Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı Aralık 2025 İşgücü İstatistikleri, ilk bakışta olumlu bir tabloya işaret ediyor. Dar tanımlı işsiz sayısı 286 bin kişi azalarak 2 milyon 736 bine gerilerken, işsizlik oranı yüzde 7,7’ye düştü. Bu seviye, son yılların görece düşük oranlarından biri olarak dikkat çekiyor. Ancak verilerin tamamına bakıldığında, işgücü piyasasının gerçek fotoğrafının daha karmaşık olduğu görülüyor.
Her şeyden önce, işsiz sayısındaki düşüş tek başına yeterli bir iyileşme göstergesi değil. Aynı dönemde istihdam edilenlerin sayısı 42 bin kişi azalarak 32 milyon 685 bine geriledi. Yani işsizlik azalırken istihdam da düşüyor. Bu durum, düşüşün önemli bir kısmının yeni istihdam yaratılmasından değil, insanların işgücü piyasasından çekilmesinden kaynaklandığını düşündürüyor.
Nitekim bu tabloyu doğrulayan en kritik gösterge, işgücüne katılım oranındaki gerileme. İşgücü Aralık ayında 328 bin kişi azalarak 35 milyon 421 bine inerken, işgücüne katılım oranı yüzde 53,2’ye düştü. Başka bir ifadeyle yüz binlerce kişi ya iş aramaktan vazgeçti ya da çalışma hayatının dışında kaldı. Bu kişiler dar tanımlı işsiz sayısına dahil edilmediği için, manşet işsizlik oranı düşmüş görünüyor.
Kadın-erkek arasındaki farklar da yapısal sorunların sürdüğünü gösteriyor. Erkeklerde işsizlik oranı yüzde 6,3 iken kadınlarda yüzde 10,5. Daha çarpıcı olan ise istihdam oranları: Erkeklerde yüzde 66,8 olan istihdam oranı, kadınlarda sadece yüzde 31,7. Bu tablo, Türkiye’de kadınların işgücü piyasasına katılımının hâlâ ciddi biçimde sınırlı olduğunu ve ekonomik büyümenin toplumsal tabana yayılmasında önemli bir engel bulunduğunu ortaya koyuyor.
Genç nüfusta da benzer bir ikilem söz konusu. Genç işsizlik oranı yüzde 14,1’e gerilemiş olsa da, bu oran hâlâ genel işsizliğin neredeyse iki katı. Özellikle genç kadınlarda işsizlik oranının yüzde 18,2 olması, eğitimden işe geçiş süreçlerinin ve gençlere yönelik istihdam politikalarının yeterince güçlü olmadığını düşündürüyor.
Verilerin belki de en çarpıcı kısmı geniş tanımlı işsizlikte ortaya çıkıyor. Atıl işgücü oranı yüzde 28,6 seviyesinde. Bu oran; işsizleri, zamana bağlı eksik istihdam edilenleri ve çalışmaya hazır olduğu halde iş aramayan potansiyel işgücünü kapsıyor. Yani Türkiye’de her 100 kişiden yaklaşık 29’u ya işsiz, ya yeterince çalışamıyor ya da çalışmak istediği halde sistemin dışında kalmış durumda.
Bu noktada dar ve geniş tanımlı işsizlik arasındaki farkın açılması, işgücü piyasasında “gizli işsizlik” sorununun derinleştiğini gösteriyor. İnsanlar iş bulma umudunu kaybettikçe iş aramaktan vazgeçiyor ve istatistiksel olarak işsiz görünmüyor. Ancak ekonomik gerçeklik değişmiyor: Bu kişiler üretim sürecine katılamıyor ve gelir elde edemiyor.
Öte yandan haftalık ortalama fiili çalışma süresinin 43,1 saate yükselmesi, çalışanların daha uzun süre çalıştığını gösteriyor. Bu durum iki şekilde yorumlanabilir: Ya firmalar mevcut çalışanlardan daha fazla verim almaya çalışıyor ya da yeni istihdam yaratmak yerine mevcut kadroyla üretimi sürdürmeyi tercih ediyor. Her iki yorum da, istihdam artışının zayıf seyrettiğine işaret ediyor.
Tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de işsizlik sorununun biçim değiştirdiği söylenebilir. Manşet işsizlik oranı düşerken, işgücüne katılım azalıyor ve geniş tanımlı işsizlik yüksek seviyesini koruyor. Bu da bize, sorunun sadece “kaç kişi işsiz” sorusuyla ölçülemeyeceğini gösteriyor.
Gerçek bir iyileşmeden söz edebilmek için, istihdamın kalıcı biçimde artması, kadınların ve gençlerin işgücüne katılımının yükselmesi ve insanların umutsuzluk nedeniyle piyasadan çekilmesinin önüne geçilmesi gerekiyor. Aksi halde rakamlar düzeliyor gibi görünse bile, toplumun geniş kesimleri için çalışma hayatı hâlâ kırılgan ve güvencesiz olmaya devam edecek.
Kısacası, Aralık 2025 verileri “işsizlik azalıyor” manşetinden çok daha fazlasını söylüyor. Türkiye’nin asıl meselesi, işsizliği düşük göstermek değil, nitelikli ve sürdürülebilir istihdam yaratmak. Bu hedefe yaklaşılmadıkça, dar tanımlı işsizlikteki düşüşler kalıcı bir rahatlama sağlamayacaktır.











