2026 Yol Haritası: Enflasyonla Savaşta Kritik Viraj ve Beklentiler

2026’da faiz indirimi ve dezenflasyon süreci dengelenirken, rezervlerdeki altın payı ve kur talepleri ekonomik riski şekillendiriyor.

​Türkiye ekonomisi, uzun süredir devam eden sıkılaştırma döngüsünün meyvelerini toplama aşamasına geçerken, 2026 yılına dair projeksiyonlar hem umut veriyor hem de temkinli olmayı gerektiriyor. Merkez Bankası’nın son Enflasyon Raporu’nda yer alan kredi büyümesine ilişkin “gözden geçirme” ifadesi, piyasalarda sınırlı bir esneme sinyali olarak algılansa da, bu adımın 2026 yılının ikinci yarısından önce atılması pek olası görünmüyor. 2025’in bir uzantısı olacak olan 2026’nın ilk yarısı, enflasyonla mücadelenin en sert geçtiği ve sıkılığın korunduğu bir dönem olmaya aday.

Dezenflasyon Sürecinde Senaryolar ve Kritik Eşik

​Dezenflasyon sürecinin Ağustos ayına kadar ivmesini koruması beklense de, sonrasında bizi daha zorlu bir patika bekliyor. Fiyat katılığı ve yapısal unsurlar nedeniyle Merkez Bankası’nın eli Ağustos’tan itibaren zayıflayabilir. Bu noktada önümüzde iki temel senaryo bulunuyor: İyimser senaryoda, konut kiralarındaki ılımlı seyir ve kamu zamlarının sınırlı tutulmasıyla enflasyonun %21 seviyelerine kadar gerilediğini görebiliriz. Ancak gıda tarafında yaşanabilecek olası bir arz şoku veya kuraklık, bu beklentiyi hızla %23-24 bandına çekebilir.

Faiz İndirimleri ve Rezervlerdeki “Altın” Riski

​Para politikasındaki en büyük beklenti ise faiz indirimlerinin zamanlaması ve boyutu. 2026 yılı genelinde yaklaşık 1000 baz puanlık bir indirim öngörülüyor. Politika faizinin %38’den %28’e, hatta koşullar çok olumlu giderse %26 seviyelerine inmesi senaryolar dahilinde. Ancak bu süreçte madalyonun diğer yüzünde rezerv yönetimi duruyor. Brüt rezervlerin 190 milyar dolar seviyesinde olması güven verse de, rezervlerin %65’inin altına dayalı olması ciddi bir risk barındırıyor. Altın fiyatlarında küresel çapta yaşanacak bir düzeltme, rezerv görünümünü bir anda kırılgan hale getirebilir.

Kur Talebi ve Yatırımcıya Tarihi Uyarı

​Sanayicilerin kurun artması yönündeki talepleri ise ekonomi yönetiminin en çok zorlandığı alanlardan biri. Ancak unutulmamalı ki; kurun artması sadece ihracatçıyı rahatlatmıyor, aynı zamanda işçilik, enerji ve hammadde maliyetlerini de yukarı çekerek bir kısırdöngü yaratıyor. Yatırımcı tarafında ise altın ve gümüşteki sert yükselişler için 2011 yılındaki fiyat hareketlerini anımsatmakta fayda var. Yarım asırda bir görülen bu denli hızlı yükselişlerin ardından gelen riskler, mevcut seviyelerde temkinli olmayı zorunlu kılıyor.

Ek Not: Küresel ölçekte Fed ve ECB’nin faiz politikaları, Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalar için belirleyici olmaya devam edecektir. Türkiye’nin dezenflasyon başarısı sadece para politikasına değil, aynı zamanda beklenen yapısal reformların hayata geçirilmesine sıkı sıkıya bağlıdır.