Türkiye bankacılık sektörü, 9 Ocak haftası itibarıyla yüzeyde olumlu görünen ancak derininde önemli sinyaller barındıran bir tablo sunuyor. Toplam mevduat hacmi haftalık bazda 100,1 milyar TL artarak 28,1 trilyon TL seviyesini aşarken, kredi tarafında ve özellikle hane halkının borçlanma davranışlarında belirgin bir yavaşlama dikkat çekiyor. Bu tablo, finansal sistemde “para birikiyor ama dolaşımı yavaşlıyor” şeklinde özetlenebilecek yeni bir denge arayışına işaret ediyor.
Toplam mevduattaki artış, ilk bakışta bankacılık sektörü açısından güçlü bir görünüm yaratıyor. Ancak bu artışın kompozisyonuna bakıldığında tablo daha karmaşık. Türk lirası mevduatlar yüzde 0,1 oranında gerilerken, yabancı para mevduatları yüksek seviyesini koruyor. TL mevduattaki düşüş sınırlı olsa da, bu eğilim tasarruf sahibinin hâlâ yerel para birimine karşı temkinli duruşunu sürdürdüğünü gösteriyor. Faiz politikalarının sıkılaşmasına rağmen TL’ye geçişin hız kazanamaması, güven unsurunun hâlâ kırılgan olduğunu düşündürüyor.
Yabancı para mevduatlarında ise kritik bir detay öne çıkıyor. Toplam YP mevduatı 256,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, bunun 219,7 milyar dolarlık kısmı yurt içi yerleşiklere ait. Parite etkisinden arındırıldığında, yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatında 520 milyon dolarlık bir azalış görülmesi, sınırlı da olsa dövizden çıkış eğiliminin başladığını düşündürüyor. Bu gelişme, döviz talebinin zirve yaptığı dönemlerin geride kalabileceğine dair temkinli bir iyimserlik yaratıyor. Ancak söz konusu çözülmenin hâlâ oldukça yavaş ilerlediğini not etmek gerekiyor.
Asıl dikkat çekici kırılma ise kredi cephesinde yaşanıyor. Yurt içi yerleşiklerin tüketici kredileri haftalık bazda yüzde 0,4 azalarak 5,7 trilyon TL’nin altına geriledi. Özellikle konut ve taşıt kredilerindeki zayıf seyir, yüksek faiz ortamının hane halkı üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koyuyor. İhtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartları hâlâ büyük bir paya sahip olsa da, burada da ivme kaybı gözleniyor. Tüketici artık borçlanmaktan çok borcunu çevirmeye odaklanmış durumda.
Toplam kredi hacminin de aynı hafta içinde 34,1 milyar TL daralması, bu eğilimin yalnızca bireysel değil, sistem genelinde geçerli olduğunu gösteriyor. Kredi daralması, enflasyonla mücadele açısından politika yapıcılar için olumlu bir gelişme olarak okunabilir. Ancak bu durum, ekonomik aktivite üzerinde baskı yaratma potansiyeli de taşıyor. Üretim, yatırım ve iç talep kanallarında kredi akışının yavaşlaması, büyüme tarafında daha temkinli bir döneme girildiğini işaret ediyor.
Ortaya çıkan bu tablo, bankacılık sektörünün likidite açısından güçlü, kredi iştahı açısından ise zayıf olduğu bir geçiş dönemine işaret ediyor. Tasarruf artıyor, risk alma azalıyor, borçlanma iştahı düşüyor. Bu durum, ekonomik aktörlerin geleceğe dair beklentilerinde ihtiyatlı bir duruş sergilediğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde TL mevduatın yeniden güç kazanması ve kredi mekanizmasının dengeli biçimde canlanması, yalnızca faiz politikalarıyla değil, güveni artıracak yapısal adımlarla mümkün olacak gibi görünüyor.
Kısacası, rakamlar bize şunu söylüyor: Para sistemin içinde duruyor ama hareket etmek için daha güçlü bir güven ortamı bekliyor.











