Halka Arzlar ile Küçük Yatırımcı Nasıl Dolandırılıyor?

İçi boş halka arzlar ve sahte vaatlerle küçük yatırımcı sistematik şekilde dolandırılıyor; servet transferi patronlara, kayıp halka kalıyor.

Son yıllarda Borsa İstanbul’da yaşanan halka arz furyası, bir yandan sermaye piyasalarının derinleşmesi ve şirketlerin finansmana erişimi gibi olumlu bir hikâye olarak sunulurken, diğer yandan küçük yatırımcının sistematik biçimde mağdur edildiği bir süreci de beraberinde getirdi. Pandemi sonrası bireysel yatırımcı sayısının hızla artması, yüksek enflasyon ortamında birikimlerini koruma arayışı ve sosyal medyada sürekli dolaşan “kaçırma” söylemleri, milyonlarca insanın halka arzlara yönelmesine yol açtı. Ancak bu yöneliş, çoğu zaman bilinçli bir yatırım kararı olmaktan çok, korku ve açgözlülük karışımı bir duygusal harekete dönüştü. Sonuçta ortaya çıkan tablo, küçük yatırımcının birikimlerinin büyük ölçüde şirket sahiplerine ve manipülatörlere aktarıldığı bir servet transferine işaret ediyor.

Halka arzların meşru tarafında bile sorunlar bariz. Birçok şirket, banka kredisine ulaşmakta zorlandığı için borsayı alternatif bir finansman kapısı olarak gördü. Ancak bu süreçte halka arz edilen hisselerin önemli bir kısmı, şirketin büyümesine veya yatırımlara değil, mevcut ortakların elindeki payların satılmasına yaradı. Yüksek değerlemelerle piyasaya çıkan bu hisseler, ilk günlerdeki coşkunun ardından çoğu zaman sert düşüşler yaşadı. Yüzde 20, 30, 35 iskontolu denilen hisseler bile kısa süre içinde yüzde 40, 50, 60 zarar yazdı. Zararına satmak istemeyen küçük yatırımcılar 5-6 ay hatta yıllarca hisseleri zararına taşımaya devam ediyor. Küçük yatırımcı, “tarihi fırsat” diye aldığı kağıtta kısa sürede zarar yazarken, şirket patronları ellerindeki hisseleri peşinen nakde çevirerek servetlerine servet kattı. Bu durum, halka arzın özündeki “şirkete kaynak aktarma” amacını tersine çevirdi ve süreci adeta bir servet aktarım mekanizmasına dönüştürdü.

Daha tehlikeli olan ise tamamen sahte halka arz vaatleriyle yürütülen dolandırıcılık faaliyetleri. Sosyal medya, Telegram grupları ve sahte yatırım danışmanlığı hesapları üzerinden “yakında halka arz olacak teknoloji şirketi”, “100 katına çıkacak fırsat” gibi vaatlerle vatandaşlar sisteme çekiliyor. İlk etapta küçük tutarlarla “kazanç” gösterilerek güven oluşturuluyor, ardından daha yüksek meblağlar talep ediliyor. Mağdurlar, gönderdikleri paranın gerçek bir borsa hesabına değil, dolandırıcıların kontrolündeki sahte platformlara veya paravan şirket hesaplarına gittiğini ancak para çekmek istediklerinde anlıyor. Son dönemde Ankara merkezli 22 ili kapsayan operasyonlarda bu tür şebekelerin 1 milyar 358 milyon liralık para trafiği yürüttüğü, 65 şüphelinin gözaltına alındığı ve bir kısmının tutuklandığı ortaya çıktı. Bu olaylar, halka arz furyasının nasıl bir dolandırıcılık zemini haline geldiğini açıkça gösteriyor.

Manipülasyon da ayrı bir boyut. Borsada işlem gören bazı hisselerde “pompala-boşalt” yöntemiyle fiyatlar suni olarak yükseltiliyor, sosyal medya fenomenleri ve isimsiz hesaplar üzerinden “uçacak”, “kaçırma” mesajları yayılıyor. En çok da “ben katılıyorum” derler. Küçük yatırımcı yükselen fiyata alım yaparken, arka plandaki gruplar ellerindeki hisseyi yüksek fiyattan satıp çekiliyor. Bu tür işlemlerde de yine küçük yatırımcının zararı ve organize grupların kârı söz konusu. SPK’nın usulsüz halka arzlara karşı uyarıları ve cezai yaptırımları bulunsa da, sosyal medyanın hızı ve denetim boşlukları bu tür faaliyetlerin önünü tamamen kesmeye yetmiyor.

Küçük yatırımcının bu tuzağa düşmesinin temelinde finansal okuryazarlık eksikliği ve duygusal karar alma yatıyor. Birçok kişi, şirketin bilançosunu, nakit akışını, yönetim kalitesini veya halka arzdan elde edilecek kaynağın nereye gideceğini araştırmadan, yalnızca “herkes alıyor, ben de alayım” mantığıyla hareket ediyor. Oysa halka arz bir yatırım aracıdır; garantili kazanç vaadi değildir. Gerçek olmayan yüksek getiri vaatleri, aciliyet baskısı ve “sadece size özel” söylemleri her zaman alarm işaretidir. Resmi kanallar dışında, özellikle Telegram grupları ve tanınmayan “yatırım danışmanları” üzerinden gelen tekliflere itibar etmek, paranın geri gelmeme riskini katbekat artırır.

Bu tablo yalnızca bireysel mağduriyetlerle sınırlı değil. Sermaye piyasalarına duyulan güveni de zedeliyor. Küçük yatırımcı kaybettikçe piyasadan uzaklaşıyor, yabancı yatırımcı ilgisi zaten sınırlıyken yerli taban da zayıflıyor. Uzun vadede bu durum, gerçekten değer üreten şirketlerin finansmana erişimini de zorlaştırabilir. Çözüm tarafında ise düzenleyici kurumların denetimlerini sıkılaştırması, usulsüz halka arz ve manipülasyon vakalarında daha hızlı ve caydırıcı yaptırımlar uygulaması, finansal okuryazarlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması ve yatırımcıların kendi araştırmalarını yapmaya teşvik edilmesi gerekiyor. Her halka arzın arkasındaki gerçek hikâyeyi anlamak, vaatlerin peşinden koşmak yerine bilanço ve izahname okumak, kısa vadeli coşkuya kapılmamak temel korunma yöntemleri.

Sonuç olarak halka arzlar, doğru kullanıldığında ekonominin can damarı olabilecek bir araçken, mevcut işleyişte küçük yatırımcının birikimlerini büyük oyunculara aktaran bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Sahte vaatlerle dolandırılanlar da, yüksek fiyattan alınan ve sonra düşen gerçek halka arzlarda zarar edenler de aynı kaderi paylaşıyor: Kaybeden taraf neredeyse her zaman bireysel yatırımcı oluyor. Bu döngünün kırılması için hem regülasyonun güçlenmesi hem de yatırımcının bilinçlenmesi şart. Aksi halde furya sürdükçe, küçük yatırımcının sessiz soyulması da devam edecek.