Avrupa Ekonomisinin Üçlü Kıskacı ve Yapay Zeka Sınavı

Orta Doğu'daki savaş sonrası Avrupa borsaları; enerji maliyetleri, yüksek faizler ve yapay zeka rallisinden uzak kalması nedeniyle küresel piyasaların %7 gerisinde kaldı.

Küresel finans piyasaları, Orta Doğu’da patlak veren savaşın ardından rotasını yeniden çizerken, Avrupa borsaları adeta bir patinaj devrinin içerisine girdi. Tarihsel olarak kriz dönemlerinde güvenli liman arayışlarına sahne olan Eski Kıta, bu kez küresel piyasaların yüzde 7 gerisinde kalarak yatırımcısını üzen bir performans sergiliyor.

Finans devi Goldman Sachs’ın mercek altına aldığı bu zayıflığın arkasında ise birbirini besleyen üç temel yapısal sorun var: Kontrolden çıkan enerji maliyetleri, bir türlü dizginlenemeyen yüksek faiz ortamı ve teknoloji dünyasını kasıp kavuran yapay zeka çılgınlığına vagon olamamak.

Avrupa için en kronik yara, şüphesiz enerji bağımlılığı olarak öne çıkıyor. Net bir enerji ithalatçısı olan Euro Bölgesi, küresel emtia şoklarına karşı her zaman en hassas karın boşluğunu oluşturdu. Savaş sonrasında Brent petrolün varil fiyatı 90 dolar sınırının altında tutunmaya çalışsa da asıl darbe doğal gaz cephesinden geldi. Gelişmekte olan ülkelerin agresif yaz talebi ve gelişmiş ekonomilerin kış öncesi stokları yenileme telaşı, doğal gaz fiyatlarını yukarı tırmandırdı.

Bu durum, petrolden ziyade doğal gaz artışından çok daha derin yaralar alan Avrupa sanayisini doğrudan vurdu. Yükselen emtia fiyatları, şirketlerin kâr marjlarını adeta bir mengene gibi sıkıştırırken, emtia üreticileri dışındaki neredeyse tüm sektörlerin kâr beklentilerini aşağı çekti. Bu sancıyı en derinden hisseden ise lokomotif ülke Almanya ile isteğe bağlı tüketim sektörü oldu. Enerji faturası kabardıkça, Avrupa’nın küresel rekabetçiliği de kan kaybetmeye devam ediyor.

Madalyonun diğer yüzünde ise makroekonomik karabasanlar yer alıyor. Yüksek enflasyonun gölgesinde ezilen Avrupa, faizlerin uzun süre yüksek kalacağı beklentisiyle iyice baskılanmış durumda. Artan enflasyon ve zayıflayan büyüme verileri, piyasalarda para politikasında sıkılaşmanın devam edeceği endişesini körüklüyor. Bu durum tahvil getirileri ile reel faizleri yukarı taşıyarak, hisse senetleri üzerinde ciddi bir değerleme baskısı yaratıyor. Yatırımcı, büyüme potansiyeli zayıflayan hisse senetleri yerine yüksek getiri sunan tahvillere yöneldikçe borsaların toparlanması zorlaşıyor.

Tüm bunlara ek olarak, küresel borsaları peşinden sürükleyen lokomotif dalganın Avrupa’da karşılık bulamaması, aradaki makasın açılmasındaki en büyük etken oldu. Dünyayı kasıp kavuran yapay zeka rallisine Avrupa borsaları son derece sınırlı bir katılım gösterebildi. ABD borsaları teknoloji devlerinin öncülüğünde rekorlar kırarken, Avrupa endekslerinde teknoloji hisselerinin payının sadece yüzde 10 seviyesinde kalması adeta bir pranga işlevi gördü. Avrupa borsalarının ağırlığı halen finans, sanayi ve sağlık gibi geleneksel sektörlerde yoğunlaşıyor.

Bu geleneksel yapı, dijital devrimin getirdiği devasa likidite akışından mahrum kalmalarına neden oluyor. Burada tarihsel bir parantez açmak gerekirse; Avrupa’nın teknoloji regülasyonlarındaki katı ve kısıtlayıcı tutumu, yenilikçi girişimlerin ve yapay zeka devlerinin kıtada büyümesini zorlaştırıyor. Kıta, inovasyonu üretmek yerine denetlemeye odaklandığı sürece bu tarz küresel teknoloji rallilerini uzaktan izlemeye mahkum kalabilir.

Yine de bu karanlık tablonun arkasında tünelin ucunda zayıf bir ışık belirdiğini söylemek mümkün. Goldman Sachs analistlerinin de iyimser tarafta altını çizdiği gibi, yılın son çeyreğinde petrol fiyatlarının 90 dolar civarında dengelenmesi ve merkez bankalarının sıkılaşma politikasında daha yumuşak, güvercin bir tutuma geçmesi ihtimali masada duruyor. Eğer makroekonomik dengeler biraz nefes aldırır ve enerji arzı güvenli bir limana oturursa, Avrupa hisselerinde sınırlı bir toparlanma potansiyeli doğabilir. Ancak kalıcı bir küresel liderlik için Eski Kıta’nın hem enerji göbeğini kesmesi hem de teknolojinin yeni çağını kaçırmamak için daha cesur adımlar atması gerekiyor.