Türkiye’nin Stratejik Değeri: AB ve Küresel Güçler

Türkiye'nin stratejik değeri azalmıyor; göç, enerji, lojistik ve arabuluculuk işlevleriyle her güç için kritikliğini koruyor.

Türkiye, Soğuk Savaş döneminden bu yana Batı ittifak sisteminin vazgeçilmez bir parçası olarak konumlandırılmıştır. NATO’nun güney kanadını oluşturan, Avrupa ile Asya arasındaki geçiş koridorunu kontrol eden ve 85 milyonu aşkın nüfusuyla devasa bir iç pazara sahip bu ülkenin jeopolitik ağırlığı, dönemin koşullarına göre farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Ancak 2010’ların ortasından itibaren küresel dengelerdeki dönüşüm, Türkiye’nin stratejik değerinin hem azaldığı hem de farklı eksenlerde yeniden tanımlandığı tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Bu makalede Türkiye’nin AB, ABD, Çin, Hindistan, Rusya ve diğer bölgesel aktörler açısından taşıdığı stratejik önem çok boyutlu olarak irdelenecektir.

AB Perspektifi: Yorulan Bir Ortaklık mı, Zorunlu Bir İşbirliği mi?

Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişki, 1963 Ankara Anlaşması’na uzanan köklü bir tarihsel derinliğe sahiptir. 1999’da aday ülke statüsü kazanan ve 2005’te müzakereleri resmen başlatan Türkiye için AB üyeliği, onlarca yıl boyunca temel dış politika hedefi olmuştur. Ancak bu süreç bugün fiilen dondurulmuş durumdadır.

Hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve temel haklar konusundaki Avrupa Parlamentosu kararları ile Avrupa Komisyonu’nun yıllık ilerleme raporları, Türkiye’nin bu alanlarda ciddi gerileme kaydettiğini ortaya koymaktadır. 2016 darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal kapsamında gerçekleştirilen ihraçlar, tutukluluk süreleri ve basın özgürlüğünün daralması, müzakere sürecinin fiilen askıya alınmasına zemin hazırlamıştır. Avrupa Parlamentosu 2019’da üyelik müzakerelerinin resmi olarak durdurulması yönünde karar almıştır.

Bununla birlikte AB’nin Türkiye’ye olan ihtiyacı ortadan kalkmamıştır; aksine bazı alanlarda derinleşmiştir. 2016 yılında imzalanan AB-Türkiye Mutabakatı, Türkiye’yi Avrupa’ya yönelik düzensiz göç akışında kritik bir tampon bölge konumuna getirmiştir. Suriye kaynaklı göç dalgası ve akabinde yaşanan Ukrayna savaşının tetiklediği yeni göç hareketleri, AB’nin bu alandaki Türkiye bağımlılığını pekiştirmiştir. Türkiye, halihazırda dünyada en fazla mülteci barındıran ülke konumundadır ve bu durum AB ile ilişkide Ankara’nın elini güçlendiren önemli bir koz olmaya devam etmektedir.

Ticari boyutta ise 1996’da yürürlüğe giren Gümrük Birliği hâlâ işlevseldir. AB, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı konumunu korumakta; Türkiye de AB için önemli bir ihracat pazarı ve üretim üssü işlevi görmektedir. Avrupa’nın Çin’e olan yüksek teknoloji bağımlılığını azaltma arayışında Türkiye, yakın coğrafyada konumlanan, nitelikli işgücüne sahip ve görece rekabetçi maliyetler sunan bir alternatif olarak değer kazanmaktadır. Bu bağlamda AB için Türkiye’nin önemi azalmaktan ziyade dönüşüm geçirmektedir: siyasi eksen zayıflarken ekonomik ve güvenlik eksenindeki işlevsellik güçlenmektedir.

ABD Perspektifi: İttifak İçi Gerilim ve Stratejik Hesaplar

Türkiye-ABD ilişkisi, NATO çatısı altında yürütülen en karmaşık ittifak ilişkilerinden biridir. İki ülke arasındaki gerilimin merkezinde birkaç kritik başlık yer almaktadır: S-400 alımı, Fırat’ın doğusunda ABD’nin destek verdiği Kürt güçlerine (SDG/YPG) ilişkin derin görüş ayrılıkları ve Halkbank davası bunların başında gelmektedir.

Türkiye’nin Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini satın alması, Washington tarafından NATO’nun entegre hava savunma mimarisine yönelik ciddi bir tehdit olarak değerlendirilmiş ve Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasıyla sonuçlanmıştır. CAATSA kapsamındaki yaptırım tehdidi ise gündemdeki yerini korumaktadır.

Buna karşın İncirlik Hava Üssü, Kürecik Radar İstasyonu ve Türk Boğazları üzerindeki kontrol, Türkiye’yi ABD için vazgeçilmez bir stratejik ortak olmaya devam ettirmektedir. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Türkiye’nin hem Kiev hem de Moskova ile diyalog kanallarını açık tutma kapasitesi, Washington gözünde Ankara’nın benzersiz bir arabulucu işlevi üstlendiğini ortaya koymuştur. Tahıl koridoru anlaşması bu işlevin somut bir ürünüdür.

ABD’nin Çin’i çevreleme stratejisi bağlamında Türkiye’nin konumu tartışmalı olmakla birlikte, Ankara’nın Batı ile tam kopuş yerine denge politikasını tercih etmesi, Washington’ın hesaplarını karmaşıklaştırmaktadır. Türkiye’nin stratejik değeri ABD açısından azalmamıştır; ancak güvenilirliği sorgulanır hale gelmiştir.

Çin Perspektifi: Kuşak ve Yol’un Kavşak Noktası

Çin için Türkiye, Kuşak ve Yol Girişimi’nin (BRI) kritik bir güzergâh noktasını temsil etmektedir. Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan karasal ticaret hatları Türkiye üzerinden geçmekte; Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı ve Türk liman altyapısı bu bağlamda stratejik önem taşımaktadır.

Çin-Türkiye ilişkisi, Uygur meselesinden kaynaklanan hassasiyetler nedeniyle siyasi açıdan bir gerilim boyutu taşımaktadır. Türkiye tarihsel olarak Orta Asya Türk topluluklarıyla dayanışma vurgusu yapmış; bu tutum Pekin ile zaman zaman sürtüşmelere yol açmıştır. Bununla birlikte ekonomik pragmatizm ilişkinin seyrine hâkimdir: Çinli şirketlerin Türk enerji ve altyapı projelerine yatırımları artmakta, ticaret hacmi genişlemektedir.

Çin açısından Türkiye’nin en kritik işlevi, NATO içindeki tutarsız bir ses olarak AB-ABD politikaları ile tam uyum sağlamamasıdır. Bu durum Pekin’e stratejik bir manevra alanı sunmaktadır.

Hindistan Perspektifi: Mesafeli Bir İlişki, Büyüyen Ticaret

Türkiye-Hindistan ilişkisi, diğer büyük güçlerle kıyaslandığında görece düşük profilli seyretmektedir. İki ülke arasındaki temel gerilim kaynağı Pakistan meselesidir: Türkiye’nin Keşmir konusunda Pakistan’ı destekleyen tutumu ve Erdoğan’ın Kasım 2019 BM Genel Kurulu konuşması, Yeni Delhi’de derin bir rahatsızlık yaratmıştır.

Bununla birlikte ticari bağlar büyüme eğilimindedir. İki ülke arasındaki ikili ticaret hacmi son on yılda kayda değer bir artış kaydetmiştir. Hindistan’ın Çin’e alternatif tedarik zincirleri arayışı bağlamında Türkiye, tekstil, kimyasal ürünler ve savunma sanayii alanlarında potansiyel bir ortak olarak değer kazanmaktadır.

Hindistan’ın BRICS üyeliği ve Şanghay İşbirliği Örgütü’ndeki artan ağırlığı göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin Yeni Delhi için ne ABD ne de Rusya ekseninde tam olarak konumlanamamış özgün stratejik değeri ön plana çıkmaktadır. Hindistan açısından Türkiye, büyük stratejik bir ortak olmaktan çok pragmatik bir ekonomik ilişki zemini sunmaktadır.

Rusya Perspektifi: Rekabetçi Bağımlılık

Türkiye-Rusya ilişkisi, akademik literatürde sıklıkla “rekabetçi bağımlılık” kavramıyla tanımlanmaktadır. İki ülke, Suriye, Libya ve Dağlık Karabağ’da rakip cepheleri desteklemiş; ancak enerji, turizm ve tarım alanlarındaki derin karşılıklı bağımlılıkları bu çatışmayı yönetilebilir kılmıştır.

TürkAkım boru hattı ve Akkuyu Nükleer Santrali, Rusya’nın Türkiye üzerindeki enerji nüfuzunun somut göstergeleridir. Türkiye, doğal gaz ihtiyacının önemli bir bölümünü Rusya’dan karşılamakta; bu bağımlılık Ankara’nın Ukrayna politikasında tamamen Batı cephesinde yer almasını güçleştirmektedir.

Ukrayna savaşının ardından Rusya’ya uygulanan Batı yaptırımları, Türkiye’yi paralel ticaret açısından cazip bir köprü ülke konumuna taşımıştır. Rusya için Türkiye; yaptırım rejimini delmek, Batı ile zaman zaman müzakere kanalı açmak ve Karadeniz’deki deniz kuvvetleri dengesinde hesaba katmak zorunda olduğu kritik bir aktördür.

Diğer Bölgesel Aktörler: Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya

Türkiye’nin stratejik değeri yalnızca büyük güçlerle ilişkisiyle sınırlı değildir. Körfez ülkeleri ile ilişki, 2021 sonrasında dramatik bir normalleşme sürecine girmiştir. Katar ile olan derin ittifak, Suudi Arabistan ve BAE ile sürdürülen ekonomik diplomatik yakınlaşmayla dengelenmiştir.

Afrika’da Türkiye, savunma diplomasisi, insani yardım ve ticaret kanalları üzerinden kayda değer bir varlık inşa etmiştir. Türkiye’nin imzaladığı askeri eğitim anlaşmaları ve açılan Türk büyükelçilikleri bu yayılmanın göstergesidir.

Orta Asya Türk cumhuriyetleri ile ilişki, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) çatısı altında kurumsal bir zemine oturtulmaktadır. Azerbaycan ile yaşanan Dağlık Karabağ başarısı bu ilişkinin stratejik potansiyelini gözler önüne sermiştir.

Sonuç: Azalan Değil, Dönüşen Stratejik Konum

Türkiye’nin küresel stratejik değeri tek bir eksen üzerinden değerlendirilemeyecek kadar çok katmanlıdır. AB perspektifinden değerlendirildiğinde üyelik sürecindeki çıkmaz, siyasi ilişkiyi zayıflatmış; ancak göç, ticaret ve güvenlik işlevleri ilişkiyi ayakta tutmaktadır. ABD için Türkiye vazgeçilmez ama sorunlu bir müttefiktir. Çin, Türkiye’yi BRI koridoru ve NATO’yu zayıflatacak bir ayrışma sesi olarak değerlendirmektedir. Rusya ise Türkiye ile hem rekabet hem de bağımlılık içeren özgün bir denge kurmuştur.

Türkiye’nin stratejik önemi azalmamıştır; ancak kimliği tartışmalı hale gelmiştir. Çok yönlü denge politikası, Ankara’ya kısa vadede hareket serbestisi sağlamakla birlikte uzun vadede güvenilirlik açığı yaratma riskini de beraberinde taşımaktadır. Küresel düzenin kutuplaştığı bir dönemde ittifaksız olmak değil, tüm taraflar için zorunlu olmak, Türk dış politikasının temel çıkış noktasını oluşturmaktadır.


İleri Okuma Tavsiyeleri

  1. Öniş, Z. & Yılmaz, Ş. (2016). Turkey and Russia in a shifting global order. Third World Quarterly.
  2. Aydın-Düzgit, S. & Tocci, N. (2015). Turkey and the European Union. Palgrave Macmillan.
  3. Köstem, S. (2021). Russia-Turkey Relations: The Competitive Engagement Framework. Cambridge University Press.