte Türkiye aynı ölçüde fayda sağlayamadı. Bunun temel nedeni, geçmiş yıllardaki politika belirsizlikleri, yüksek risk primi ve yabancı yatırımcı payının tarihsel olarak oldukça düşük seviyelere gerilemiş olmasıydı. Sonuç olarak Türkiye, benzer ülkelere kıyasla çarpan bazında iskontolu kalmaya devam etti.
Borsa İstanbul’da yabancı yatırımcı payı geçmişte %60’ların üzerindeyken, son yıllarda %30’ların altına kadar gerilemişti. Bu dramatik düşüş, piyasanın yerli yatırımcı ağırlıklı bir yapıya dönüşmesine yol açtı. Ancak bu aynı zamanda önemli bir potansiyel anlamına geliyor: Yabancı payının düşük olması, olası girişlerde marjinal etkinin daha güçlü olacağı anlamına gelir. Çünkü yeni gelen her yabancı fon, fiyatlama üzerinde daha belirgin etki yaratır.
2026 yılına girerken tablo değişmeye başladı. Ocak ayından itibaren özellikle bankacılık ve büyük ölçekli sanayi hisselerinde yabancı işlemlerinde artış gözlemleniyor. CDS primlerindeki gerileme, rezerv birikimi ve para politikasındaki normalleşme süreci Türkiye risk algısını görece iyileştirdi. Türkiye’nin 5 yıllık CDS’i geçmişte 700 baz puanlara kadar çıkmışken, son dönemde daha makul seviyelere geriledi. Risk primindeki düşüş, yabancı yatırımcının ilk baktığı göstergelerden biridir.
Değerleme tarafında da Türkiye dikkat çekiyor. MSCI Gelişen Piyasalar endeksine dahil birçok ülke tarihsel ortalamalarına yaklaşırken, Türkiye hisseleri fiyat/kazanç ve piyasa değeri/defter değeri çarpanları açısından hâlâ görece düşük seviyelerde. Bankacılık sektörü özelinde özkaynak kârlılıkları yüksek seyrederken çarpanların benzer ülkelere göre daha ucuz olması, değer yatırımcıları için fırsat oluşturuyor. İskonto kapanma potansiyeli, yabancı ilgisinin en güçlü motivasyonlarından biridir.
Ancak bu olumlu senaryonun bazı şartları var. Öncelikle faiz indirimi sürecinin kontrollü ve öngörülebilir şekilde sürmesi gerekiyor. Ani ve piyasa dostu olmayan adımlar, kazanılan güveni zedeleyebilir. Yabancı yatırımcı için politika tutarlılığı en az getiri kadar önemlidir. İkinci olarak iç siyasette ciddi bir belirsizlik oluşmaması gerekiyor. Politik risk artışı, risk primini doğrudan yukarı çeker. Üçüncü ve belki de en kritik başlık, bölgesel jeopolitik riskler. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada büyük ölçekli bir çatışma ihtimali küresel fonların temkinli davranmasına yol açabilir. Yabancı sermaye en çok belirsizlikten kaçar.
Bu şartlar korunursa 2026 yılında Türkiye’nin diğer gelişen piyasalara kıyasla pozitif ayrışma ihtimali artar. Çünkü baz etkisi Türkiye lehine çalışıyor. Geçmişte yeterince faydalanamamış bir piyasa, küresel fon akışlarının devam ettiği ortamda daha hızlı toparlanabilir. Ayrıca yerli yatırımcı tabanının büyümüş olması, düşüşlerin daha sınırlı kalmasına yardımcı oluyor. Bu da yabancı için “giriş riski”ni azaltan bir unsur.
Ek olarak, portföy yönetim sektörünün büyümesi ve kurumsal yatırımcı tabanının genişlemesi de önemli. Artık Türkiye’de yalnızca bireysel yatırımcı değil, ciddi büyüklüğe ulaşmış yatırım fonları ve emeklilik fonları da var. Bu yapı, piyasayı daha derin ve daha dirençli hale getiriyor. Derinlik arttıkça yabancı yatırımcı için likidite riski azalır.
Elbette küresel tarafta da dinamikler belirleyici olacak. ABD tahvil faizlerinin seyri, dolar endeksi ve emtia fiyatları gelişen piyasaların kaderini doğrudan etkiler. Eğer küresel risk iştahı korunur ve dolar aşırı güçlenmezse, gelişen ülkelere para akışı devam edebilir. Bu senaryoda Türkiye, yüksek beta özelliği nedeniyle yukarı yönlü hareketten daha fazla pay alabilir.
Sonuç olarak 2026 yılı için tablo temkinli iyimser. Türkiye hâlâ iskontolu, yabancı payı düşük ve makro dengelerde görece iyileşme var. Büyük bir aksilik yaşanmaz, para politikası rasyonel çizgide kalır ve jeopolitik riskler kontrol altında tutulursa Borsa İstanbul’un bu yıl gelişen piyasalara göre daha güçlü performans gösterme ihtimali yüksektir. Yabancı ilgisi başlamış görünüyor; asıl soru bunun ne kadar sürdürülebilir olacağı. Cevap ise güven ve istikrarın devamında saklı.











