Üniversite Gençliğinin Yurtdışı Eğitim Hayali ve Finansal Kaygıları

Bir üniversite öğrencisi hayal kuruyor: Dünya sıralamalarında üst sıralarda yer alan bir okulda eğitim almak, farklı kültürlerle iç içe yaşamak, küresel bir kariyerin kapılarını aralamak… Ancak bu hayal, bir anda masadan düşen bir faturayla, döviz kurlarındaki ani sıçramayla veya “burs bulamazsam ne yaparım?” endişesiyle yarıda kesilebiliyor. Türkiye’de ve benzer ekonomik zorluklar yaşayan ülkelerdeki gençler için yurtdışı eğitim hayali, finansal gerçeklerle çarpıştığında, bir “göç hikayesine” dönüşüyor. Bu hikaye, yalnızca bireysel mücadeleleri değil, toplumsal dinamikleri ve küresel eşitsizlikleri de yansıtıyor.

Yurtdışı Eğitim Hayali: Neden Bu Kadar Çekici?

Yurtdışında eğitim, gençler için yalnızca akademik bir fırsat değil, aynı zamanda bir kimlik inşası. Dünya vatandaşı olma arzusu, nitelikli eğitim kurumları, dil gelişimi ve uluslararası iş ağları, bu hayali besliyor. OECD verilerine göre, küresel ölçekte 6 milyondan fazla öğrenci kendi ülkesi dışında eğitim alıyor. Türkiye’den her yıl on binlerce öğrenci, Avrupa, ABD veya Asya’daki üniversitelere başvuruyor. Ancak bu süreç, birçok genç için “koşullu bir mutluluk” vaat ediyor: “Paran varsa dünya senin, yoksa…”

Finansal Duvar: Burslar, Kurlar ve Gizli Maliyetler

Yurtdışı eğitimin önündeki en büyük engel, maliyetler. Örneğin, ABD’de bir lisans programının yıllık ücreti 20.000 ile 70.000 dolar arasında değişiyor. Buna konaklama, sağlık sigortası ve yaşam giderleri eklenince rakam katlanıyor. Türk öğrenciler için döviz kurlarındaki dalgalanma, bu hesapları içinden çıkılmaz hale getiriyor. 2010’da 1.50 TL olan dolar, bugün 37 TL’yi aşmış durumda. Bu, bir öğrencinin ailesinin “dolar cinsinden” tasarruflarının 20 kat değer kaybetmesi anlamına geliyor.

Burslar ise bir umut ışığı, ancak rekabet çok sert. Tam burslu programlar için binlerce aday arasından sıyrılmak gerekiyor. Çoğu öğrenci, kısmi burslarla yetinmek zorunda kalıyor veya aile desteğiyle kredi çekiyor. Üstelik bazı ülkelerde öğrencilere çalışma izni sınırlamaları, ek gelir imkanlarını daraltıyor.

Göçe Dönüşen Eğitim: Beyin Göçü ve Aidiyet İkilemi

Finansal zorluklar, öğrencileri “eğitim için gittiği ülkede kalıcı olmaya” zorluyor. Mezuniyet sonrası iş bulma baskısı, öğrenci vizesinden çalışma iznine geçiş süreçleri ve daha yüksek maaşlar, birçok gencin ülkesine dönmemesine neden oluyor. OECD’ye göre, yurtdışında okuyan öğrencilerin %25’i mezuniyetten sonra en az 5 yıl çalışmak için kalıyor. Bu durum, Türkiye gibi ülkeler için “beyin göçü” riskini artırıyor.

Ancak bu karar, duygusal bir bedel de taşıyor. Öğrenciler, aidiyet çatışması yaşıyor: “Gittiğim ülkede hep bir ‘yabancı’, ülkeme döndüğümde ise ‘farklı’ görüleceğim.” Aile özlemi, kültür şoku ve gelecek belirsizliği, ruh sağlığını tehdit ediyor.

Çözüm Yolları: Daha Adil Bir Sistem Mümkün mü?

  1. Devlet ve Üniversite İş Birlikleri: Türkiye’deki üniversiteler, yurtdışındaki kurumlarla ortak programlar geliştirerek maliyeti düşürebilir. Örneğin, “çift diploma” projeleri veya değişim programları.
  2. Şeffaf Burs Ağları: Yurtdışı eğitim bursları, yalnızca akademik başarıya değil, maddi ihtiyaca göre de verilmeli. STK’lar ve özel sektör, bu alanda daha aktif rol almalı.
  3. Dijital Eğitim Alternatifleri: Online MBA programları veya mikro-dereceler, uluslararası eğitime erişimi demokratikleştirebilir.
  4. Geri Dönüş Teşvikleri: Ülkeler, yurtdışında okuyan gençlere mezuniyet sonrası kendi ülkelerinde iş imkanı sunarak beyin göçünü tersine çevirebilir.

Son Söz: Hayaller ve Gerçekler Arasında Köprü Kurmak

Yurtdışı eğitim hayali, gençlerin ufkunu genişleten ancak sistematik engellerle karşılaşan bir süreç. Finansal adaletsizlikler, bu hayali “sadece belirli bir kesimin ayrıcalığı” haline getirmemeli. Unutmamak gerekir ki, bugün dünya çapında başarıya imza atan bilim insanları, sanatçılar ve liderlerin birçoğu, bir zamanlar burs bulma telaşındaki öğrencilerdi. Onlara fırsat verildiğinde, insanlığın ortak birikimine katkı sunabildiler.

Gençlerin hayallerini finansal kaygılara kurban etmemek için hem bireysel çabalar hem de kurumsal destekler şart. Belki de asıl mesele, eğitimin bir “ayrıcalık” değil, “hak” olduğunu hatırlamakta yatıyor…