Altında Yeni Ralli İçin Şartlar Henüz Oluşmadı

Jeopolitik riskler sürse de yüksek faiz, yükselen tahvil getirileri ve kalıcı enflasyon altının yükselişini sınırlıyor.

Altın denildiğinde yatırımcıların aklına ilk olarak savaşlar, jeopolitik gerilimler ve güvenli liman talebi geliyor. Gerçekten de küresel belirsizlik dönemlerinde altın kısa vadede güçlü fiyat hareketleri sergileyebiliyor. Ancak altının kalıcı ve uzun soluklu yükselişlerini belirleyen tek unsur jeopolitik gelişmeler değildir. Asıl belirleyici olan; enflasyonun seyri, merkez bankalarının para politikaları, reel faizler ve tahvil piyasasındaki fiyatlamalardır. Bugün de piyasaların odaklanması gereken nokta tam olarak burasıdır.

Son dönemde Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gerilim enerji piyasalarını ciddi biçimde etkiledi. Petrol fiyatlarının kısa sürede 70 dolar seviyelerinden 90 doların üzerine yaklaşması, küresel enflasyon açısından yeni bir maliyet baskısı oluşturdu. Enerji fiyatlarındaki artış yalnızca akaryakıtı değil; ulaştırmadan sanayiye, tarımdan gıdaya kadar birçok sektörü etkileyerek fiyatlar genel seviyesine yayılıyor. Dolayısıyla Hürmüz krizi yarın tamamen çözüme kavuşsa bile oluşan maliyet artışlarının enflasyon üzerindeki etkisi bir süre daha devam edecektir.

Tam da bu nedenle piyasaların düşündüğü gibi merkez bankalarının hızlı ve agresif faiz indirimlerine dönmesi kolay görünmüyor. Aksine, enflasyonun yeniden yukarı yönlü risk oluşturması halinde Fed, Avrupa Merkez Bankası ve Japonya Merkez Bankası’nın beklenenden daha sıkı bir para politikası izlemek zorunda kalması ihtimali güçleniyor. Özellikle Japonya’da yıllardır devam eden ultra düşük faiz döneminin sona ermesi ve küresel faizlerin yüksek kalmaya devam etmesi, uluslararası sermaye hareketleri açısından da önemli sonuçlar doğurabilir.

Altın açısından bakıldığında ise tablo çok farklı değil. Çünkü altın faiz getirisi olmayan bir yatırım aracıdır. Yatırımcı altın tuttuğunda düzenli bir kupon geliri ya da faiz kazancı elde etmez. Buna karşılık devlet tahvilleri ve para piyasası araçları yüksek getiri sunuyorsa yatırımcı doğal olarak bu enstrümanlara yönelir. İşte bu durum altının en önemli dezavantajlarından biridir. Tahvil faizleri yükseldikçe altın elde tutmanın fırsat maliyeti artar ve altına olan talep zayıflayabilir.

Bugün ABD başta olmak üzere birçok gelişmiş ülkede tahvil faizleri tarihsel ortalamaların üzerinde seyrediyor. Reel faizlerin pozitif kalması, yatırımcıların risksiz getiri elde edebilmesini sağlıyor. Böyle bir ortamda altının güçlü ve kalıcı bir yükseliş başlatabilmesi oldukça zorlaşıyor. Kısa vadeli jeopolitik haber akışları fiyatlarda geçici sıçramalar oluşturabilir ancak kalıcı yükseliş için yalnızca savaş haberleri yeterli değildir.

Geçmiş dönemlere bakıldığında da benzer örnekler görmek mümkün. 2008 küresel finans krizinde, 2020 pandemi döneminde ve Rusya-Ukrayna savaşının ilk aylarında altın beklendiği kadar güçlü bir performans gösterememiş, asıl yükselişler ise merkez bankalarının genişleyici para politikalarına yönelmesi ve likiditenin artmasıyla gerçekleşmişti. Bu nedenle altının uzun vadeli yönünü belirleyen temel unsur korku değil, para politikasıdır.

Bugünkü görünümde ise tam tersi bir tablo bulunuyor. Enflasyon baskısı tamamen ortadan kalkmış değil, faizler yüksek, tahvil getirileri güçlü ve merkez bankalarının hareket alanı sınırlı. Bu nedenle altının önünde güçlü bir temel hikâye oluşmuş görünmüyor. Jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalkmaması kısa vadede destekleyici olabilir ancak bu tek başına yeni bir boğa piyasasını başlatacak kadar güçlü bir unsur değildir.

Bununla birlikte yatırımcıların gözden kaçırmaması gereken bir nokta daha var. Eğer ilerleyen dönemde ekonomik büyümede sert bir yavaşlama yaşanır, finansal sistemde yeni bir stres oluşur veya merkez bankaları yeniden parasal genişlemeye dönmek zorunda kalırsa, işte o zaman altın için çok daha güçlü bir yükseliş zemini oluşabilir. Altını asıl besleyen unsur savaşın kendisi değil, savaşın merkez bankalarını daha fazla para basmaya ve faiz indirmeye zorlamasıdır.

Bu nedenle mevcut koşullarda altında güçlü bir yükseliş potansiyeli oluştuğunu söylemek için erken. Yatırımcıların yalnızca jeopolitik gelişmeleri değil; petrol fiyatlarını, enflasyon verilerini, tahvil faizlerini, reel faizleri ve büyük merkez bankalarının para politikalarını birlikte değerlendirmesi gerekiyor. Çünkü altının uzun vadeli yönünü belirleyecek olan asıl unsur, korkudan çok küresel para politikalarının hangi yöne evrileceği olacaktır.