Küresel finans sisteminin bel kemiğini oluşturan ABD Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, son günlerde alışılmışın dışında bir tartışmanın merkezinde yer alıyor. Fed Başkanı Jerome Powell’a bildirilen ve kamuoyuna “cezai soruşturma tehdidi” olarak yansıyan süreç, sadece bir kişiye ya da kuruma değil, modern merkez bankacılığının temel ilkelerinden birine yönelmiş ciddi bir sınama niteliği taşıyor. Bu nedenle aralarında Ben Bernanke, Alan Greenspan ve Janet Yellen gibi eski Fed başkanları ile ABD’nin eski Hazine bakanlarının da bulunduğu isimlerin ortak bir açıklamayla tepki göstermesi şaşırtıcı değil.
Bu açıklamanın en kritik noktası, Fed’in bağımsızlığının yalnızca kurumsal bir tercih değil, ekonomik performansın sürdürülebilirliği açısından hayati bir unsur olduğunun net bir şekilde vurgulanmasıdır. Fiyat istikrarı, maksimum istihdam ve uzun vadede ılımlı faiz oranları gibi hedefler, ancak siyasi baskılardan arındırılmış bir para politikasıyla gerçekleştirilebilir. Aksi halde merkez bankası, kısa vadeli politik çıkarların aracı haline gelir ki bunun sonuçları tarihte defalarca görülmüştür.
Powell’a yönelik bildirilen cezai soruşturma tehdidinin, savcılık yoluyla gerçekleştirilen benzeri görülmemiş bir girişim olarak tanımlanması boşuna değildir. Çünkü bu tür adımlar, doğrudan olmasa bile dolaylı biçimde para politikasını şekillendiren karar alıcılar üzerinde caydırıcı bir baskı yaratır. Bugün soruşturma tehdidi, yarın görevden alma tartışması, ertesi gün faiz kararlarına açık müdahale… Bu zincirin nereye varacağı belirsizdir ve asıl tehlike de burada başlar.
Eski Fed başkanları ve Hazine bakanlarının ortak açıklamasında yer alan “bu tür uygulamalar gelişmekte olan piyasalara özgüdür” vurgusu özellikle dikkat çekicidir. Kurumsal yapısı zayıf ülkelerde merkez bankalarının siyasi otoriteye bağımlı hale gelmesi, genellikle yüksek enflasyon, para biriminde değer kaybı ve ekonomik istikrarsızlık ile sonuçlanır. ABD gibi hukukun üstünlüğünü ekonomik gücünün temeline koymuş bir ülkede, bu algının dahi oluşması son derece yıpratıcıdır.
Jerome Powell’ın yaptığı açıklamalar ise meselenin teknik bir hukuki tartışmadan çok daha fazlası olduğunu gösteriyor. Powell, kimsenin hukukun üstünde olmadığını açıkça ifade ederken, aynı zamanda bu sürecin yönetimin tehditleri ve baskıları bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Bu cümle, satır aralarında şunu anlatıyor: Sorun soruşturmanın varlığı değil, zamanlaması ve bağlamıdır.
Powell’ın, asıl nedenin Fed’in para politikası kararları olduğunu öne sürmesi, tartışmayı doğrudan merkez bankası bağımsızlığı eksenine taşıyor. Faiz oranlarının, siyasi tercihlere göre değil; veriler, ekonomik koşullar ve kamu yararı doğrultusunda belirlenmesi gerektiği, modern ekonomi yönetiminin en temel kabullerinden biridir. Eğer bir Fed başkanı, faiz indirmediği ya da artırdığı için cezai tehdit algısıyla karşı karşıya kalıyorsa, bu durum yalnızca bugünkü kararları değil, gelecekte alınacak tüm kararların özgürlüğünü de gölgeler.
Bu noktada mesele sadece Powell’ın görev süresiyle sınırlı değildir. Asıl risk, Fed’in kurumsal hafızasında ve küresel piyasalardaki algısında oluşacak hasardır. Çünkü yatırımcılar için Fed, sadece ABD’nin değil, dünyanın merkez bankasıdır. Fed’e duyulan güven sarsıldığında, doların itibarı, ABD tahvillerinin güvenli liman algısı ve küresel finansal denge de sarsılır. Bu etki, ABD sınırlarının çok ötesine taşar.
Powell’ın, görevini siyasi baskıdan uzak şekilde sürdürme kararlılığı, kısa vadede piyasaları rahatlatan bir mesaj olabilir. Ancak uzun vadede belirleyici olan, bu tür girişimlerin kurumsal olarak normalleşip normalleşmeyeceğidir. Eğer bu olay istisna olarak kalırsa, Fed bağımsızlığı güçlenerek çıkabilir. Ama aksi durumda, ABD ekonomisinin en büyük avantajlarından biri olan öngörülebilir ve güvenilir para politikası çerçevesi ciddi yara alır.
Sonuç olarak yaşananlar, sadece bir merkez bankası başkanının hukuki süreci değil; para politikasının siyaset karşısındaki dayanıklılığının testidir. Eski Fed başkanları ve Hazine bakanlarının ortak tavrı da bu yüzden nettir: Fed’in bağımsızlığı tartışmaya açılırsa, bedelini sadece Fed değil, tüm ekonomi öder. Tarih, bu bedelin her zaman ağır olduğunu defalarca göstermiştir.











