Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan Şubat ayı Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) verileri, sanayi sektöründe temkinli ama dikkat çekici bir toparlanmaya işaret ediyor. Mevsimsellikten arındırılmamış endeksin aylık bazda 2,5 puan artarak 104,1 seviyesine yükselmesi ve Ekim 2023’ten bu yana en yüksek düzeye çıkması, reel sektör cephesinde moralin güçlendiğini gösteriyor. Mevsimsellikten arındırılmış veri de 1,1 puanlık artışla aynı seviyede gerçekleşerek iyileşmenin istatistiksel olarak da teyit edildiğini ortaya koyuyor.
Endeksin 100’ün üzerinde olması, reel kesimde iyimserliğin kötümserliğe kıyasla baskın olduğuna işaret eder. Bu açıdan bakıldığında, 104,1 seviyesi yalnızca teknik bir eşik değil; üretim, sipariş ve yatırım beklentilerinin genel olarak pozitif alanda kalmaya devam ettiğini gösteren psikolojik bir referans noktasıdır. Özellikle son üç aya ilişkin toplam sipariş miktarı, gelecek üç aydaki üretim hacmi, mevcut sipariş seviyesi, ihracat siparişleri ve sabit sermaye yatırım harcamalarına dair değerlendirmelerin endeksi yukarı çekmesi, güven artışının geniş tabanlı olduğunu düşündürüyor.
Bununla birlikte veriler tek yönlü bir tablo sunmuyor. Gelecek üç aydaki istihdam beklentilerinin ve genel gidişata ilişkin değerlendirmelerin endeksi aşağı yönlü etkilemesi, şirketlerin hâlâ temkinli bir duruş sergilediğini gösteriyor. Üretim ve sipariş tarafında iyimserlik artarken, istihdam tarafında daha kontrollü bir yaklaşım benimsenmesi, firmaların maliyet baskılarını ve finansman koşullarını dikkate alarak hareket ettiğine işaret ediyor.
Son üç aya yönelik gerçekleşmelerde üretim hacmi ve iç piyasa siparişlerindeki artış eğiliminin zayıflaması dikkat çekiyor. Buna karşılık ihracat siparişlerinde azalış bildirenler lehine olan seyrin artış bildirenler lehine dönmesi önemli bir kırılma. Bu durum, dış talepte dipten dönüş sinyali olarak okunabilir. Küresel büyüme görünümündeki toparlanma ve Avrupa ekonomisindeki kısmi canlanma beklentileri, ihracatçı sektörler için destekleyici olabilir.
Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmelerin zayıflaması, sipariş açığının kapanmaya başladığını düşündürüyor. Ayrıca mevcut mamul mal stoklarının mevsim normallerinin altında olduğunu bildirenlerin artması, firmaların stok eritme sürecinde belirli bir mesafe kat ettiğini ve yeni üretim ihtiyacının doğabileceğini gösteriyor. Bu tablo, önümüzdeki aylarda kapasite kullanım oranlarında artış potansiyeline işaret edebilir.
Gelecek üç aya yönelik beklentiler ise daha güçlü bir iyimserlik barındırıyor. Üretim hacmi, iç piyasa siparişleri ve ihracat siparişlerinde artış bekleyenlerin oranındaki yükseliş, firmaların talep tarafında toparlanma öngördüğünü ortaya koyuyor. Ayrıca gelecek on iki aya ilişkin sabit sermaye yatırım harcaması beklentilerinin güçlenmesi, yatırım iştahında canlanma sinyali veriyor. Bu, ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından kritik bir gösterge. Çünkü yatırım artışı, orta vadede hem üretim kapasitesini hem de verimliliği destekler.
Fiyatlama ve maliyet tarafı ise en az güven endeksi kadar önemli. Ortalama birim maliyetlerde son üç ayda artış bildirenlerin güçlenmesi, geçmiş dönem maliyet baskılarının hâlâ hissedildiğini gösteriyor. Ancak gelecek üç ayda maliyet artışı bekleyenlerin zayıflaması, maliyet enflasyonunda ivme kaybı sinyali veriyor. Daha da önemlisi, 12 aylık ÜFE beklentisinin 0,8 puan düşerek yüzde 30,2’ye gerilemesi, enflasyon beklentilerinde kademeli bir iyileşmeye işaret ediyor. Beklentilerdeki bu gerileme, para politikasının aktarım mekanizmasının çalıştığına dair önemli bir gösterge olarak değerlendirilebilir.
Burada kritik soru şu: Güven artışı kalıcı mı, yoksa geçici bir toparlanma mı? Finansman koşulları, küresel talep görünümü ve iç talepteki seyir bu sorunun cevabını belirleyecek. Özellikle kredi koşulları ve faiz seviyeleri, yatırım ve istihdam kararları üzerinde belirleyici olmaya devam edecek. Ayrıca jeopolitik riskler ve küresel ticaretteki belirsizlikler de ihracat siparişleri açısından yakından izlenmeli.
Sonuç olarak Şubat verileri, reel sektörde temkinli iyimserliğin güçlendiğini, üretim ve sipariş beklentilerinde toparlanma sinyallerinin belirginleştiğini gösteriyor. Ancak istihdam tarafındaki çekingenlik ve maliyet baskılarının tamamen ortadan kalkmamış olması, dengeli bir okuma yapılmasını zorunlu kılıyor. Eğer beklentilerdeki iyileşme önümüzdeki aylarda da devam eder ve yatırım eğilimi güçlenirse, bu tablo ekonomik aktivitede daha geniş çaplı bir canlanmanın habercisi olabilir. Reel sektörün nabzı, ekonominin geleceğine dair en erken sinyalleri verir; Şubat ayı verileri ise bu nabzın daha güçlü atmaya başladığını gösteriyor.








