12–16 Ocak 2026 haftası, hem küresel hem de yerel cephede ekonomik verilerin, siyasi açıklamaların ve piyasa psikolojisinin iç içe geçtiği oldukça yoğun bir dönem olarak geride kaldı. Haftanın genel resmine bakıldığında, yatırımcıların bir yandan büyüme ve enflasyon verilerini sindirmeye çalıştığı, diğer yandan ise jeopolitik riskler ve merkez bankalarına yönelik siyasi baskıları fiyatladığı görülüyor.
Küresel Ekonomi: Kırılgan Büyüme, Yumuşayan Enflasyon
Avrupa cephesinde haftanın öne çıkan başlığı büyüme verileri oldu. İngiltere ekonomisi, 2025 Kasım ayında beklentilerin üzerinde %0,3 büyüyerek resesyon endişelerini bir miktar hafifletti. Almanya ise iki yıl süren daralmanın ardından 2025’i %0,2’lik sınırlı bir büyüme ile kapattı. Bu rakamlar, Avrupa ekonomisinin hâlâ kırılgan ama dipten dönme arayışında olduğunu gösteriyor.
Enflasyon tarafında ise Almanya’dan gelen veri dikkat çekiciydi. Yıllık enflasyonun %2,3’ten %1,8’e gerilemesi, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) faiz indirimi alanını genişletebilecek bir gelişme olarak okunuyor. ABD’de ise tablo daha dengeli. Aralık ayında TÜFE aylık %0,3 artarken yıllık enflasyon %2,7 ile sabit kaldı. Çekirdek enflasyonun %2,6 seviyesinde seyretmesi, Fed’in “temkinli bekle-gör” duruşunu koruyacağına işaret ediyor.
Trump Faktörü: Ticaret ve Merkez Bankası Üzerindeki Baskı
Haftanın en sert fiyatlamalarına neden olan unsur ise ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları oldu. İran ile ticaret yapan ülkelere %25 ek gümrük vergisi getirilmesi, küresel ticaret dengeleri açısından yeni bir gerilim alanı yarattı. Bu adım, yalnızca İran’ı değil, İran’la ticari ilişkisi olan birçok ülkeyi dolaylı olarak etkileyebilecek nitelikte.
Daha da önemlisi Trump’ın Fed’e yönelik söylemleriydi. Faiz indirimi yanlısı bir Fed Başkanı istediğini açıkça dile getirmesi, Fed’in bağımsızlığına dair endişeleri yeniden gündeme taşıdı. Piyasalar için bu tür söylemler, belirsizliğin en sevimsiz türü olarak görülür ve genellikle riskten kaçış davranışını tetikler.
Güvenli Liman Alarmı: Altında Tarihi Zirve
Nitekim bu endişelerin ilk yansıması altın piyasasında görüldü. Küresel belirsizlik, jeopolitik riskler ve merkez bankası bağımsızlığına yönelik soru işaretleri yatırımcıları güvenli limanlara yöneltti. Altının onsu 4.643 dolar ile tarihi zirvesini, gram altın ise 6.446 TL ile rekor seviyesini gördü. Bu hareket, sadece kısa vadeli bir spekülasyon değil; küresel sistemde artan güvensizliğin güçlü bir yansıması olarak okunmalı.
Türkiye Ekonomisi: Cari Açık, Güçlü Borsa, Zayıf TL
Yurt içine döndüğümüzde, Kasım ayı cari denge verileri öne çıktı. 4 milyar dolarlık cari açık, dış ticaret dengesindeki bozulmanın sürdüğünü gösterse de hizmet gelirlerinin 3,9 milyar dolarlık katkısı ve altın-enerji hariç 2,1 milyar dolarlık fazla, yapısal anlamda tamamen olumsuz bir tabloya işaret etmiyor.
Finansal piyasalarda ise tablo daha çarpıcıydı. BİST 100 Endeksi %3,83 yükselerek 12.668 puanla rekor tazeledi. Yabancı yatırımcıların hisse ve DİBS tarafında net alıcı olması, borsadaki yükselişi destekleyen en önemli unsur olarak öne çıktı. Buna karşın döviz cephesinde Dolar/TL 43,28 ile yeni zirve, Euro/TL ise 50 bandı üzerinde seyrini sürdürdü. Bu durum, TL varlıklara ilginin daha çok faiz ve borsa kanalıyla sınırlı kaldığını gösteriyor.
Para Politikası ve Beklentiler: İndirim Döngüsü Sürüyor
TCMB’nin son bir yıldaki politika adımları, kontrollü bir faiz indirim sürecine işaret ediyor. Politika faizinin %38 seviyesine kadar gerilemesi, büyümeyi destekleyici bir duruş sergilerken enflasyon beklentilerinin hâlâ yüksek seviyelerde kalması dikkat çekiyor. Ocak 2026 Piyasa Katılımcıları Anketi’ne göre 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi %23,23, dolar/TL beklentisi ise 51,17 seviyesinde. Bu tablo, fiyat istikrarının kısa vadede hâlâ en büyük sınav olmaya devam edeceğini gösteriyor.
Genel Değerlendirme: Temkinli İyimserlik, Yüksek Volatilite
Özetle, piyasalar bir yandan yumuşayan enflasyon ve faiz indirim beklentileriyle iyimserliği korurken, diğer yandan jeopolitik riskler ve siyasi müdahaleler nedeniyle yüksek bir volatiliteyle karşı karşıya. Önümüzdeki dönemde yatırımcılar için dengeyi belirleyecek ana unsurlar; merkez bankalarının bağımsızlığı, küresel ticaret politikaları ve enflasyonla mücadelede atılacak adımlar olacak.
Bu ortamda çeşitlendirilmiş portföyler, risk yönetimi ve uzun vadeli bakış açısı, her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Piyasalar fırsat sunmaya devam ediyor; ancak bu fırsatların bedeli, artan belirsizlikle birlikte daha dikkatli olmayı gerektiriyor.










