Avrupa’da Maaş Uçurumu Derinleşti: Türkiye Nominal Gelirde Son Sırada

OECD raporuna göre Avrupa’da maaş farkı büyüdü. Türkiye nominal gelirde son sırada kalırken PPP’de 18’inci sıraya yükseldi.

Avrupa genelinde ücret seviyeleri arasındaki fark giderek daha görünür hale gelirken, OECD’nin yayımladığı “Taxing Wages 2026” raporu kıta genelindeki maaş dağılımına ilişkin dikkat çekici veriler ortaya koydu. Rapora göre Avrupa’da yıllık ortalama brüt maaşların en yüksek olduğu ülke bir kez daha İsviçre olurken, Türkiye ise listenin son sırasında yer aldı. Ancak satın alma gücü paritesi hesaplamalarında Türkiye’nin önemli ölçüde yükselmesi, maaş tartışmalarına farklı bir boyut kazandırdı.

OECD verilerine göre İsviçre’de yıllık ortalama brüt ücret 107 bin 487 euroya ulaşarak Avrupa’da 100 bin euro sınırını aşabilen tek ülke oldu. Yüksek yaşam standardı, gelişmiş finans sektörü ve güçlü ekonomik yapısıyla öne çıkan İsviçre, uzun yıllardır Avrupa’nın en yüksek gelir seviyesine sahip ülkeleri arasında yer alıyor. İsviçre’yi 85 bin 950 euro ile İzlanda takip ederken, Avrupa Birliği içinde en yüksek maaş ortalamasına sahip ülke ise 77 bin 844 euro ile Lüksemburg oldu.

Kuzey Avrupa ülkeleri de listenin üst sıralarında yer aldı. Danimarka’da ortalama yıllık maaş 71 bin 961 euro, Hollanda’da 69 bin 28 euro, Norveç’te ise 68 bin 420 euro seviyesinde gerçekleşti. Uzmanlara göre bu ülkelerde yüksek verimlilik, güçlü sosyal devlet yapısı ve sendikal sistemler ücretlerin yukarı yönlü şekillenmesinde önemli rol oynuyor.

Avrupa’nın en büyük ekonomileri arasında yer alan Almanya ve İngiltere de yüksek maaş seviyeleriyle dikkat çekti. Almanya’da yıllık ortalama brüt ücret 66 bin 700 euro, İngiltere’de ise 65 bin 340 euro olarak hesaplandı. Buna karşılık Güney Avrupa ülkelerinde maaş seviyelerinin daha düşük kaldığı görüldü. Fransa’da ortalama maaş 45 bin 964 euro, İtalya’da 36 bin 594 euro, İspanya’da ise 32 bin 678 euro olarak kaydedildi. Özellikle Almanya ve İngiltere’deki maaşların İspanya’nın iki katından fazla olması, Avrupa içerisindeki ekonomik farklılıkların ne kadar derinleştiğini gözler önüne serdi.

Raporda en dikkat çeken başlıklardan biri ise Türkiye’nin konumu oldu. Türkiye, 18 bin 590 euroluk yıllık ortalama brüt maaşla listedeki en düşük ücret seviyesine sahip ülke olarak kayıtlara geçti. Avrupa Birliği ülkeleri içinde en düşük maaş seviyesi ise 19 bin 590 euro ile Slovakya’da ölçüldü. Macaristan, Letonya, Çekya, Portekiz ve Polonya gibi ülkelerde de ortalama maaşların 25 bin euronun altında kaldığı görüldü.

Bununla birlikte OECD raporunda yalnızca nominal maaş verilerine değil, satın alma gücü paritesi hesaplamalarına da yer verilmesi dikkat çekti. Çünkü ülkelerdeki yaşam maliyetleri ve fiyat seviyeleri, maaşların gerçek ekonomik değerini doğrudan etkiliyor. Bu noktada Türkiye’nin sıralamada önemli ölçüde yükselmesi dikkat çekici bulundu. Nominal ücret sıralamasında son sırada yer alan Türkiye, satın alma gücü paritesine göre yapılan hesaplamada 9 basamak birden yükselerek 18’inci sıraya çıktı.

Ekonomistler, Türkiye’de özellikle konut, hizmet ve bazı temel tüketim kalemlerinin Avrupa ortalamasına göre daha düşük maliyetli olmasının satın alma gücü hesabında avantaj yarattığını belirtiyor. Ancak yüksek enflasyonun bu avantajı zaman zaman zayıflattığına da dikkat çekiliyor. Özellikle son yıllarda yaşanan fiyat artışlarının reel gelir üzerindeki baskıyı artırdığı ve çalışan kesimin alım gücünü doğrudan etkilediği ifade ediliyor.

PPP sıralamasında Almanya’nın da dikkat çekici şekilde yükseldiği görüldü. Almanya satın alma gücü hesaplamasında 5 sıra yükselerek ikinci sıraya yerleşirken, İzlanda ve Estonya gibi bazı ülkelerin sıralamada gerilemesi yaşam maliyetlerinin yüksekliğini ortaya koydu.

Uluslararası Çalışma Örgütü uzmanlarına göre Avrupa’daki maaş farklarının temelinde üç ana unsur bulunuyor. Bunların başında ülkelerin üretkenlik seviyeleri, ekonomik yapı farklılıkları ve yüksek katma değerli sektörlerin ekonomideki ağırlığı geliyor. Özellikle teknoloji, finans, yapay zekâ ve ileri sanayi üretimi gibi alanlarda güçlü olan ülkelerde ücret seviyeleri belirgin şekilde yükseliyor.

Bunun yanında iş gücü piyasası düzenlemeleri ve sendikal yapı da maaşlar üzerinde etkili oluyor. Kuzey Avrupa ülkelerinde güçlü sendikaların çalışan haklarını koruması, ücretlerin daha dengeli artmasına katkı sağlıyor. Güçlü sosyal güvenlik sistemleri ve yüksek verimlilik de maaşların sürdürülebilir şekilde yükselmesini destekleyen unsurlar arasında yer alıyor.

Raporda ayrıca vergi sistemlerinin net maaşlar üzerindeki etkisine de dikkat çekildi. Avrupa ülkeleri arasında gelir vergisi oranlarında büyük farklılıklar bulunurken, çalışanların eline geçen net maaş miktarı brüt ücret sıralamasından farklı sonuçlar doğurabiliyor. Bazı ülkelerde yüksek maaşlara rağmen ağır vergi yükü nedeniyle net gelir daha sınırlı kalırken, daha düşük vergili ülkelerde çalışanların harcanabilir geliri daha yüksek olabiliyor.

Uzmanlara göre Avrupa’daki maaş uçurumunun önümüzdeki yıllarda tamamen kapanması beklenmiyor. Dijital dönüşüm, yapay zekâ yatırımları ve yüksek teknoloji üretimi gibi alanlarda öne çıkan ülkelerin ücret avantajını koruyacağı tahmin edilirken, gelişmekte olan ekonomilerde ise reel gelir artışının enflasyonla mücadele başarısına bağlı olacağı değerlendiriliyor.