Enflasyonda Nefes Aralığı mı, Gevşeme Riski mi?
Aralık ayı enflasyon verisi, piyasalara yalnızca bir aylık rahatlama değil, aynı zamanda para politikasının yönüne dair yeni bir tartışma alanı açtı. TÜİK verilerinin beklentilerin altında gelmesi ve yıl başında devreye alınan destekleyici vergi ayarlamaları, Merkez Bankası’nın hareket alanını genişletmiş görünüyor. BBVA Research’ün ocak ayında politika faizinde 150 baz puanlık indirim için alan oluştuğu yönündeki değerlendirmesi, bu nedenle tesadüfi değil; ancak satır aralarına dikkatle bakıldığında mesajın yalnızca “indirim” çağrısı olmadığı da net biçimde görülüyor.
Manşet enflasyonun Aralık’ta aylık yüzde 1’in altında kalması, ilk bakışta güçlü bir dezenflasyon sinyali gibi algılansa da, bu tablo büyük ölçüde mevsimsel olarak zayıf seyreden çekirdek enflasyon ve enerji fiyatlarındaki gerilemenin katkısıyla oluştu. BBVA’nın mevsimsellikten arındırılmış hesaplamalarının aylık yüzde 1,6’lık artışa işaret etmesi, asıl resmin hâlâ temkin gerektirdiğini ortaya koyuyor. Özellikle hizmet ve gıda kalemlerindeki yükseliş, enflasyonun tabana yayılma riskinin sürdüğünü gösteriyor.
Daha da önemlisi, çekirdek enflasyonun yapışkanlığı meselesi. Kur değer kaybının yavaşlamasına rağmen çekirdek mallarda sınırlı iyileşme görülmesi, hizmet enflasyonundaki güçlü ataletle birleştiğinde, fiyatlama davranışlarının hâlâ kırılgan olduğunu düşündürüyor. Mevsimsellikten arındırılmış çekirdek B ve C göstergelerinin yüzde 2 civarında seyretmesi, Merkez Bankası açısından “rahatlama”dan ziyade “kontrollü gevşeme” ihtiyacına işaret ediyor.
BBVA’nın raporunda dikkat çeken bir diğer nokta, altı farklı enflasyon eğilim göstergesinin ortalamasında görülen sınırlı iyileşme. Kasım ayındaki yüzde 1,94’ten Aralık’ta yüzde 1,8’e gerileyen bu ortalama, olumlu ama yeterli olmayan bir ilerlemeyi anlatıyor. Buna karşın, Merkez Bankası’nın yakından izlediği medyan enflasyonun yüzde 1,64’e gerilemesi ve enflasyon dağılımındaki görece düzelme, politika yapıcılar için manevra alanı yaratıyor.
Vergi ayarlamaları cephesi ise 2026’nın ilk yarısı için kritik. Akaryakıt, alkol ve tütün ürünlerinde üretici fiyatlarının altında tutulan vergi oranları ile bazı yönetilen fiyat ayarlamalarının, Merkez Bankası’nın yüzde 19’luk üst tahmin bandıyla uyumlu şekilde yapılması, beklentilerin çıpalanması açısından önemli bir araç olabilir. BBVA’nın da altını çizdiği gibi, bu adımlar yüzde 27’lik asgari ücret artışının yaratacağı maliyet baskılarını kısmen dengeleyebilir. Ancak yaklaşan TÜFE metodolojisi değişikliklerine dair belirsizlikler, bu sürecin iletişim boyutunu daha da kritik hale getiriyor.
En zayıf halka ise hâlâ enflasyon beklentileri. Aralık ayındaki iyileşmeye rağmen beklentilerin, Merkez Bankası’nın 2026 sonu için öngördüğü yüzde 16’lık medyan ve yüzde 19’luk üst bandın üzerinde seyretmesi, erken ve agresif bir gevşemenin risklerini hatırlatıyor. Üstelik gevşemeye başlayan finansal koşulların talebi yeniden desteklemeye başlaması, kazanımların hızla geri verilebileceğine dair bir uyarı niteliğinde.
Sonuç olarak BBVA’nın 150 baz puanlık indirim alanı vurgusu, “rahatça gevşeyin” çağrısından çok, veriye dayalı ve ölçülü bir adım önerisi olarak okunmalı. Ocak ayında böyle bir indirim teknik olarak mümkün görünse de, asıl sınav sonrasında başlayacak. TÜFE endeksindeki olası revizyonlar, politika bileşiminin etkinliği ve risk dengesi, yılın geri kalanında Merkez Bankası’nın kredibilitesini belirleyecek temel unsurlar olacak. BBVA’nın yüzde 25’lik yıl sonu enflasyon tahminini koruması da, bu temkinli iyimserliğin en net göstergesi.











