Özel Sektörün Dış Borcu, Kur Riski ve Finansman Dengesi

Özel sektörün dış borcu 219,7 milyar dolara çıktı. Vade uzadı ancak yüksek dolar payı kur riskini artırıyor.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Aralık 2025 verileri, özel sektörün yurt dışından sağladığı kredi borcunda dikkat çekici bir artışa işaret ediyor. 2025 yılı sonu itibarıyla özel sektörün toplam dış kredi borcu, bir önceki çeyreğe göre 12,1 milyar ABD doları artarak 219,7 milyar ABD dolarına yükseldi. Bu artış, hem finansman ihtiyacının sürdüğünü hem de uluslararası piyasalara erişimin devam ettiğini gösteriyor. Ancak artışın kompozisyonu ve döviz dağılımı, risk tarafında dikkatli olunması gerektiğini ortaya koyuyor.

Vadeye göre dağılım incelendiğinde tablo daha netleşiyor. Uzun vadeli kredi borcu 13,1 milyar dolar artarak 210,9 milyar dolara yükselirken, kısa vadeli kredi borcu (ticari krediler hariç) 1,0 milyar dolar azalarak 8,8 milyar dolara geriledi. Bu görünüm ilk bakışta olumlu. Çünkü borçlanmanın uzun vadeye yayılması, çevrim riskini azaltan ve finansal istikrar açısından daha sağlıklı kabul edilen bir gelişme. Kısa vadeli yükümlülüklerin azalması, şirket bilançolarında likidite baskısının görece sınırlanmasına katkı sağlayabilir.

Borçlanmanın sektörel dağılımı da dengeli bir artışa işaret ediyor. Bir önceki çeyreğe göre finansal kuruluşların toplam borcu 5,6 milyar dolar, finansal olmayan kuruluşların toplam borcu ise 6,6 milyar dolar arttı. Uzun vadede artışın hem finansal kuruluşlarda (6,4 milyar dolar) hem de reel sektörde (6,7 milyar dolar) belirgin olduğu görülüyor. Buna karşılık kısa vadede her iki kesimde de sınırlı gerileme var. Bu tablo, şirketlerin ve bankaların finansman stratejilerinde vadeyi uzatma eğiliminde olduklarını gösteriyor.

Ancak asıl dikkat edilmesi gereken nokta döviz kompozisyonu. 210,9 milyar dolarlık uzun vadeli borcun yüzde 58,2’si ABD doları, yüzde 31’i Euro cinsinden. Türk lirasının payı sadece yüzde 2,7 seviyesinde. Kısa vadeli borçta ise TL’nin payı yüzde 53,5 ile daha yüksek görünse de toplam hacim içinde kısa vadenin payı zaten sınırlı. Bu yapı, özel sektörün büyük ölçüde döviz geliri yaratma kapasitesine bağımlı olduğunu gösteriyor. İhracat geliri güçlü olan firmalar için bu yapı yönetilebilir olsa da, iç piyasaya çalışan ve döviz geliri sınırlı olan şirketler açısından kur riski önemli bir kırılganlık unsuru olmaya devam ediyor.

ABD dolarının uzun vadeli borçlanmada açık ara en yüksek paya sahip olması, küresel faiz politikaları ve doların uluslararası değerine karşı hassasiyeti artırıyor. Özellikle ABD Merkez Bankası’nın para politikası yönü, küresel risk iştahı ve gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımları, Türkiye’deki özel sektörün borçlanma maliyetlerini doğrudan etkileyebilecek faktörler arasında. Euro cinsi borçlanmanın yüzde 31 seviyesinde olması ise Avrupa ile ticari entegrasyonun bir yansıması olarak okunabilir.

Toplam borcun 219,7 milyar dolar seviyesine yükselmiş olması tek başına olumsuz bir gösterge değil. Önemli olan bu borcun hangi amaçla kullanıldığıdır. Eğer borçlanma üretken yatırımlara, kapasite artışına, ihracat potansiyelini güçlendiren alanlara yöneliyorsa, orta ve uzun vadede büyümeyi destekleyici bir unsur olabilir. Ancak işletme sermayesi finansmanı ya da kısa vadeli nakit akışı ihtiyaçlarını karşılamak için yoğun şekilde dış borca başvurulması, kırılganlığı artırabilir.

Türkiye ekonomisinin son yıllarda uyguladığı dezenflasyon süreci ve sıkı para politikası, iç finansman maliyetlerini yükseltmiş durumda. Bu durum, şirketleri görece daha uygun maliyetli dış finansman arayışına yönlendirmiş olabilir. Ancak dış borçlanma her zaman kur riski gerçeğini beraberinde getirir. Kur istikrarının korunması ve rezerv yeterliliği, bu noktada kritik öneme sahiptir.

Önümüzdeki dönemde özel sektörün dış borç dinamiğini değerlendirirken üç başlık belirleyici olacak: Küresel faiz ortamı, Türkiye’nin risk primi ve kur oynaklığı. Eğer küresel finansal koşullar gevşer ve Türkiye’nin risk primi düşüş eğilimini sürdürürse, uzun vadeli ve daha düşük maliyetli borçlanma imkânı artabilir. Aksi senaryoda ise borç servis yükü şirket bilançolarında baskı yaratabilir.

Sonuç olarak, özel sektörün dış borcundaki artış vadeyi uzatma açısından olumlu, ancak yüksek dolarizasyon oranı nedeniyle kur riski dikkatle izlenmesi gereken temel kırılganlık olmaya devam ediyor. Sürdürülebilir büyüme için dış finansmana erişim kadar, bu finansmanın verimli alanlara yönlendirilmesi ve kur riskinin etkin şekilde yönetilmesi hayati önem taşıyor.