Küresel Ticaret Gerilimleri ve Ekonomik Görünüm Analizi

Küresel piyasalarda, Amerika Birleşik Devletleri’nin son dönemde izlediği agresif ticaret politikaları başta Avrupa, Japonya, Çin ve Brezilya olmak üzere pek çok ülkenin ekonomik beklentilerini önemli ölçüde şekillendiriyor. ABD’nin art arda açıkladığı gümrük tarifeleri ve yeni yaptırım paketleri, merkez bankalarının para politikalarını, hükümetlerin büyüme hedeflerini ve genel olarak piyasa dinamiklerini baskı altına alıyor. Tüm bu gelişmelerin ışığında yatırımcılar daha temkinli bir duruş sergileyerek riskten kaçınma eğilimine yöneliyor.

Özellikle Avrupa Birliği ile ABD arasındaki ticaret görüşmeleri bu dönemde yoğun bir şekilde otomotiv sektörü ve ihracat teşvikleri etrafında dönüyor. Avrupa Komisyonu’nun, Başkan Donald Trump’ın 1 Ağustos itibarıyla devreye sokmayı planladığı yüksek ithalat vergilerinden kaçınmak için ABD ile ithalat kotaları ve gümrük indirimi dahil çeşitli mekanizmaları içeren geniş kapsamlı bir anlaşma geliştirmeye çalıştığı belirtiliyor. Ancak Washington’un AB’nin tüm taleplerine sıcak bakıp bakmayacağı henüz netlik kazanmadı. Avrupa tarafı, olası ek tarifeler devreye girmeden bu konuda çözüm bulmayı hedefliyor. Bunun başarısız kalması durumunda, transatlantik ilişkilerde yeni bir gerilim dalgası kaçınılmaz hale gelebilir.

ABD’nin yalnızca Avrupa değil, aynı zamanda Rusya’ya karşı da agresif bir duruş sergilediği görülüyor. Politico’nun haberine göre Başkan Trump, Senatör Lindsey Graham tarafından sunulan ve Rusya’ya yönelik sert ekonomik yaptırımlar içeren yasa tasarısını imzalamaya hazır. Bu tasarı, Rusya’dan petrol, gaz ve uranyum ithalatı yapan ülkelere %500 gibi oldukça yüksek oranlı tarifeler uygulanmasını öngörüyor. Her ne kadar başkana belirli ülkelere 180 günlük muafiyet tanıma yetkisi verilse de, Trump’ın yaptırım süreçlerinde Kongre’den tek yetkili olma talebinde bulunduğu bildiriliyor. Böylesi geniş kapsamlı yaptırımların, küresel enerji ticaretini ve özellikle Avrupa’nın enerji güvenliğini ciddi biçimde etkilemesi muhtemel.

Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinden Fransa’ya bakıldığında ise ekonomik büyümenin oldukça zayıf bir tablo çizdiği görülüyor. Fransa Merkez Bankası ikinci çeyrekte büyümenin yalnızca %0,1 oranında gerçekleştiğini duyurdu. Yaklaşık 8.500 işletmeyle yapılan anket, sanayi ve hizmet sektörlerinde genel olarak bir durgunluk yaşandığını ortaya koyuyor. Özellikle gümrük tarifelerine duyarlı şarap ihracatı gibi sektörlerde daralma sürerken, aşırı sıcak hava dalgaları nedeniyle bar, restoran gibi hizmet işletmeleri de düşük talep ile karşı karşıya. Buna rağmen Fransa, yıl sonu için %0,6’lık büyüme hedefini korumaya devam ediyor.

Uzak Doğu’da Japonya tarafında da benzer bir temkinlilik göze çarpıyor. Eski üst düzey döviz yetkilisi Masatsugu Asakawa, dolar/yen paritesine müdahale için ABD’den baskı görmelerinin düşük bir ihtimal olduğunu belirterek piyasaları rahatlattı. Bununla birlikte Japonya Merkez Bankasının (BOJ) eski üyelerinden Makoto Sakurai, ABD’nin ticaret politikalarının Japon ekonomisine olası etkilerini daha net görebilmek için faiz artışlarının Mart 2026’ya kadar ertelenebileceğini dile getirdi. Zira Japonya ekonomisi ihracat odaklı yapısıyla dış ticaretteki kısıtlamalara son derece duyarlı. Nitekim Daiwa Securities’in hesaplamalarına göre ABD’nin Japon ürünlerine uygulayacağı %25 ek tarifeler, Japonya’nın reel GSYİH’sini %1,1 oranında düşürebilir. Bu da büyümenin Mart 2026’da sona erecek mali yıl içinde ancak %0,1 – %0,2 bandında kalmasına yol açabilir.

Çin’de ise durum farklı ancak belirsizlik benzer. Nomura analistleri, Çin ekonomisinin 2025’in ikinci yarısında belirgin şekilde yavaşlayabileceği uyarısında bulunuyor. Gayrimenkul krizinin derinleşmesi, ihracat artışının hız kesmesi ve yeşil enerji sektöründe oluşan kapasite fazlası gibi faktörler talep üzerinde baskı yaratıyor. Bu yüzden GSYİH büyümesinin %5,1’den %4’e gerileyebileceği tahmin ediliyor. Pekin yönetiminin bu tabloyu hafifletmek için yeni destek paketleri açıklaması bekleniyor ancak bu paketlerin yapısal sorunları ne kadar çözebileceği halen soru işareti.

Küresel ticaret gerilimlerinden etkilenen bir diğer önemli ülke Güney Kore. Güney Kore Merkez Bankası, artan hanehalkı borçları ve ABD’nin ticaret politikalarındaki agresif adımlar nedeniyle faiz oranını %2,50’de sabit tutarak temkinli bir duruş sergilemeyi sürdürdü. Banka yetkilileri, küresel risklerin devam etmesi ve içerideki borçlanma seviyelerinin yüksek olması nedeniyle ilerleyen dönemde de dikkatli politika izleyeceklerini belirtti.

Güney Amerika’nın en büyük ekonomisi Brezilya ise ABD’nin uygulayacağını açıkladığı %50 oranındaki ithalat tarifesine sert tepki gösterdi. Başkan Lula da Silva, bu adımı “Ekonomik Karşılıklılık Yasası” kapsamında karşılıksız bırakmayacaklarını ve mukabil tedbirler alacaklarını açıkladı. Lula’nın ofisinden yapılan açıklamada, gümrük kararlarının ikili ticaret ilişkilerine zarar vermemesi adına tüm diplomatik ve ekonomik seçeneklerin değerlendirildiği vurgulandı.

Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, ABD’nin ticaret politikalarının hem Avrupa, hem Asya, hem de Güney Amerika üzerindeki baskıyı artırdığı açıkça görülüyor. Bunun merkez bankaları üzerinde faiz ve büyüme hedefleri açısından yarattığı belirsizlikler de ekonomilerde temkinli politikaların öne çıkmasına yol açıyor. Öte yandan küresel enerji fiyatlarının yeni yaptırımlar sebebiyle artma riski, gelişmekte olan ülkeler açısından enflasyonist baskıları da yeniden gündeme taşıyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde hem yatırımcıların risk iştahı hem de merkez bankalarının para politikaları büyük ölçüde ABD kaynaklı bu ticaret ve yaptırım politikalarının seyrine bağlı kalmaya devam edecek gibi görünüyor.